117 Yılın Sırrı: Meyve ve Sebze Tüketmeden Yaşamış Kadının Beslenme Alışkanlıkları
1899 yılında İtalya'nın Piemonte bölgesinde dünyaya gelen ve tam 117 yıl boyunca hayata tutunarak dünya rekorları kıran Emma Morano'nun yaşam öyküsü, uzun ömür araştırmacıları ve tıp otoriteleri için adeta bir vaka çalışması niteliği taşıyor. Bilim dünyası genel olarak Akdeniz diyetinin faydalarına, düzenli sebze ve meyve tüketimine ve fiziksel aktivitenin önemine vurgu yaparken, Morano bu genel kabul görmüş kaidelerin dışında kalarak adeta kendi kurallarını yazdı ve bir asırdan fazla bir ömrü geride bıraktı. Morano'nun bu olağanüstü uzun ömrünün ardındaki beslenme düzeni, dikkat çekici derecede basit ve sıra dışıydı.
Morano'nun günlük beslenme rutinindeki en çarpıcı unsur, neredeyse bir asır boyunca her gün düzenli olarak tükettiği üç adet yumurta oldu. Bu yumurtaların ikisini genellikle çiğ olarak tüketirken, bir tanesini ise haşlanmış veya omlet şeklinde hazırlayarak beslenmesine dahil ediyordu. Bu alışkanlığın kökeni, I. Dünya Savaşı sonrasında, henüz 20'li yaşlarındayken konulan anemi (kansızlık) teşhisine dayanıyor. Doktorların önerisiyle yumurtayı hayatına sokan Morano, bu besini halsizlikle mücadelesinde en büyük destekçisi olarak görüyordu. Kendisine ihtiyaç duyduğu tüm enerjiyi yumurtadan aldığını sıklıkla dile getiriyordu. Beslenme programındaki tek 'lüksü' ise, üzüm, adaçayı ve yöresinde yetişen çeşitli yabani otlardan kendi elleriyle hazırladığı özel bir bitkisel likördü. Yaş ilerledikçe, vücudunun ihtiyacına göre bu yumurta sayısını günde ikiye indirdiği belirtiliyor.
Sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri olarak kabul edilen taze meyve ve sebzelerin Morano'nun diyetinde neredeyse hiç yer almaması, doktorlarını bile şaşkına çeviren bir detaydı. Yaklaşık otuz yıl boyunca Emma Morano'yu yakından takip eden doktoru Dr. Carlo Bava, hastasının bu konudaki tutumunu hayranlıkla anlatırdı. Buna rağmen Morano, hayatı boyunca herhangi bir kronik hastalığa yakalanmadı ve karmaşık ilaç tedavilerine ya da tıbbi müdahalelere ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürdü. Bu durum, beslenme ve uzun ömür arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık ve kişiye özgü olabileceğini gözler önüne seriyor.
Uzun ömür araştırmalarında genellikle güçlü sosyal bağların ve mutlu evliliklerin önemi vurgulanırken, Emma Morano bu konuda da geleneksel beklentileri yıktı. Hayatının önemli bir bölümünü yalnız geçiren Morano, 20 yaşında yaptığı tek evliliğin büyük bir mutsuzluk ve şiddetle dolu olduğunu ifade ediyordu. Gerçekten sevdiği bir erkeğin trajik ölümünün ardından, istemediği bir evliliğe mecbur kalmış ve bu durumdan kurtulmak istemişti. 1938 yılında, henüz çok genç yaşta kaybettiği tek çocuğunun ardından, hayatında köklü bir değişiklik yapma kararı aldı. Evliliğini sonlandırdı ve bir daha asla evlenmedi. Bu kararıyla birlikte, kimseye boyun eğmeyeceğini ve kendi hayatının kontrolünü tamamen eline aldığını kanıtlamıştı. Morano'ya göre, bir ilişkiyle birlikte gelen stres, kavgalar ve hayal kırıklıklarından uzak kalmak, onun ömrünü uzatan en önemli etkenlerden biriydi.