24 Yıl Sonra Ekonomi: Başlangıç Noktası ve Mevcut Durum Karşılaştırması
2001 yılında yolsuzluğa karşı mücadele, yasakların kaldırılması ve ekonomik refah vaadiyle kurulan bir siyasi hareket, aradan geçen 24 yılın sonunda Türkiye ekonomisini başlangıç noktasına kıyasla daha geride bir konuma sürükledi. 14 Ağustos 2001'de temelleri atılan ve ekonomik kalkınma hedefleriyle yola çıkan parti, kuruluşunun 25. yıl dönümünü geride bırakırken, geriye dönüp bakıldığında vaat edilenlerle mevcut ekonomik tablo arasında ciddi bir makas olduğu gözlemleniyor. Özellikle 2002 yılı sonlarında devralınan ve kesintisiz bir şekilde 24 yıldır yönetilen ekonominin temel göstergeleri ve vatandaşların cebindeki reel durum, hedeflenenin tam tersi bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu süreçte yaşananlar, ekonomik politikalara ve yönetim anlayışına dair önemli soruları beraberinde getiriyor.
İktidarın ekonomiyi devraldığı 2002 yılındaki yıllık tüketici enflasyonu rakamları, bugünkü durumla karşılaştırıldığında endişe verici bir artış trendini gözler önüne seriyor. O dönemde yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29.7 seviyesindeyken, Temmuz 2026 itibarıyla bu rakamın yüzde 31.75'e yükselmesi, enflasyonla mücadelede gelinen noktanın başlangıç noktasını dahi aştığını gösteriyor. Bu durum, fiyat istikrarının sağlanması ve vatandaşların alım gücünün korunması açısından ciddi bir başarısızlık olarak değerlendiriliyor. Aynı dönemde, Türkiye ekonomisinin yıllık büyüme hızında da belirgin bir düşüş yaşanmış; büyüme rakamları yüzde 6.4'ten yüzde 2.5'e gerilemiş durumda. Bu yavaşlama, ülkenin genel ekonomik dinamizmi ve istihdam olanakları üzerinde olumsuz etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.
Döviz kurlarındaki dramatik yükseliş, Türk lirasının yabancı para birimleri karşısındaki değer kaybını açıkça ortaya koyuyor. 2002 yılında yalnızca 1.5 Türk lirası olan Amerikan doları, bugün 47.88 liraya ulaşmış durumda. Bu durum, Türk lirasının dolar karşısında yaklaşık yüzde 96.9 gibi devasa bir oranda değer kaybettiği anlamına geliyor. Dış borç stoku da benzer şekilde ürkütücü bir artış göstermiş; 2002 sonunda 132 milyar dolar olan dış borç miktarı, 2026 yılının ilk çeyreğinde yaklaşık 3.9 katına çıkarak 518.5 milyar dolara fırlamış durumda. Gelirlerde kağıt üzerindeki artışlar, yüksek enflasyon ve sürekli değer kaybeden kur karşısında vatandaşların alım gücünü korumaya yetersiz kalıyor. Vatandaşın refah seviyesini gösteren en önemli göstergelerden biri olan asgari ücretin alım gücü de bu durumdan nasibini almış durumda. 2002'de 184 Türk lirası (o dönemin kuruyla yaklaşık 126 Amerikan doları) olan asgari ücretle yaklaşık 6.8 adet çeyrek altın alınabiliyordu. 2026 yılında asgari ücret 28 bin 75 liraya (yaklaşık 586 Amerikan doları) yükselse de, alım gücü ile alınabilen çeyrek altın sayısı 2.6 adede kadar gerilemiş durumda. Bu durum, özellikle sabit gelirli vatandaşların yaşam standartlarının önemli ölçüde düştüğünü gösteriyor.
Temel gıda maddelerine erişimdeki zorluklar, vatandaşların günlük yaşamını derinden etkiliyor. Çeyrek asırlık bir süreçte, et fiyatlarındaki fahiş artışlar dikkat çekiyor. 2002 yılının Aralık ayında kilogramı ortalama 10 Türk lirası olan dana eti, 2026 yılında kilogramı 974.88 Türk lirasına ulaşarak neredeyse 100 katına yakın bir artış göstermiş durumda. Benzer şekilde, 2002'de kilogramı 2.65 Türk lirası olan tavuk etinin fiyatı da 2026'da 149.36 Türk lirasına yükselerek önemli bir fiyat artışı kaydetmiş. Ekonomideki bu genel erimenin altında yatan temel nedenlerden biri olarak gösterilen kurumsal yapının bozulması, uluslararası bağımsız endekslerde de açıkça tescillenmiş durumda. Yolsuzluk Algı Endeksi'nde Türkiye, 2013 yılında 177 ülke arasında 53. sırada yer alırken, 2025'te 182 ülke arasında 124. sıraya gerileyerek önemli bir düşüş yaşamış. Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde de benzer bir tablo söz konusu; 2015'te 80. sırada olan ülke, 38 basamak kaybederek 143 ülke arasında 118. sıraya düşmüş. Bu endekslerdeki düşüşler, ülkenin genel yönetişim kalitesi ve hukuki güvenceleri konusunda uluslararası alanda olumsuz bir algı oluştuğunu gösteriyor.