44 Yıllık Zanaatkar Çırak Bulamıyor: Dövizle Dünya Pazarına Açıldı
Türkiye'nin zengin el sanatları geleneğinin nadide örneklerinden biri olan saraçlık mesleği, günümüzde ustalarının yoğun çabalarına rağmen gelecek nesillere aktarılamama tehlikesiyle karşı karşıya. Mesleğe 1982 yılında babasının yanında çırak olarak adım atan ve tam 44 yıldır bu zanaatın içinde yoğrulan Melih Hızlıkurt, hem geleneksel değerleri yaşatmaya çalışıyor hem de modern dünyada kendine özgü bir yer ediniyor. Dedesinden miras kalan aletlerle ürettiği el yapımı deri ürünlerini başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir yanına ihraç eden Hızlıkurt, döviz bazında yüksek kazanç elde etmesine rağmen en büyük derdinin mesleği devralacak bir çırak bulamamak olduğunu dile getiriyor.
Hızlıkurt, mesleğe başladığı ilk yıllarda tarımın atlar ve öküzler gibi hayvan gücüyle yapıldığına tanıklık ettiğini belirterek, o dönemlerde at arabası koşumları, çift koşumları gibi temel ihtiyaçlara yönelik ürünler ürettiklerini aktarıyor. Teknolojinin ilerlemesi ve makineleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte bu tür ürünlere olan talebin azaldığını ifade eden usta, mesleğin de bu değişimle birlikte evrildiğini vurguluyor. Zamanla üretim yelpazesini genişleterek köpek tasmaları, koyun ve keçi çan kayışları gibi hayvanlarla ilgili her türlü ekipmanı üretmeye başladıklarını ve hala da bu ürünleri yapmaya devam ettiklerini sözlerine ekliyor.
Geleneksel zanaatını dijital dünya ile buluşturan Melih Hızlıkurt, eşinin de büyük desteğiyle mesleğini uluslararası bir platforma taşıdı. Kurduğu ve dokuz farklı yabancı dilde hizmet veren bir web sitesi aracılığıyla, tamamen el işçiliğiyle üretilen özel tasarım ürünlerini küresel pazara sunuyor. Atölyesinde modern makineler yerine iğne, iplik, tığ ve biz gibi geleneksel aletleri kullanarak üretim yapan Hızlıkurt, hatta bazı malzemelerini hala dedesinden kalan antik parçalardan temin ettiğini gururla paylaşıyor. Üretim süreçlerinde sadakati ve geleneğe bağlılığı ön planda tutarak, eskiden olduğu gibi üretim yapmaya özen gösterdiğini belirtiyor.
Çin'den Almanya'ya, Belçika'dan Balkanlar'a kadar geniş bir coğrafyaya, en az on farklı ülkeye ihracat gerçekleştiren Hızlıkurt, kendisinin üretimle ilgilendiğini, eşinin ise ihracat ve pazarlama süreçlerini yönettiğini anlatıyor. Ürünlerinin fiyatlandırmasını, harcanan zaman ve kullanılan malzemeye göre belirlediklerini söyleyen usta, özellikle at koşum takımları gibi detaylı ve zahmetli işlerde işçilik maliyetinin yüksekliğinden dolayı fiyatların 100 Euro'dan başlayıp 1000 Euro'ya kadar çıkabildiğini ifade ediyor. Köpek tasmaları gibi daha basit ürünlerde ise fiyatların daha makul seviyelerde kaldığını belirtiyor.
Melih Hızlıkurt'un ustalığı sadece bireysel ürünlerle sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen kültür miraslarından biri olan Rahmi Koç Müzesi'nde de önemli projelere imza atmış. Müzedeki tarihi fayton koşumları ve tramvay körüklerinin restorasyonunu üç buçuk yıl süren titiz bir çalışmayla gerçekleştiren Hızlıkurt, bu tür projelerde ön araştırmanın önemine değiniyor. Eski teknikleri, kullanılan malzemeleri ve aksesuarları detaylıca inceleyerek, tarihi dokuyu bozmadan, el emeğiyle orijinaline en yakın ürünleri yeniden hayata kazandırdıklarını vurguluyor. Bu sayede hem zanaatının inceliklerini sergiliyor hem de kültürel mirasa katkıda bulunuyor.
Saraçlık zanaatının geçmişte bir zorunluluk olduğunu, ancak teknoloji ve makineleşmenin gelişmesiyle birlikte at ve hayvan kullanımının azalmasıyla taleplerin farklı alanlara kaydığını anlatan Hızlıkurt, günümüzde kişiye özel köpek tasmaları, kılıç kılıfları ve müze restorasyonları gibi alanlarda da hizmet verdiklerini belirtiyor. Türkiye'nin en büyük müzelerinden biri olan Rahmi Koç Müzesi ile yürüttüğü iş birliğinden bahsederken, Haliç'teki fayton koşumları, atlı tramvaylar ve faytonların körükleri gibi maketlerin üzerindeki koşumların restorasyonunu başarıyla tamamladıklarını aktarıyor. Müzelerden gelen talepleri titizlikle inceleyerek, hangi malzemelerin kullanıldığını, hangi aksesuarların yer aldığını araştırdıktan sonra, üretim tekniklerini de eskiden olduğu gibi el emeğiyle gerçekleştirerek tarihi dokuyu yaşattıklarını ifade ediyor.
Hızlıkurt, mesleğinin geleceği konusunda duyduğu endişeyi dile getirirken, gençlerin bu zanaata olan ilgisizliğinden yakınıyor. El emeği göz nuru ürünlerin değerinin yeterince bilinmediğini ve makine üretimiyle rekabetin zorluğunu vurguluyor. Dövizle yapılan satışlardan elde edilen gelirin, artan maliyetler ve uzun çalışma saatleri göz önüne alındığında, mesleği sürdürmek için yeterli motivasyonu sağlamadığını belirtiyor. Bu köklü zanaatın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaması için devletten ve ilgili kurumlardan destek beklediğini ifade ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın el sanatlarını destekleme projelerine katılarak mesleğini tanıtmayı ve gençleri bu alana yönlendirmeyi hedeflediğini sözlerine ekliyor. Geleneksel zanaatların korunması ve gelecek nesillere aktarılması için toplumsal bir farkındalığın artması gerektiğine inanıyor.