Alzheimer Hastası Kadında Mucize: 5 Yıllık Sessizlik Psilosibinle Sona Erdi
Dünya

Alzheimer Hastası Kadında Mucize: 5 Yıllık Sessizlik Psilosibinle Sona Erdi

3

Tıpta çığır açan gelişmeler yaşanmaya devam ederken, son olarak nöroloji alanında dikkat çekici bir vaka, Alzheimer hastalığına yönelik umutları yeşertti. Yıllardır süren sessizliği ve iletişim kuramama durumuyla mücadele eden yaşlı bir hasta, uygulanan deneysel bir tedavi yöntemi sayesinde adeta küllerinden yeniden doğdu. Beyin üzerindeki etkileriyle bilinen psilosibin maddesi, daha önce depresyon, anksiyete ve alkolizm gibi rahatsızlıkların tedavisinde umut vaat etmiş, ancak 1960 ve 70'li yıllardaki yasaklamalar nedeniyle uzun yıllar boyunca bilimsel araştırmaların dışında kalmıştı. Son yıllarda ise bu önyargıların yıkılmasıyla birlikte psikedelik maddelerle yapılan çalışmalar, şaşırtıcı sonuçlar vermeye başladı. Frontiers in Neuroscience dergisinde yayımlanan yeni bir vaka analizi, bu alandaki en sarsıcı bulgulardan birini gözler önüne serdi.

Vakanın merkezinde, Alzheimer hastalığı nedeniyle on yıldır tedavi gören ve son beş yıldır durumu giderek ağırlaşan, 80'li yaşlarında Japon-Amerikalı bir kadın yer alıyor. Hastalığın ilerleyen evrelerinde, iletişim kurma yetisini tamamen yitiren, çevresine tepki veremeyen ve en yakınlarıyla dahi bağ kuramayan yaşlı kadın, adeta kendi dünyasına çekilmişti. Alzheimer'ın hastanın benliğini alıp götürdüğü, onu adeta cansız bir heykele dönüştürdüğü bu durum, doktorunu deneysel bir tedaviye yöneltti. Tıp literatürüne geçmesi beklenen bu yenilikçi yaklaşımda, hastaya yüksek dozda psilosibin (sihirli mantar) maddesi uygulandı. Bu karar, hastanın doktorunun kaybedecek bir şeyi kalmadığı düşüncesiyle verilmişti.

Uygulanan tedavi kapsamında, halüsinatif etkileriyle bilinen "Enigma" adlı mantar türünden 5 gramlık yüksek bir doz yaşlı kadına verildi. Madde uygulandıktan sonra hasta, uzmanlar tarafından "derin uyku" olarak tanımlanan, yüksek ateş ve yoğun terlemenin eşlik ettiği yoğun bir sürece girdi. Bu süreçte hastanın ortak gerçeklik algısından tamamen koptuğu gözlemlendi. Yaklaşık 19 saat süren bu derin uykunun ardından uyandığında ise doktorları ve ailesi için adeta bir mucize gerçekleşti. Tam beş yıldır tek bir kelime dahi etmeyen yaşlı kadın, uyandıktan sonra saatlerce süren kesintisiz bir sohbetle hayat hikayesini ailesine anlattı. Bu beklenmedik ve etkileyici iyileşme, nöroloji dünyasında büyük bir yankı uyandırdı.

Mucizevi etki bununla da sınırlı kalmadı; iyileşme günlerce devam etti. Yaşlı kadının hafızası ve bilişsel fonksiyonları belirgin şekilde düzeldi. Göz teması kurmaya, gülümsemeye başlayan hastada, fiziksel semptomlarda da önemli iyileşmeler gözlendi. İdrar kontrolünü yeniden kazanması, motor becerilerinin düzelmesi ve kendi kendine giyinmeye başlaması gibi gelişmeler dikkat çekiciydi. Bir ay sonra uygulanan ikinci ve daha düşük dozlu seans ise iyileşmeyi daha da ileriye taşıdı. Yüz mimikleri canlandı, sözel ifade yeteneği arttı ve en şaşırtıcı olanı, kendiliğinden gelişen bir mizah anlayışı ortaya çıktı. Alzheimer hastalığında mizah kaybının erken evre bilişsel çöküşün bir işareti olduğu düşünüldüğünde, bu durumun geri dönmesi bilimsel açıdan büyük önem taşıyordu. Hasta, hatta oğluyla sahilde sörf yapma hayallerini anlatarak, "Buraya gelmek çok hoş" gibi ifadeler kullanabildi.

Bu umut verici kazanımlar ne yazık ki kalıcı olmadı ve vaka analizi yazarları tarafından "kısa süreli" olarak nitelendirildi. Ayrıca, bu çalışma kontrollü bir laboratuvar ortamında değil, tek bir hasta üzerinde gerçekleştirilen özel bir vaka analiziydi. Bu nedenle, "Alzheimer'a kesin çözüm bulundu" demek için henüz erken. Ancak bu vaka, tıp dünyasının Alzheimer hastalarında beynin geri döndürülemez şekilde hasar gördüğü yönündeki kökleşmiş inancını derinden sarsıyor. Günümüze kadar geliştirilen Alzheimer ilaçları genellikle hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya veya semptomları yönetmeye odaklanıyordu. Ancak bu 80 yaşındaki kadının hikayesi, kaybolduğu düşünülen yeteneklerin aslında yok olmadığını, yalnızca beynin derinliklerinde gizlenmiş veya baskılanmış olabileceğini ve doğru yöntemlerle yeniden aktive edilebileceğini gösteriyor. Günümüzde MDMA destekli terapilerin travma sonrası stres bozukluğundaki başarısı ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki birçok eyaletin psilosibini ağır depresyon tedavisinde yasallaştırması, psikedelik tıbbın yükselişini açıkça ortaya koyuyor. Bir zamanlar "yasaklı" olarak görülen bu maddelerin, Alzheimer gibi çözümü zor nörolojik hastalıklara karşı gelecekte insanlığın en güçlü araçlarından biri olabileceği düşünülüyor.

Paylaş

İlgili Haberler