Ankara NATO Zirvesi ve Doğu Akdeniz'de Yeni Dengeler
Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı önemli NATO zirvesi öncesinde, uluslararası arenada jeopolitik gelişmeler hız kazandı. Başkent Ankara'da hayata geçirilen özel askeri havalimanı ve yapılan 11.5 milyar liralık yatırım, Batılı ülkelerin ve ABD basınında geniş yankı bulurken, Türkiye'ye yönelik olası görevlendirmeler ve stratejik hamleler gündeme geldi. Bu durum, Doğu Akdeniz'deki dengeyi yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.
ABD'nin Senatosunda onaylanan 'Eastern Mediterranean Gateway Act' (Doğu Akdeniz Geçit Yasası) tasarısı, Türkiye'yi Mavi Vatan olarak adlandırılan deniz alanlarında dışlama amacı taşıyan bir proje olarak yorumlanıyor. Bu yasa, ABD'nin Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Mısır gibi ülkelerle enerji ve savunma alanlarındaki iş birliğini derinleştirmeyi hedefliyor. Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) kapsamında öngörülen daha geniş bağlantısallık ağına bu ülkelerin entegrasyonu planlanırken, Türkiye'nin bu denklemden dışında bırakılmasına yönelik stratejiler dikkat çekiyor. Tasarının, Türkiye'yi tamamen saf dışı bırakacak IMEC koridorunun askeri ve siber güvenliğini sağlamak amacıyla Doğu Akdeniz limanlarını bu ittifaka tahsis edeceği belirtiliyor.
Fransa'nın da Doğu Akdeniz'deki etkinliğini artırma çabaları göz ardı edilmiyor. Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan Kuvvetler Statüsü Anlaşması (SOFA), adanın güneyini adeta bir Fransız askeri üssüne dönüştürme potansiyeli taşıyor. Bu anlaşma ile Fransa, Güney Kıbrıs'taki askeri limanlara, hava sahasına ve istihbarat altyapısına sınırsız erişim hakkı elde etmiş durumda. Avrupa Birliği'nin stratejik öngörülerine önemli bir katkı olarak sunulan bu hamle, aynı zamanda Fransa'nın Türk deniz gücünü güneyden baskılama stratejisinin bir parçası olarak da değerlendiriliyor.
Yunanistan ise Türkiye karşısındaki askeri yetersizliğini Batılı büyük güçlerin desteğiyle kapatma stratejisinde vites artırdı. Fransa ile imzalanan 'Genişletilmiş Kapsamlı Stratejik Ortaklık' anlaşması, Ege ve Doğu Akdeniz'deki güç dengelerini değiştirebilecek nitelikte. Fransa Cumhurbaşkanı'nın Yunanistan'ı 'Fransız nükleer koruma şemsiyesi' altına aldığını açıklaması, Avrupa basınında olası bir sınır krizinde Yunan topraklarına nükleer silah konuşlandırılabileceği ve bunun Türkiye'ye karşı yürütülen kuşatma politikasında 'çılgınlık' olarak yorumlanabilecek adımların habercisi olabileceği yönünde analizlere yol açtı.
Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde İsrail'in rolü de büyük önem taşıyor. Türkiye'nin kıta sahanlığı ve egemenlik haklarını hiçe sayan İsrail yönetimi, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa'ya uzanacak olan 'Great Sea Interconnector' elektrik ve enerji hattını hayata geçirmek için yoğun çaba sarf ediyor. Bu projelerle, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının Batı'ya aktarılması ve Türkiye'nin denizden bir enerji duvarıyla çevrelenmesi senaryoları öne çıkıyor.
ABD'nin Avrupa'daki asker sayısını azaltma ve gözden geçirme sürecine başlayacağı yönündeki açıklamaları, Akdeniz'deki ittifakları daha da pervasız hale getirebilir. Pentagon'un bu adımının, Fransa ve AB liderliğini Akdeniz'de doğacak güç boşluğunu Türkiye karşıtı bölgesel bir blok oluşturarak doldurmaya itebileceği iddia ediliyor. Bu durum, NATO'nun güneydoğu kanadındaki sorumlulukların yeniden dağılımını da gündeme getirebilir.
Öte yandan, Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) ve İtalyan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IAI) tarafından yapılan zirve analizleri, Türkiye'ye yönelik iki kritik askeri görevin dayatılacağını öngörüyor. Bu görevler arasında Karadeniz'de Ukrayna'yı destekleyecek 'NATO koruyucu misyonunun öncülüğü' ve Orta Doğu ile Akdeniz'den gelebilecek göç ve terör tehditlerine karşı 'NATO'nun Güney Kanadı Başkomutanlığı' yer alıyor. Batılı analistler, Türkiye'nin askeri gücünün Orta Doğu ve Akdeniz'deki risklere karşı bir tampon olarak kullanılmak istendiğini, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki enerji projelerinde Türkiye'nin dışarıda bırakılmaya çalışıldığını belirtiyor.
Ankara'da düzenlenecek NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi'nin, Türkiye'nin Doğu Akdeniz güvenliği, Libya, Suriye, göç ve savunma tedariki gibi konularda rolünü belirleme fırsatı sunacağı düşünülüyor. Zirveye, NATO üyesi ülkelerin liderlerinin yanı sıra Hint-Pasifik Dörtlüsü olarak bilinen Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın da davet edilmesi bekleniyor. Ayrıca, Ukrayna Devlet Başkanı ve bazı Arap ülkelerinin liderlerinin de katılımıyla zirvenin bölgesel ve küresel etkilerinin artması öngörülüyor.
Türkiye'nin savunma sanayiindeki ilerlemeleri ve 2028-2030 arasında NATO Müttefik Reaksiyon Gücü'nün komutasını üstlenecek olması, ülkenin NATO içindeki konumunu daha da güçlendirecek. Savunma yetkilileri, Türkiye'nin artık sadece kendi topraklarını değil, Avrupa güvenliğinin tamamında güvenlik üretebilen merkezi bir müttefik haline geldiğini vurguluyor. Bu durum, NATO'nun güneydoğu kanadını yönetme ihtiyacı ve Türkiye'nin bu rolü üstlenmesi bağlamında önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Kürecik radarı ve İncirlik'in NATO'nun hava savunma zincirindeki kritik rolü de bu bağlamda öne çıkıyor.
Tüm bu jeopolitik gelişmeler, Batılı ülkelerin stratejik hamleleri ve Türkiye'ye yönelik olası görevlendirmeler, Karadeniz ve Adana'da kurulacak yeni NATO üsleri ve komuta merkezleri çerçevesinde değerlendirilmeli. Bu yeni askeri mimari, Türkiye'yi Akdeniz'deki haklarından mahrum bırakırken, risklerin tam göbeğine iten çifte stratejinin sahada somutlaşmış hali olarak görülüyor.