Antarktika'nın Gizemli Volkanları Küresel İklimi Tehdit Ediyor
Batı Antarktika'da yer alan ve hiçbir ülkenin egemenlik iddiasında bulunmadığı devasa Marie Byrd Toprakları, bilim insanlarını şaşkına çeviren yeni bulgularla gündeme geldi. Yaklaşık 1,6 milyon kilometrekarelik bu buzla kaplı bölge, tahminlerin ötesinde bir jeotermal aktiviteye ev sahipliği yapıyor. Yapılan araştırmalar, buz tabakasının altında gizlenmiş 138 adet volkanik sıcak nokta tespit etti. Bu keşif, küresel iklim modelleri ve deniz seviyesi yükselişi tahminleri üzerinde önemli değişikliklere yol açma potansiyeli taşıyor.
Uluslararası bilimsel ekiplerin yürüttüğü detaylı incelemeler sonucunda, Marie Byrd Toprakları'ndaki buz altı jeotermal ısı akışının daha önce öngörülen değerlerden yaklaşık yüzde 50 daha fazla olduğu anlaşıldı. Yer kabuğunun derinliklerinde, yaklaşık 1200 kilometre aşağıda bulunan bir manto plume'u ile bağlantılı olduğu düşünülen bu 138 volkanik merkez, bölgedeki buzulların erimesini hızlandırıyor. Özellikle Thwaites Buzulu'nun tabanından yılda 15 santimetre gibi kayda değer bir hızla erimesine neden olduğu belirtilen bu ısı kaynağı, küresel deniz seviyesinin yükselme oranlarına ilişkin mevcut bilimsel tahminleri kökten değiştirebilecek nitelikte.
1959 tarihli Antarktika Antlaşması, kıtada yeni egemenlik taleplerini yasaklasa da, büyük güçler stratejik önem taşıyan bu bölgedeki veri toplama yarışını yoğunlaştırdı. Çin'in bölgeye bir su altı insansız araç üssü kurma planlarını duyurmasının ardından, Amerika Birleşik Devletleri de Antarktika'ya ayırdığı bütçeyi beş katına çıkardığını açıkladı. Birleşmiş Milletler'in verilerine göre, dünya genelindeki iklim modellerinin yüzde 37'si bu bölgeden elde edilen verilere dayanıyor. Bu verilerin yıllık ekonomik değerinin ise 60 milyar doları aştığı tahmin ediliyor. Bu durum, Marie Byrd Toprakları'nı hem bilimsel araştırmalar hem de jeopolitik rekabet açısından kritik bir merkez haline getiriyor.
Bölgenin aşırı sert iklim koşulları, bilimsel araştırmaları önemli ölçüde güçleştiriyor. Sıcaklıkların eksi 80 santigrat dereceye kadar düşebildiği ve saatte 100 kilometreye varan hızlarda fırtınaların etkili olduğu bu coğrafyada, insanlı araştırma faaliyetleri büyük riskler taşıyor. Yılın en az sekiz ayı boyunca tamamen izole bir ortamda yürütülen çalışmalarda, veri toplama işlemleri için öncelikli olarak rüzgar ve güneş enerjisiyle çalışan otomatik sensörlerden yararlanılıyor. Herhangi bir ülkeye ait olmayan bu geniş coğrafya, aynı zamanda sembolik mikro ulus projeleri ve bağımsız bilimsel araştırmalar için de ilgi çekici bir alan olmaya devam ediyor.