Arjantin'de Süt Verimliliğinde Devrim: 43 Litre Süt Hedefine Ulaşıldı
Dünya

Arjantin'de Süt Verimliliğinde Devrim: 43 Litre Süt Hedefine Ulaşıldı

2

Arjantin'in Córdoba eyaletinde süt üreticiliği yapan Monzoni ailesi, geleneksel mera sistemlerinin kendilerine yeterli geliri sağlamadığını fark ederek hayvancılıkta köklü bir dönüşüme imza attı. İneklerini otlatmak yerine özel olarak tasarlanmış açık hava padoklarında beslemeye başlayan aile, bu yenilikçi yaklaşım sayesinde sağmal inek başına günlük süt verimini ortalama 38 litreden, en yüksek verim dönemlerinde 43 litreye kadar yükseltmeyi başardı. Bu başarı, süt hayvancılığında verimliliği artırmak isteyen üreticiler için ilham verici bir örnek teşkil ediyor.

Arjantin'in tarım ve hayvancılıkla öne çıkan bölgelerinden Córdoba'nın San Justo departmanına bağlı Porteña kasabasında faaliyet gösteren Monzoni ailesi, toplamda 800 hektarlık iki çiftlik arazisi üzerinde modern bir üretim modeli kurdu. Tarım ve hayvancılığı entegre bir şekilde yürüten çiftlikte, yaklaşık 620 baş süt sığırı bulunuyor. Aile, hayvanların beslenmesinde kullandığı mısır ve soya fasulyesi gibi ürünleri hem kendi çiftliklerinde üreterek yem maliyetlerini düşürüyor hem de fazlasını satarak ek gelir elde ediyor. Çiftlikte günde üç kez gerçekleştirilen sağım işlemleriyle elde edilen süt miktarı, uygulanan yeni sistem sayesinde gözle görülür biçimde artış gösterdi. Özellikle yüksek üretim dönemlerinde inek başına düşen günlük süt verimi 42 litreyi aşarken, genel ortalama 38 litre seviyesinde seyrediyor.

Monzoni ailesinin Arjantin'deki tarımcılık öyküsü, 1889 yılına kadar uzanıyor. Ailenin kökleri, Kuzey İtalya'nın Lombardiya bölgesinden Arjantin'e göç eden ve San Justo'da bir süt çiftliği kuran büyük büyük dedelerine dayanıyor. Nesiller boyu süregelen bu çiftçilik geleneği, dedelerden ebeveynlere ve oradan da ailenin bugünkü üyelerine miras kaldı. Ailenin bugünkü temsilcileri Fabio ve Marcos Monzoni, gençlik yıllarında çiftlik dışında farklı sektörlerde çalışmış olsalar da, 2007 yılında ebeveynlerinin ayrılması üzerine çiftliğin yönetimini devralmak durumunda kaldılar. Bu dönemde anneleri, sadece 100 hektarlık bir arazi, 120 başlık bir sürü ve eski tesislerle baş başa kalmıştı. Marcos Monzoni, o dönemin zorluklarını şu sözlerle aktarıyor: "Üç aileyi geçindirmek için bu kaynaklar yetersizdi. Bu durum, bizi gelirlerimizi artıracak yeni sistemler aramaya zorladı." Aile başlangıçta mera tabanlı sistemi iyileştirmeye yönelik adımlar attı; düvelerin gelişimini hızlandırmak için meraları konsantre yemlerle destekledi ve genetik seçilimde cinsiyetlendirilmiş sperm kullanımına yöneldi. Ancak bu önlemlerin de üretimi yeterince artırmadığını gören aile, geleneksel mera modelinden tamamen ayrılarak kuru ahır sistemine geçiş yaptı.

Kuru ahır sisteminde, hayvanlar yem bulmak için geniş arazilerde dolaşmak yerine, yemliklerin bulunduğu sabit ve kontrollü açık hava padoklarında barındırılıyor. Bu sistemin temel felsefesi, hayvanların hareket etmek ve otlamak için harcadığı enerjiyi en aza indirerek, bu enerjinin doğrudan süt üretimine yönlendirilmesini sağlamak. Bu amaçla, hayvanlara yüksek kaliteli yemler sunulurken, genetik yapısı itibarıyla yüksek süt verimi potansiyeline sahip ırkların seçimine büyük önem veriliyor. Monzoni ailesinin çiftliği, zamanla büyüyerek 800 hektarlık iki ayrı arazide faaliyet gösteren ve 520 sağmal ineğe ev sahipliği yapan modern bir tesise dönüştü. Arazilerin bir kısmı, hayvanların yem ihtiyacını karşılamak üzere yem bitkileri üretimi için kullanılırken, mısır ve soya gibi ürünlerin hasat edilen fazlası da ticari olarak değerlendiriliyor. Kuru ahır sisteminin başarısında, hayvanların konforu ve refahı kritik bir rol oynuyor. Padoklar, suyun kolayca akıp gidebilmesi için hafif bir eğime sahip olacak şekilde tasarlanmış. Her bir inek için en az 70-80 metrekarelik geniş bir yaşam alanı ayrılmış durumda. Hayvanların yem ve suya kesintisiz erişimi sağlanırken, dinlenebilecekleri özel alanlar da bulunuyor. Padok zeminleri haftada üç kez temizleniyor ve biriken gübre, hayvanların üzerinde rahatça dinlenebileceği yükseltilmiş ve yumuşak yataklar oluşturmak için kullanılıyor. Fabio Monzoni, gübre yönetiminin hayvan sağlığı, özellikle de ayak ve meme enfeksiyonlarının önlenmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguluyor. Zeminin düzenli temizliği ve nemin uzaklaştırılmasına yönelik titiz çalışmalar yapılıyor. Ayrıca, hayvanların doğrudan güneş ışığından korunması amacıyla padoklarda gölgelik alanlar da mevcut; her inek için yaklaşık 4 metrekarelik bir gölgelik alanı hedefleniyor. Bu amaçla brandalar veya hava akışını engellemeyecek şekilde belirli bir yükseklikte monte edilmiş metal paneller kullanılıyor. Sağım bölmelerinin tasarımı da hayvanların rahatlığı ve sağım sürecinin verimliliği açısından özenle planlanmış. Monzoni çiftliğinde, her sağım bölmesinde ortalama 100-110 inek bulunuyor. Fabio Monzoni, çok büyük gruplar halinde hayvanları bir arada tutmaktan kaçınılması gerektiğini belirterek, 150'den fazla ineğin aynı bölmede bulunmasının sosyal etkileşimleri artırarak strese ve dolayısıyla üretim kaybına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Monzoni ailesinin çiftliğinde uygulanan yemleme sistemi, tüm hayvan kategorileri için benzer bir yaklaşımla tasarlanmış. Rasyonun yaklaşık yarısını yonca ve mısır silajı oluşturuyor. Buna, çiftlikte üretilen mısır ve soya fasulyesi küspesi bazlı protein takviyeleri ile gerekli vitamin ve mineraller ekleniyor. Yüksek biyolojik değere sahip bir protein kaynağı olarak, yakındaki bir tesisten temin edilen peynir altı suyu yan ürünü de rasyona dahil ediliyor. Ayrıca, protein seviyesini desteklemek amacıyla aspir peletleri ve pamuk tohumu da yem karışımlarına ekleniyor. Yemler, farklı bileşenlerin titizlikle karıştırılmasıyla hazırlanıp yemliklere dağıtılıyor. Monzoni ailesi, yemlikler konusunda pratik ve dayanıklı bir çözüm tercih etmiş: Konveyör bantlarından kesilmiş ve kauçukla kaplanmış petrol boruları, yemlik olarak kullanılıyor. Bu boruların uçlarındaki halkalar sayesinde, yemlikler ihtiyaç duyulduğunda kolayca kaldırılıp yerleri değiştirilebiliyor. Bu yöntem, yemlik çevresinde çamur birikmesini önlemeye de yardımcı oluyor. Bu yenilikçi yaklaşım, hem yem israfını azaltıyor hem de hijyenik bir besleme ortamı sağlıyor.

Aile, süt verimliliğini maksimize etmek amacıyla doğum dönemlerini stratejik olarak planlıyor. Uzun yıllardır mevsimsel suni tohumlama uygulaması benimsenmiş durumda. Bu uygulamanın temel amacı, Arjantin'in ikliminde en yüksek sıcaklık ve nemin yaşandığı, dolayısıyla hayvanlarda ısı stresinin en yoğun hissedildiği Aralık ortası ile Şubat ortası arasındaki dönemde doğumların gerçekleşmesini engellemek. Bu strateji sayesinde, doğumlarda yaklaşık yüzde 60'lık bir oran Mart ile Temmuz ayları arasına kaydırılmış durumda. Bu planlamanın bir sonucu olarak, süt üretiminin zirve yaptığı dönemler Temmuz ve Eylül aylarına denk geliyor. Bu dönemlerde, inek başına günlük süt üretimi 41 ila 43 litre gibi etkileyici rakamlara ulaşabiliyor. Kurak geçen yaz aylarında bu rakamlar yaklaşık 32 litreye düşerken, aşırı nemli yaz koşullarında ise 24-25 litreye kadar gerileyebiliyor. Çiftliğin genel süt verimi ortalaması ise sağmal inek başına günlük 38 litre civarında seyrediyor. Üçlü sağım sistemine geçişin, süt üretiminde yaklaşık yüzde 15'lik bir artış sağladığı, buna karşılık yem tüketimindeki artışın ise sadece yüzde 7'de kaldığı belirtiliyor. Bu durum, sistemin verimlilik açısından ne kadar başarılı olduğunu gözler önüne seriyor.

Fabio Monzoni, yüksek süt üretim seviyelerine ulaşmanın sadece daha fazla yem vermekten ibaret olmadığını, aynı zamanda genetik seçilimin de büyük önem taşıdığını vurguluyor. Aile, 2010 yılından bu yana Select Debernardi adlı kurumla iş birliği içinde genetik seçim çalışmalarını sürdürüyor. Başlangıçta hayvanların fiziksel özellikleri ve süt verimi ön plandayken, zamanla seçim kriterleri revize edildi. Günümüzde, daha az yem tüketirken yüksek miktarda süt üretebilen, verimlilik ömrü uzun olan ve iyi üreme özelliklerine sahip, daha küçük yapılı hayvanlar tercih ediliyor. Hayvanların bacak ve meme yapıları da enfeksiyon riskini azaltmak ve yüksek verimi sürdürülebilir kılmak amacıyla titizlikle değerlendiriliyor. Son yıllarda çiftlik yönetimi, sadece litre başına süt fiyatına değil, aynı zamanda sütün içerdiği katı madde oranına da daha fazla önem vermeye başladı. Genomik teknolojilerin kullanılması, bu genetik seçim sürecini hızlandırmak ve daha doğru kararlar almak için önemli bir araç olarak öne çıkıyor.

Monzoni çiftliğinde ortaya çıkan atıklar da, sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda sistemin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriliyor. Çiftlikte üretilen sıvı atıklar, tarım arazilerine dağıtılarak doğal gübre olarak kullanılıyor. Padoklardan toplanan katı gübreler ise tırmık ve küreklerle bir araya getiriliyor ve hayvanların dinlenme alanlarında yataklık malzemesi olarak değerlendiriliyor. Eğer atık miktarı fazla olursa, biriktirilip çökeltilmesi bekleniyor ve ardından yine tarım arazilerinde kullanılmak üzere gübre olarak dağıtılıyor. Buzağıların yetiştirilmesinde de cinsiyete göre farklı yaklaşımlar benimseniyor. Erkek buzağılar, yaşamlarının ilk haftalarında yakından gözlem altında tutulduktan sonra, yaklaşık 350 kilogram ağırlığa ulaşana kadar besi çiftliklerinde yetiştiriliyor. Bu aşamadan sonra, yüksek kalite standartlarına sahip oldukları için daha yüksek fiyat ödeyen mezbahalara veya et işleme tesislerine satılıyorlar. Dişi buzağılar ise, özellikle meme bölgesinde aşırı yağlanmayı önlemek ve sağlıklı bir gelişim süreci sağlamak amacıyla daha düşük yoğunluklu bir beslenme programı ile büyütülüyor. Bu dengeli yaklaşım, hem et üretimi hem de damızlık sürüsünün sağlığı açısından önem taşıyor.

Kuru ahır sistemi, doğru ve titiz bir şekilde uygulandığında inek başına süt üretimini önemli ölçüde artırma potansiyeline sahip. Ancak bu sistemin kendine özgü bazı riskleri de bulunuyor. Fabio Monzoni, özellikle yoğun yağış dönemlerinde padoklarda çamur birikmesinin ciddi operasyonel sorunlara yol açabileceğini belirtiyor. Çamurlu zemin koşulları, mastitis (meme iltihabı) ve ayak hastalıkları gibi sağlık sorunlarının görülme riskini artırabiliyor. Bu durum, bazı hayvanların sürüden çıkarılmasına kadar varabilen olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Bir diğer önemli operasyonel konu ise çalışanların yönetimi. Monzoni ailesinin işletmesinde toplam 24 kişi istihdam ediliyor. Marcos Monzoni, tüm çalışanların, yoğun ve sürekli iletişim gerektiren bu çalışma ortamına kolayca adapte olamayabileceğini ifade ediyor. Bu nedenle aile, iş yerindeki iletişimi ve çalışma ortamını daha da iyileştirmek amacıyla profesyonel bir koçluk ekibinden destek alma kararı almış. Bu tür destekler, personelin motivasyonunu artırarak genel verimliliğe olumlu katkı sağlıyor.

Monzoni ailesinin başarı öyküsü, düşük verimlilikle çalışan geleneksel bir süt çiftliğinin, zaman içinde nasıl daha yoğun ve yüksek verimli bir üretim modeline dönüştürülebileceğini somut bir şekilde ortaya koyuyor. Aile, sadece hayvan sayısını artırmaya odaklanmak yerine, yem üretimi, genetik ıslah çalışmaları, sağım sıklığı optimizasyonu, hayvan refahı standartlarının yükseltilmesi ve atık yönetimi gibi tüm üretim zincirini bütüncül bir yaklaşımla ele aldı. Süt hayvancılığını, mısır ve soya gibi tarımsal üretimle başarıyla entegre eden bu model, çiftliğin hem üretim kapasitesini hem de ekonomik sürdürülebilirliğini önemli ölçüde artırdı. Bugün 800 hektarlık geniş bir alanda sürdürülen bu ileri teknoloji ve entegre tarım uygulamaları, yüksek süt verimini tarımsal üretimle birleştirerek, Monzoni ailesinin yıllar içinde daha güçlü, daha kârlı ve daha sürdürülebilir bir işletme yapısına kavuşmasına olanak sağladı.

Paylaş

İlgili Haberler