ASELSAN Satış İddiaları Gündeme Bomba Gibi Düştü
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türkiye'nin en stratejik ve değerli kuruluşlarından biri olan savunma sanayii devi ASELSAN'ın yabancı bir sermaye grubunun hedefinde olduğuna dair ciddi iddialarda bulundu. Arıkan, ABD merkezli dünyanın en büyük fon şirketlerinden biri olan BlackRock'ın, yaklaşık 35 milyar dolar değer biçilen ASELSAN'ı bünyesine katmak için harekete geçtiğini öne sürdü. Bu ilginin perde arkasında ABD'nin üst düzey diplomatik temsilcilerinin de yer aldığını iddia eden Arıkan, satın alma sürecini yürütmekle görevlendirildiği iddia edilen ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın ismini zikretti. Arıkan, bu tür bir satışın milli değerlerin yabancılara devri anlamına geldiğini vurgulayarak, iktidarı yerli ve milli değerleri koruma konusunda eleştirdi.
ASELSAN'ın Türkiye'nin savunma sanayii alanındaki en önemli kazanımlarından biri olduğunu belirten Arıkan, şirketin yaklaşık 16 bin çalışanıyla 50 yıldır Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haberleşme ve ileri teknoloji ihtiyaçlarını karşılama görevini başarıyla sürdürdüğünü hatırlattı. Şirketin değerinin 35 milyar dolar olarak tahmin edildiğini belirten Arıkan, bu denli kritik bir milli kuruluşun yabancı bir fona devredilme ihtimalinin kabul edilemez olduğunu dile getirdi. BlackRock Fonu Başkanı Larry Fink'in Mart ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmeye de dikkat çeken Arıkan, bu görüşmede ASELSAN'ın satışının gündeme gelip gelmediğini ve ne gibi taahhütlerde bulunulduğunu sordu.
Arıkan, sözlerini sürdürerek, Türkiye'nin savunma sanayiindeki bağımsızlık mücadelesinin tarihi köklerine işaret etti. Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Türkiye'nin maruz kaldığı ağır askeri ambargoyu ve bu süreçte telsiz gibi temel ihtiyaçları bile parayla alamama gerçeğini hatırlatan Arıkan, bu acı tecrübelerin ardından, 1975 yılında kurulan Milliyetçi Cephe-Cumhuriyet Halk Partisi koalisyon hükümetinin güçlü iradesiyle ASELSAN'ın temellerinin atıldığını vurguladı. Bu tarihi arka plan göz önüne alındığında, ASELSAN gibi milli bir değerin satılması, özelleştirilmesi veya bir fona devredilmesi gibi iddiaların, en hafif tabirle bile olsa kabul edilemez olduğunu ifade etti. Arıkan, ASELSAN'ın sadece ticari bir işletme olmadığını, aynı zamanda bu toprakların bağımsızlık iradesinin bir sembolü olduğunu ve her zaman milletin iradesiyle korunması gerektiğini sözlerine ekledi.
Öte yandan, son dönemde uluslararası ilişkilerde Türkiye'nin savunma sanayiindeki rolünün ve yeteneklerinin Batılı müttefikler tarafından takdir edildiği de gözlemleniyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Nisan ayında ASELSAN'ı ziyaret ederek savunmada üretim hızının NATO için taşıdığı önemi vurgulaması ve ABD'nin NATO nezdindeki Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker'ın Türkiye'nin NATO ittifakına olan bağlılığını ve sanayi gücünü övmesi, bu alandaki iş birliklerinin ve Türkiye'nin stratejik öneminin altını çiziyor. Whitaker'ın, Türkiye'nin aynı anda 50 gemi üretebilecek bir sanayi tabanına sahip olduğunu belirterek bu ilişkiyi güçlendirme çağrısı yapması, Türkiye'nin savunma sanayiindeki kapasitesinin uluslararası alanda ne denli dikkat çektiğini gösteriyor. Ancak bu gelişmelerin ortasında ASELSAN'ın satışına dair çıkan iddialar, milli güvenlik ve savunma sanayiinin geleceği hakkında önemli soruları da beraberinde getiriyor.