Bavuldan Arabaya Dönüşen İlginç Araç Yeniden Gündemde
Dışarıdan bakıldığında sıradan bir seyahat bavulunu andıran ancak kapağı açıldıktan sonra sadece altmış saniye içinde üç tekerlekli, hareket edebilir bir araca dönüşebilen yenilikçi bir konsept, yıllar sonra tekrar ilgi odağı haline geldi. Otomotiv dünyasında zaman zaman rastlanan sıra dışı ve deneysel tasarımlar arasında, Mazda'nın hayata geçirdiği bu 'bavul otomobil', benzersizliğiyle öne çıkıyor. Tek bir bavulun içine sığdırılabilen ve son derece pratik bir şekilde kullanıma hazır hale getirilebilen bu araç, özellikle yoğun havaalanı terminalleri gibi alanlarda ulaşımı kolaylaştırma potansiyeli taşımasıyla dikkat çekiyor.
Bu dikkat çekici projenin kökenleri, Mazda'nın 1989 ile 1991 yılları arasında şirket bünyesindeki çalışanlarını yaratıcı ve yenilikçi ulaşım çözümleri geliştirmeye teşvik etmek amacıyla düzenlediği 'Fantasyard' adlı yarışmasına dayanıyor. Manuel şanzıman test ve araştırma departmanında görev yapan yedi mühendisten oluşan bir ekip, büyük ölçekli havaalanı komplekslerinde yolcuların daha hızlı ve konforlu bir şekilde seyahat etmelerini sağlayacak pratik bir alternatif sunmayı amaçladı. Bu vizyon doğrultusunda, sıfırdan bir araç tasarlamak yerine, daha önce var olan bir taşıtın mekanik aksamını kullanarak projeyi hayata geçirme yoluna gittiler.
Ekip, yaklaşık 57 santimetreye 75 santimetre boyutlarındaki büyük bir Samsonite bavulun içerisine, küçük bir çocuk motosikletine ait mekanik parçaları ustaca yerleştirdi. Bavul otomobilin kullanıma hazır hale gelmesi için yapılan işlemler oldukça basitti: ön tekerleğin dışarı çıkarılması, arka tekerleklerin takılması ve ardından koltuğun monte edilmesi. Bu adımların tamamı, ortalama olarak bir dakika gibi kısa bir sürede tamamlanabiliyor, böylece ilk bakışta normal bir bavul gibi duran nesne, anında üç tekerlekli, motorlu bir ulaşım aracına dönüşüyordu. Bu dönüşüm, hem fonksiyonellik hem de estetik açıdan yenilikçi bir yaklaşım sergiliyordu.
Görünüşüyle ne kadar ilginç olsa da, bu bavul otomobil sadece bir konsept gösteriyle sınırlı kalmadı; tamamen işlevsel bir yapıya sahipti. Düşük ağırlık merkezi sayesinde, özellikle dönemin ilk nesil Mazda MX-5 Miata modelini anımsatan dengeli bir sürüş karakteristiği sunuyordu. Aracın kalbinde, sadece 34 santimetreküp hacminde iki zamanlı bir benzinli motor bulunuyordu. Bu küçük motor, yaklaşık 1.7 beygir gücü üreterek aracı saatte maksimum 30 kilometre hıza çıkarabiliyordu. Mazda, bu özgün konsepti ticari olarak seri üretime geçirmeyi hiçbir zaman düşünmedi. Ancak tanıtımının ardından dünya çapında büyük bir ilgi gördü ve şirket, Avrupa ve Amerika pazarları için birkaç ek prototip üretti. Zamanla bu prototiplerin büyük bir kısmı kayboldu; orijinal prototipin yanlışlıkla imha edildiği, Avrupa'daki bir örneğin gizemli bir şekilde ortadan kaybolduğu ve günümüze ulaşan tek örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde koruma altında olduğu tahmin ediliyor.