Bayburt'tan Küçük Nüfusla Küresel Zenginliğin Zirvesinde Bir Ülke
Avrupa kıtasının kalbinde, Alpler'in eteklerinde yer alan ve yüzölçümüyle Türkiye'nin Bayburt ilinden bile daha küçük olan bir prenslik, küresel ekonomideki muazzam gücüyle dikkat çekiyor. Yaklaşık 160 kilometrekarelik bir alana yayılan ve nüfusu 40.000'in biraz altında seyreden Lihtenştayn, kişi başına düşen milli gelir sıralamasında dünyanın zirvesinde yer alarak adeta bir ekonomik başarı öyküsü yazıyor. Ülkenin bu olağanüstü başarısının ardında, titizlikle yürütülen mali politikalar, yenilikçi sanayi üretimi ve son derece güçlü bir finansal altyapı yatıyor.
Lihtenştayn'ın ekonomik mucizesinin temel taşlarından biri, kişi başına düşen milli gelirinin dudak uçuklatan seviyelere ulaşmasıdır. Güncel tahminlere göre, bu rakamın yıllık 170.000 ila 180.000 Amerikan Doları civarında olduğu hesaplanıyor. Bu yüksek gelir seviyesi, ülkenin sadece finans sektörüne değil, aynı zamanda hassas mühendislik, ileri teknoloji tıbbi cihaz üretimi ve özel makine imalatı gibi yüksek katma değerli sektörlere de yaptığı stratejik yatırımların bir sonucudur. Düşük kurumsal vergi oranları, yatırımcı dostu yasal düzenlemeler ve İsviçre ile kurulan güçlü ekonomik iş birliği, Lihtenştayn'ı uluslararası sermaye için adeta bir çekim merkezi haline getiriyor.
Ülkenin ekonomik yapısı, yalnızca bankacılık ve finansal hizmetlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda sanayinin çeşitli kollarında da küresel ölçekte söz sahibi olmayı başarıyor. Lihtenştayn, yenilikçi şirketlere ev sahipliği yaparken, aynı zamanda sıkı mali disiplini sayesinde kamu borcunu yok denecek kadar az seviyelerde tutuyor. Bu durum, ülkenin ekonomik istikrarının ne kadar sağlam temellere dayandığının bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Uzun yıllardır Avrupa Birliği ortalamasının çok altında seyreden işsizlik oranları ve buna paralel olarak yüksek sosyal hizmet kalitesi ve yaşam standartları, Lihtenştayn'ı yaşamak için de cazip bir destinasyon kılıyor. Eğitim, sağlık ve altyapı alanlarındaki yatırımlar da Avrupa standartlarının dahi üzerinde bir seviyede seyrediyor.
1719 yılında prenslik statüsü kazanan Lihtenştayn, anayasal monarşi ile yönetiliyor. Devletin başı Prens Hans-Adam II olsa da, günlük idari işlerin büyük bir kısmı veliaht Prens Alois tarafından yürütülüyor. Tarih boyunca izlediği tarafsızlık politikası sayesinde büyük çatışmaların dışında kalmayı başaran ülke, ekonomik entegrasyonunu da akıllıca yönetiyor. 1991 yılında Avrupa Serbest Ticaret Birliği'ne (EFTA) katılımı ve 1995'ten itibaren Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) içinde yer alması, Avrupa pazarlarıyla olan ticaretini ve ekonomik bağlarını güçlendirmiştir. İsviçre ile olan gümrük birliği anlaşması ise hem bağımsız ekonomik politikalar izleme hem de bölgesel avantajlardan en üst düzeyde faydalanma imkanı sunarak, Lihtenştayn'ı küresel ekonomide küçük ama son derece etkili bir oyuncu konumuna getirmiştir.