Demografik Dönüşüm: Yaşlı Nüfus İlk Kez Çocukları Geride Bıraktı
Yaşam

Demografik Dönüşüm: Yaşlı Nüfus İlk Kez Çocukları Geride Bıraktı

27

Dünya nüfus yapısında eşi benzeri görülmemiş bir dönüm noktasına ulaşıldı. Yapılan son analizler ve yayımlanan kapsamlı raporlar, 65 yaş ve üzerindeki bireylerin sayısının, ilk kez insanlık tarihi boyunca 5 yaşın altındaki çocuk nüfusunu geride bıraktığını ortaya koyuyor. Bu kritik demografik değişim, daha önce yapılan tahminlerin de ötesinde bir hızla gerçekleşerek, küresel toplumların geleceğine dair önemli işaretler veriyor. Ekonomik sistemlerden sosyal güvenlik ağlarına, sağlık hizmetlerinden şehir planlamasına kadar hayatın her alanında derin etkileri olması beklenen bu 'nüfusun yaşlanması' süreci, artık dünyanın ortak bir gündem maddesi haline gelmiş durumda.

ABD Nüfus Sayım Bürosu tarafından hazırlanan ve 'Yaşanan Bir Dünya: 2025' başlığıyla yayımlanan güncel rapor, bu demografik eğilimin boyutlarını gözler önüne seriyor. Rapora göre, 2025 yılına gelindiğinde dünya genelindeki 65 yaş ve üzeri nüfusun 852 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Bu rakamın 2060 yılına gelindiğinde ise yaklaşık 2 milyara dayanması bekleniyor. Oransal olarak bakıldığında ise, dünya nüfusunun yaşlı kesiminin payının mevcut yüzde 10,5'luk seviyesinden, 2060'ta yüzde 19,6'ya yükselmesi öngörülüyor. Bu, her beş kişiden birinin yaşlı olacağı anlamına geliyor. Bu dikkat çekici değişimin, mevcut demografik projeksiyon modellerindeki hesaplamalardan daha hızlı bir ivmeyle ilerlemesi, uzmanlar tarafından özellikle vurgulanıyor.

Yaşlanan nüfus olgusundan en fazla etkilenen coğrafya olarak Avrupa öne çıkıyor. Raporlar, Avrupa kıtasında yaşlı nüfus oranının mevcut yüzde 21'lik seviyesinden 2060'ta yaklaşık yüzde 31'e yükseleceğini gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde de benzer bir eğilim gözlemleniyor; burada yaşlı nüfus oranının yüzde 18,9'dan yüzde 23,4'e çıkması bekleniyor. Buna karşılık, Birleşmiş Milletler verileri, dünya genelinde her yıl ortalama 132 milyon bebeğin dünyaya geldiğini gösteriyor. 2024 yılı verilerine göre, bu doğumların yaklaşık 47 milyonu Afrika kıtasında gerçekleşirken, Avrupa Birliği ülkelerinde ise aynı yıl sadece 3,5 milyon bebek dünyaya geldi. Bu durum, 2024'te Afrika'da Avrupa'ya kıyasla yaklaşık 13,5 kat daha fazla doğum yaşandığına işaret ediyor. Nüfusunun önemli bir bölümünü çocukların oluşturduğu ve dünyanın en çok çocuk barındıran ilk 10 ülkesine ev sahipliği yapan Afrika'da dahi, 2060 yılı projeksiyonları yaşlı nüfusun dört katından fazla artış göstereceğini öngörüyor.

Asya kıtasında da yaşlı nüfus oranlarında ciddi bir artış beklentisi mevcut. Çin, Hindistan, Bangladeş, Meksika ve Vietnam gibi yoğun nüfuslu ülkelerde bile doğurganlık oranlarının, nüfusun yenilenme seviyesi olan kritik eşiğin altına düşmüş olması dikkat çekiyor. Bu küresel eğilimlere karşı Türkiye, doğum ve çocuk nüfus oranlarındaki düşüş eğilimini tersine çevirmek amacıyla kapsamlı bir devlet politikası başlatıyor. 2025 yılını 'Aile Yılı', 2026-2035 dönemini ise 'Aile ve Nüfus On Yılı' olarak ilan eden Türkiye, bu alanda atılacak adımları hızlandırmayı hedefliyor. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nden Öğretim Görevlisi Tarkan Zengin, Türkiye'nin Batı Avrupa'nın 100 yılda karşılaştığı demografik sorunlarla yaklaşık 50 yılda yüzleştiğini belirtiyor. Zengin, son beş yılda Türkiye'deki yaşlı nüfusun yüzde 20 oranında arttığına ve ülkenin yüzde 11,1'lik yaşlı nüfus oranıyla 'çok yaşlı' kategorisine girdiğine dikkat çekiyor. Yapılan nüfus projeksiyonları, 65 yaş üstü oranının 2030'da yüzde 13,5'e, 2040'ta yüzde 17,9'a, 2060'ta yüzde 27'ye, 2080'de yüzde 33,4'e ve 2100'de ise yüzde 33,6'ya ulaşacağını öngörüyor.

Gerontolog Prof. Dr. İsmail Tufan, mevcut sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından doğurganlık oranlarının artırılmasının hayati önem taşıdığını vurguluyor. Tufan, doğurganlık oranlarındaki düşüş eğilimi devam ederse, 2050 yılı sonrasında emeklilik yaşının tekrar yükseltilmesinin kaçınılmaz bir tartışma konusu olabileceğini ifade ediyor. Mevcut prim tabanlı emeklilik sistemlerinin yanı sıra, büyük ölçekli işletmelerde ve kamu kurumlarında 'işletme içi emeklilik sigortası' gibi ek sistemlerin oluşturulması ve 'bireysel emeklilik sigortası'nın daha fazla teşvik edilmesi gerektiğini öneriyor. Gerontolog Dr. Kemal Aydın ise, Birleşmiş Milletler nezdinde yaşlı nüfus kriziyle mücadele konusunda acil eylem planlarının devreye alınmasının gerekliliğini belirtiyor. Aydın, Türkiye'nin 2002 yılından bu yana BM bünyesinde yaşlı nüfusla ilgili önemli girişimlerde bulunduğunu ancak küresel salgın ve doğal afetler gibi beklenmedik olayların bu çabaları sekteye uğrattığını ekliyor. Aydın, 'Yaşlıları yaşat ki onların tecrübelerinden faydalanabilelim' sözleriyle, bu alanda yapılması gerekenlerin henüz tamamlanmadığını ve sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki çalışmalarını daha da artırması gerektiğini vurguluyor. Bu demografik dönüşüm, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yeni yaklaşımlar ve çözümler gerektiriyor.

Paylaş

İlgili Haberler