Dünyanın En Büyük Çölü Şaşırttı: Sahra Değil, Buzul Kıtası Zirvede!
Dünya

Dünyanın En Büyük Çölü Şaşırttı: Sahra Değil, Buzul Kıtası Zirvede!

2

Yaygın inanışın aksine, gezegenimizin en büyük çölünün sıcak ve kumlu Sahra olmadığını gösteren bilimsel veriler, coğrafya ve iklim bilimi çevrelerinde önemli bir tartışma başlattı. Uzun yıllardır 'dünyanın en büyük çölü' denildiğinde akla ilk gelen yer olan Sahra, aslında bu unvanı taşımıyor. Bilimsel sınıflandırmada bir bölgenin çöl olarak tanımlanması, sıcaklık veya kum varlığına değil, yıllık yağış miktarına dayanıyor. Bu kriterlere göre, gezegenimizin en büyük çölü, milyonlarca kilometrekarelik alanı ve buzlarla kaplı yüzeyiyle Antarktika kıtasıdır.

Uluslararası meteoroloji standartları uyarınca, bir bölgenin çöl olarak kabul edilebilmesi için yıllık ortalama yağış miktarının 250 milimetrenin (yaklaşık 10 inç) altında olması gerekiyor. Bu yağışın yağmur, kar, sis veya pus şeklinde olup olmaması tanımı değiştirmiyor. Yaklaşık 14,2 milyon kilometrekarelik devasa bir alanı kaplayan Antarktika, bu kuraklık eşiğini fazlasıyla karşılıyor. Kıta genelinde yıllık ortalama yağış yalnızca 166 milimetre civarında seyrederken, iç kesimlerde bu oran yıllık 50 milimetrenin, hatta bazı bölgelerde 10 milimetrenin bile altına düşüyor. Bu durum, Antarktika'nın iç bölgelerini dünyanın en kurak ve nemsiz yerlerinden biri haline getiriyor.

Yaklaşık 9,2 milyon kilometrekarelik alanıyla Sahra Çölü, yalnızca dünyanın en büyük 'sıcak' çölü olma özelliğini taşıyor. Genel sıralamada ise Sahra, ancak üçüncü sırada yer alabiliyor. Zira gezegenimizin en büyük iki çölü, kutup bölgelerinde yer alıyor ve tamamen donmuş durumda bulunuyor. Bir numarada 14,2 milyon kilometrekare ile Antarktika yer alırken, ikinci sırada ise Kanada, Grönland ve Rusya'nın bazı bölgelerini kapsayan, yaklaşık 13,8 milyon kilometrekarelik Arktik (Kuzey Kutup) Çölü bulunuyor. Bu veriler, çöllerin sadece sıcak yerler olmadığını, kuraklık temelinde sınıflandırıldığını ve gezegenimizin en kurak iki devasa bölgesinin buzlarla kaplı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Antarktika'nın bu denli kuru olmasının temel nedeni, fizik kurallarına dayanan aşırı soğuk hava koşullarıdır. Hava kütleleri ne kadar soğuk olursa, bünyesinde tutabileceği su buharı miktarı o kadar azalır. Antarktika'nın iç kesimlerinde ortalama sıcaklıkların -50 santigrat derece civarında seyrettiği düşünülürse, atmosferde bulut oluşturacak ve yağışa dönüşecek nem miktarı son derece düşüktür. Ayrıca, kıta üzerindeki devasa buz tabakası nedeniyle deniz seviyesinden ortalama 2.300 metre yükseklikte olması, Antarktika'yı dünyanın en yüksek kıtası yapıyor; bu yüksek irtifa da daha fazla soğuk ve daha az nem anlamına geliyor. Kıtadaki sürekli yüksek basınç sistemi ise nem taşıyan okyanus fırtınalarının kıtaya yaklaşmasını engelliyor.

Bu durum, bir çelişki gibi görünse de, bilimsel tanım çerçevesinde anlam kazanıyor: Antarktika, dünyanın en büyük çölü olmasına rağmen, aynı zamanda gezegenimizdeki tatlı su kaynaklarının büyük bir kısmını barındırıyor. Kıtadaki buzullar, dünya buzullarının yüzde 90'ını ve insanlığın ihtiyaç duyduğu tatlı suyun yüzde 70'ini oluşturuyor. Eğer bu buzlar erirse, küresel deniz seviyesinin yaklaşık 60 metre yükselmesi bekleniyor. Ancak çöl tanımının suyun mevcut miktarıyla değil, yeni su girişinin azlığıyla ilgili olması bu durumu açıklıyor. Kıtadaki buzullar, yakın geçmişte oluşmamış; yüz binlerce yıl boyunca yağan ve erimeyen kar tanelerinin birikip sıkışmasıyla meydana gelmiştir.

Kıtadaki kuraklığın en çarpıcı örneklerinden biri ise McMurdo Kuru Vadileri'dir. Bu bölgeler, kutup rüzgarlarının etkisiyle üzerinde tek bir gram buz veya kar barındırmayan, tamamen çıplak kayalardan oluşmaktadır. Bilim insanları, Mars'a gönderilecek uzay araçlarını test etmek için bu vadileri, Mars'ın atmosferi ve toprak yapısına benzerliği nedeniyle bir laboratuvar olarak kullanmaktadır. Jeolojik tahminlere göre, bu vadilerin bazı bölgelerine son iki milyon yıldır anlamlı bir yağış düşmemiştir. Antarktika'yı dünyanın en büyük çölü yapan şey, sıcaklık değil; düşen az miktarda su ile buzun doğrudan buharlaşması (süblimasyon) arasındaki hassas dengedir. Bu kuraklık, gezegenimizin yüz binlerce yıllık atmosferik geçmişini adeta bozulmadan günümüze taşıyan doğal bir arşiv niteliğindedir.

Paylaş

İlgili Haberler