En Zengin ABD Haneleri Servetlerini İkiye Katladı: Detaylı Analiz
Amerika Birleşik Devletleri'nde ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği ve servetin giderek daha küçük bir kesimin elinde toplandığı gözlemleniyor. Amerika Merkez Bankası'nın (Fed) son verilerine göre, ülkenin en varlıklı 137 bin hanesi, toplamda yaklaşık 28 trilyon dolarlık muazzam bir serveti yönetiyor. Bu seçkin grubun sahip olduğu toplam varlık, 2019'un sonlarından bu yana iki katından fazla bir artış göstererek dikkat çekiyor. Finansal piyasalardaki genel yükseliş, özellikle borsadaki performans, bu zengin kesimin servetlerini hızla büyütürken, toplumun geri kalanıyla arasındaki ekonomik uçurumu daha da belirgin hale getiriyor.
Fed'in hesaplamalarına göre, bir hanenin en zengin yüzde 0,1'lik dilime dahil olabilmesi için 2022'de en az 45,8 milyon dolarlık net servete sahip olması gerekiyordu. Bu eşiğin, o zamandan bu yana yaşanan varlık artışlarıyla birlikte daha da yükselmiş olması muhtemel. Elde edilen bilgilere göre, son dönemde kaydedilen yaklaşık 14,5 trilyon dolarlık servet artışının büyük bir kısmı, yani 10 trilyon doları, hisse senetleri ve yatırım fonlarındaki değerlenmelerden kaynaklandı. Bu durum, finansal piyasalardaki hareketliliğin, varlıklı yatırımcılar için önemli bir kazanç kapısı oluşturduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, S&P 500 endeksinin son 12 ayda gösterdiği yüzde 21'lik yükseliş, en zengin yüzde 0,1'lik kesimin servetine yaklaşık 4 trilyon dolar ekledi. Ekonomistlerin değerlendirmelerine göre, yatırımlarının büyük bir kısmını hisse senetlerine yönlendirenler için bu dönem, oldukça kârlı geçti.
En zengin yüzde 0,1'lik dilimi oluşturan bu yaklaşık 137 bin hanenin gelir kaynakları da incelendiğinde, önemli bir kısmının ticari faaliyetler ve sermaye kazançlarından beslendiği görülüyor. Yapılan analizler, bu grubun yüzde 37'sinin gelirlerinin büyük bölümünü kendi işletmelerinden sağladığını, yüzde 26'sının ise temel gelir kaynağını sermaye kazançları olarak belirttiğini ortaya koyuyor. Sadece yüzde 10'luk bir kesimin ise ağırlıklı olarak maaş gelirlerine dayalı bir yaşam sürdürdüğü anlaşılıyor. Bu durum, servetin ve gelirlerin yoğunlaşmasının altında yatan yapısal nedenlere işaret ediyor. ABD'de servet dağılımındaki eşitsizlik sadece en tepedeki küçük bir kesimle sınırlı değil; en zengin yüzde 10'luk dilim de aynı dönemde önemli miktarda servet artışı yaşadı. Ancak bu artış, daha geniş bir kitleye yayıldığı için kişi başına düşen servet artışı, en zengin yüzde 0,1'lik dilimde görülen oranlarla kıyaslanamayacak düzeyde kaldı.
Servet artışının sadece en varlıklı kesimle sınırlı kalmadığı, daha düşük gelir gruplarındaki Amerikalıların da mali durumlarında iyileşmeler görüldüğü belirtiliyor. Hanelerin en alt yüzde 50'lik kesiminin, servetini oransal olarak artırmayı başardığı kaydediliyor. Bu gelişmenin arkasında yükselen konut fiyatları, pandemi döneminde uygulanan kamu destekleri ve hane halklarının nispeten düşük borç seviyeleri gibi faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor. Ancak bu oransal artışlar, toplam servetin dağılımındaki mevcut eşitsizliği gidermeye yetmiyor. Zira en alt yüzde 50'lik kesimin sahip olduğu toplam servet, ülkenin toplam servetinin yalnızca yüzde 2,3'ünü oluşturuyor. Ortalama bir hanenin sahip olduğu 63 bin dolarlık servet ile en zengin yüzde 0,1'lik grubun ortalama 200 milyon doların üzerindeki serveti arasındaki devasa fark, ekonomik uçurumun boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu durum, finansal piyasalardaki yükselişin ve varlıkların değerlenmesinin, elde edilen kazançların toplumun tüm kesimlerine eşit şekilde dağılmadığı gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. Varlıklı yatırımcıların, nakit ihtiyaçlarını karşılamak için hisse senetlerini satmak yerine bu varlıkları teminat göstererek borçlanma yoluna gitmesi de bu stratejinin bir parçası olarak öne çıkıyor.