Enerji Güvenliği Sarsıldı: Hürmüz Boğazı Eski Güvenilirliğini Kaybetti
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, küresel enerji piyasalarının nabzını tutan önemli açıklamalarda bulundu. Birol, özellikle stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın, yaşanan jeopolitik gerilimler ve belirsizlikler nedeniyle eski güvenilirliğini tamamen yitirdiğini vurguladı. ABD ile İran arasındaki potansiyel bir anlaşma dahi olsa, boğazın enerji sevkiyatı için artık risksiz bir geçiş noktası olarak görülmeyeceğini ifade eden Birol, bu durumun ülkeleri enerji arz güvenliğini sağlamak adına alternatif rotalar ve yeni iş birlikleri aramaya ittiğini belirtti. Birol, durumu, 'Bir vazo kırıldı, bir daha asla eski haline dönmeyecek' benzetmesiyle özetledi.
Son dört yıl içinde küresel enerji haritasında köklü değişimlerin yaşandığına dikkat çeken Birol, enerji akışının iki ana damar üzerinden gerçekleştiğini söyledi: Birincisi Rusya'dan Avrupa'ya uzanan boru hatları, ikincisi ise Hürmüz Boğazı üzerinden Asya başta olmak üzere çeşitli bölgelere yapılan sevkiyatlar. Ancak Birol, bu iki kritik hattın da şu anda operasyonel olarak sıkıntılar yaşadığını veya güvenilirliklerinin sorgulandığını dile getirdi. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin yarattığı şok etkisiyle birlikte, ülkelerin enerji ticaretinde daha istikrarlı ve güvenilir ortaklar arayışına girdiğini, yerli üretimi desteklemeye ve enerji tedarikini tek bir noktaya bağımlı olmaktan çıkararak çeşitlendirmeye odaklandığını sözlerine ekledi.
Bu değişim sürecinde Türkiye'nin coğrafi konumu itibarıyla önemli bir avantaj elde ettiğini belirten Birol, Türkiye'nin Orta Doğu'daki gelişmelerden etkilenen ülkelerin yeniden yapılanma ve ekonomik olarak toparlanma süreçlerinde kilit bir rol oynayabileceğini ifade etti. Hürmüz Boğazı'ndaki krizin en kötü aşamasının geride kalıp kalmadığı sorusuna ise Birol, barış için atılan adımların olumlu olduğunu ancak kalıcılığının önemini vurguladı. 60 günlük müzakere sürecinin nihai bir karara bağlanmasının kritik olduğunu belirten Birol, bir anlaşma sağlanabilse bile Hürmüz Boğazı'nın artık eskisi gibi güvenilir olmayacağını, bu durumun geri dönülmez bir noktaya ulaştığını yineledi. Bu bağlamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin, Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılıklarını azaltmak için yoğun bir şekilde alternatif boru hatları inşa etme çalışmalarına hız verdiğini ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin 2027'ye kadar boğaza olan bağımlılığını tamamen sıfırlamayı hedeflediğini sözlerine ekledi.
ABD ve İran arasındaki olası bir mutabakatın petrol fiyatlarına yansımaları konusunda da değerlendirmelerde bulunan Birol, anlaşmanın gerçekleşmeyeceğine dair bir hissiyatın fiyatlarda tekrar dalgalanmalara neden olabileceğini belirtti. Enerji fiyatlarının 75-80 dolar seviyelerine inmesinin, Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ve cari açık sorunu yaşayan ülkeler için olumlu bir gelişme olduğunu vurguladı. Birol, petrol arzındaki artış ve talepteki zayıflamanın birleşmesiyle, eğer Hürmüz Boğazı'nın kalıcı olarak açık kalacağına dair güvence sağlanırsa, gelecek yıl ciddi bir arz fazlası yaşanabileceği öngörüsünde bulundu. Bu durumun, petrol fiyatlarının daha makul seviyelerde seyretmesi açısından sevindirici olduğunu ekledi. Petroldeki normalleşme sürecinin zaman alacağını belirten Birol, savaşın başlamasından önceki seviyelere hemen dönülmesinin mümkün olmadığını, zira birçok enerji tesisinin, petrol ve doğal gaz sahalarının, rafinerilerin ve boru hatlarının hasar gördüğünü hatırlattı. Bazı tesislerin hızla tamir edilebileceğini ancak çoğunun kapsamlı onarım ve yeniden imar gerektirdiğini, bu sürecin birkaç ay sürebileceğini ancak büyük bir kısmının kısa sürede tekrar faaliyete geçeceğini düşündüğünü ifade etti. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) piyasası hakkında da konuşan Birol, olumsuz bir gelişme yaşanmadığı takdirde Katar'ın LNG ihracatının büyük bir bölümünü kısa sürede yeniden başlatabileceğini öngördü. Katar'ın yanı sıra Amerika ve Kanada'dan da önemli miktarda LNG ihracatının sürdüğünü belirten Birol, bu durumun doğal gaz piyasalarının petrol piyasasına kıyasla neden daha az etkilendiğini açıkladığını sözlerine ekledi.
Birol, bu yıl Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ilişkin de önemli açıklamalarda bulundu. COP31'in çok başarılı olmasını dilediğini belirten Birol, bu zirvenin, Türkiye için, içinde bulunduğu savaşlar ve gelişmeler göz önüne alındığında, insani hassasiyetlerini dünyaya göstermesi açısından önemli bir fırsat olacağını vurguladı. Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede, zirvenin öneminin tam olarak kavrandığını ve tüm desteğin sağlandığını belirtti. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile sürekli temas halinde olduklarını, Paris'te Türkiye'nin vizyonunu paylaştıkları bir toplantı düzenlediklerini ve benzer bir toplantının yakında Londra'da da gerçekleştirileceğini ifade etti. Türkiye'nin COP31'deki öncelikleri arasında küresel ölçekte elektrifikasyonun artırılması, sıfır atık politikalarının yaygınlaştırılması ve Afrika'nın temiz enerjiye geçişinin desteklenmesi yer aldığını kaydeden Birol, bu üç hedefin Antalya'da açıklanacağını ve yaklaşık 200 ülkenin desteğini almasının beklendiğini sözlerine ekledi. Bu durumun hem Antalya hem de Türkiye için büyük bir kazanım olacağını değerlendirdi.