Forex Dolandırıcılığının Perde Arkası: Yurt Dışı Veriler, Kripto ve Elden Maaş İddiaları
Gündem

Forex Dolandırıcılığının Perde Arkası: Yurt Dışı Veriler, Kripto ve Elden Maaş İddiaları

8

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, uluslararası düzeyde faaliyet gösteren bir forex dolandırıcılığı şebekesine yönelik yürüttüğü soruşturma, adeta bir suç örgütünün işleyişini gözler önüne seriyor. Alınan şüpheli ifadeleri ve incelenen dijital materyaller, yatırım vaadiyle yurt dışından insanlara ulaşıldığını, müşteri bilgilerinin para karşılığında satıldığını, kripto para hesapları ve 'soğuk cüzdan' olarak bilinen dijital cüzdanların kullanıldığını ve hatta bazı çalışanlara maaşlarının elden ödendiği yönündeki şok edici iddiaları gün yüzüne çıkardı.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu'na ulaşan ifadeler, bu uluslararası forex yapılanmasının karanlık yüzüne dair çarpıcı detaylar barındırıyor. İfadelerde yer alan bilgilere göre, şirketlerin resmi kayıtlarındaki sahipleri ile fiili yöneticileri arasında büyük farklılıklar bulunuyor. Özellikle İsrail bağlantılı bazı isimlerin, farklı şirket yapılanmalarında kilit roller üstlendiği ve Avrupa ile diğer ülkelerdeki bireyleri dolandırıcılık amacıyla hedef aldığı belirtiliyor. Müşteri bilgilerinin, yurt dışından ciddi meblağlar karşılığında satın alındığı ve bu bilgilerin bir CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) sistemi aracılığıyla çağrı merkezi çalışanlarına dağıtıldığı da ifadelerde detaylıca anlatılıyor.

Dosyaya giren beyanlar, sadece bu iddialarla sınırlı kalmıyor. Kripto para ve soğuk cüzdanların yoğun kullanımı, dolandırılan kişilerden elde edilen gelir miktarına göre belirlenen prim sistemleri, kasa içerisinde getirilen büyük miktardaki nakit paralarla yapılan elden maaş ödemeleri ve hatta başka bir çağrı merkezine yapılan operasyonun ardından çalışan sayısında ani ve büyük bir düşüş yaşanması gibi unsurlar da soruşturmanın odak noktaları arasında yer alıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından alınan şüpheli ifadeleriyle derinleşen soruşturma, nitelikli dolandırıcılık, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan izinsiz faaliyet gösterme, suç örgütü kurma veya üye olma ve suçtan elde edilen gelirleri aklama gibi suçlamaları mercek altına almış durumda.

Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Murat Demirbaş'ın beyanları, özellikle 'FACTO' olarak bilinen şirketin yönetim yapısına dair önemli ipuçları veriyor. Demirbaş, şirketin fiili sahibinin İsrailli Amıt YGAL olduğunu, ancak resmiyette şirketin patronu ve imza yetkilisinin İlhami İçingir olarak göründüğünü iddia etti. Demirbaş, YGAL'dan sonra gelen ve 'ikinci büyük patron' olarak tanımladığı Maksym Verzilov ile STASS NESS ve Azerbaycanlı 'Tural' isimli kişilerin de patron düzeyinde yöneticiler olduğunu ve çağrı merkezi yöneticilerinin bu kişilere raporlama yaptığını belirtti. Bu ifadeler, soruşturma açısından, ticaret sicilinde veya resmi belgelerde görünen şirket yönetimi ile fiili kontrolü elinde bulunduran kişiler arasındaki ilişkinin incelenmesini kritik bir başlık haline getiriyor. İsrail bağlantısının sadece FACTO ile sınırlı kalmadığı, daha önceki dönemlerde faaliyet gösteren farklı şirket yapılanmalarında da Robert İlker Hason ve Karolin Hason gibi isimlerin yönetim kademelerinde yer aldığının Hümeyra Doğaner'in ifadeleriyle ortaya çıkması, soruşturmanın kapsamını daha da genişletiyor.

Dolandırıcılık şebekesinin işleyişindeki en sarsıcı detaylardan biri, 10 Mart 2026 tarihinde başka bir çağrı merkezine yönelik gerçekleştirilen operasyonun ardından yaşananlar. Murat Demirbaş, bu operasyonun ardından şirket yönetiminin büyük bir panik içine girdiğini anlattı. Operasyon haberinin yayılmasının ardından çalışanların işe gelmeleri 3-4 gün süreyle durduruldu ve şirketin yaklaşık 650 kişilik mevcut çalışan sayısı birdenbire 400'e kadar düştü. Yaklaşık bir ay sonra ise personel takviyesiyle çalışan sayısı yeniden 600 civarına çıkarıldı. Doğa Altunok'a ait telefonda yapılan adli bilişim incelemesinde ortaya çıkan WhatsApp yazışmaları da bu panik havasını doğruluyor. 10 Mart tarihli mesajlarda, başka bir şirkete yapılan baskın ve çalışanların paniği, bazı kişilerin eşyalarını toplayıp iş yerinden ayrılması ve ofislerdeki durumun yakından takip edildiği görülüyor. Ertesi günkü mesajlarda çalışanların bir kısmının işe gelmediği ve finans biriminde endişe yaşandığı belirtiliyor. 16 Mart tarihli yazışmalarda ise bazı ofislerin büyük ölçüde boş olduğu ifade ediliyor. Adli bilişim raporuna giren bu yazışmalar, çalışanlar arasında operasyon ihtimalinin açıkça konuşulduğunu ve bir çalışanın avukatına, 'Polisler gelirse onlara ne demeliyiz, hepimizin ağzı bir olsun, nasıl en güvenli şekilde atlatırız bu durumu?' şeklinde soru yönelttiğini ortaya koyuyor. Gözaltı ihtimali, işe gelmeme ve ofislerin boşalması gibi konuların da bu yazışmalarda gündeme geldiği anlaşılıyor.

Şirketin adını değiştirdiği ve Park Plaza'ya taşındığına dair iddialar da soruşturmanın önemli bir parçası. Murat Demirbaş, yaşanan olayların ardından Mayıs ayında şirketten ayrılmak istediğini ancak çıkışının 8 Haziran'a kadar geciktirildiğini belirtti. İşten ayrıldıktan sonra eski bir çalışma arkadaşıyla görüştüğünü ve firmanın isminin değiştirilerek Park Plaza'ya taşındığı bilgisini aldığını ifade etti. Bu durum, soruşturma kapsamında şirketlerin isim, tüzel kişilik veya faaliyet adreslerini değiştirerek faaliyetlerine devam edip etmediği yönündeki araştırmalar açısından dikkat çekici bir unsur olarak dosyaya girdi.

Şirket içindeki para trafiğine ilişkin ifadeler de oldukça çarpıcı detaylar içeriyor. Murat Demirbaş, İsrailli patron Amıt YGAL'ın özel şoförü olduğunu belirttiği 'Sait' isimli kişinin, personel maaşlarının dağıtılması amacıyla araçla ve kasa içerisinde yüklü miktarda nakit para getirdiğini beyan etti. Demirbaş ayrıca, FACTO'da kendi maaşının da banka hesabına yatırılmadığını, İdari İşler ve Finans Müdürü Ezgi Nur Çolak'tan elden aldığını söyledi. Daha önce çalıştığı Venture şirketinde ise maaşların banka üzerinden ödendiğini anlattı. Bu iki farklı ödeme yöntemi, FACTO'daki yüksek hacimli nakit dolaşımının ve elden ödeme sisteminin, soruşturmanın mali boyutu açısından incelenen önemli başlıklarından biri olduğunu ortaya koyuyor.

Şirket içinde uygulanan dil politikası da dikkat çekici bir diğer unsur. Murat Demirbaş'ın ifadesine göre, çağrı merkezi temsilcilerinden kesinlikle Türkçe konuşmamaları isteniyor, hatta mutfak dışındaki alanlarda şirket içerisinde Türkçe konuşmak yasaklanmış durumda. Bu durum, şirketlerin Türkiye'de faaliyet göstermesine rağmen müşteri kitlesinin büyük bir bölümünün yurt dışından olmasıyla ilişkilendiriliyor.

Dolandırıcılık şebekesinin hedefinde ağırlıklı olarak Avrupalı yatırımcıların bulunduğu ortaya çıktı. Mehmet Cemre Ketencigil'in ifadesinde, 'Sky Marketing' isimli çağrı merkezinden İsviçre, İsveç, Almanya, Hong Kong, Avustralya ve Singapur'daki kişilerin sözde forex yatırımı adı altında arandığı belirtildi. 'Movimiento' isimli şirkette ise Filipinler, Malezya ve Dubai'deki kişilerin yatırım amacıyla hedef alındığı ifade edildi. Böylece, İstanbul merkezli çağrı merkezlerinden sadece tek bir ülkeye değil, Avrupa'dan Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyadaki yabancı ülke vatandaşlarının hedef alındığına dair beyanlar kayıtlara geçti.

Çağrı merkezlerinin potansiyel yatırımcılara ulaşma yöntemleri de soruşturmanın önemli bir parçası. Ketencigil, aranacak kişilerin kişisel bilgilerinin, yani sektörde 'data' olarak bilinen müşteri listelerinin, Türkiye dışında bulunan şirketlerden para karşılığı temin edildiğini ileri sürdü. Hümeyra Doğaner ise müşteri bilgilerinin CRM sistemi üzerinden çalışanlara dağıtıldığını ve bu verilerin Ukrayna'dan temin edildiğini duyduğunu aktardı. Ketencigil'in anlatımına göre, elde edilen müşteri bilgileri şirketin CRM sistemine yükleniyor ve sistem, müşteri verilerini çağrı merkezi temsilcilerine dağıtarak otomatik arama gerçekleştiriyor. Bu sistemin yönetiminden Berkant Genç'in, teknik sorunlardan ise IT bölümünde çalışan 'Erdem' isimli kişinin sorumlu olduğu belirtildi.

Çalışanların gelir sistemine ilişkin ifadeler de dikkat çekici. Ketencigil, yatırımcılarla görüşen çalışanların, müşteriyi sisteme dahil edip yatırım yapmalarını sağlamaları halinde 'bonus' adı altında ek ödeme aldıklarını bildiğini söyledi. Hümeyra Doğaner de bonusların yatırım miktarına göre değiştiğini ve bazı çalışanların bonus ödemelerini kripto para üzerinden alabildiğini belirtti. Bu sistem, çalışanların sadece sabit maaşla değil, müşterilerin yatırdığı para miktarına bağlı bir performans sistemiyle çalıştığı iddiasını gündeme getiriyor.

Doğa Altunok'un telefonundan elde edilen dijital materyaller de bu iddiaları destekler nitelikte. Rapora alınan ekran görüntülerinde, çalışanların dillerine göre sınıflandırıldığı ve 'Highest Net Deposit Agents by Language' başlığı altında yüz binlerce dolarlık net yatırım rakamlarının yer aldığı tablolar bulunuyor. Örneğin, Mayıs ayına ait bir görüntüde Hintçe çalışan bir personel için 330 bin 585 dolar, İngilizce çalışan bir personel için 250 bin 569 dolar, Arapça çalışan bir personel için ise 239 bin 882 dolar net tutar kaydı yer alıyor. Bu kayıtlar, ifadelerde anlatılan yatırım miktarına bağlı performans ve farklı dillere göre organize olmuş çağrı merkezi sistemi açısından önemli dijital bulgular olarak kayıtlara geçti.

Soruşturmanın bir diğer önemli başlığı ise kripto para trafiği. Mehmet Cemre Ketencigil, 'Sky Marketing'in kripto hesaplarının Ümit Bolat tarafından yönetildiğini, Bolat'ın aynı zamanda 'Maverick Medya' ve başka şirketlerin de kripto hesaplarını yönettiğini söyledi. Ketencigil, Bolat'ın yanında 'Doğukan' isimli bir kişinin de kripto hesaplarının yönetiminde görev aldığını ve bu kişilerin zaman zaman kendi kripto hesaplarına para çektiklerini bildiğini ifade etti. Hümeyra Doğaner'in ifadesi de kripto para kullanımına ilişkin farklı ayrıntılar sunuyor. Doğaner, farklı şirketlerde kripto para hesaplarının kullanıldığını, bazı hesapların Dubai, Kıbrıs ve Ukrayna bağlantılı olduğunu ve şirketlerin ayrıca soğuk cüzdanlar kullandığını anlattı. Bu durum, soruşturma dosyasında banka transferlerinin yanı sıra kripto varlıklar, kişisel kripto hesapları ve soğuk cüzdanların da finansal yapının aydınlatılması için incelendiğini gösteriyor.

Mehmet Cemre Ketencigil'in ifadesindeki en somut iddialardan biri, Arif Yaman isimli bir yatırımcıya ilişkin. Ketencigil, 2021 yılında 'Sky Marketing'de çalıştığı sırada Ümit Bolat ile 'Özden' olarak bildiği kişinin, Arif Yaman'dan yaklaşık 200 bin avro tutarında yatırım yapmasını istediğini söyledi. Ketencigil'in anlatımına göre Yaman, parayı sisteme yatırdıktan sonra hem anaparasını hem de kazandığını düşündüğü tutarı çekmek istedi. Ancak Ümit Bolat ve Özden isimli kişi, Yaman'a yanlış işlemler yaptırarak ve oyalayarak parayı çekmesini engellediler. Olayı bizzat gördüğünü söyleyen Ketencigil, bu kişileri uyardığını ancak dinlenmediğini belirtti. Ardından Yaman'a kendi e-posta hesabından ulaşarak dolandırıldığını düşündüğünü bildirdiğini ve parasını geri alabilmesi için ilgili lisans kurumuna başvurmasını tavsiye ettiğini söyledi.

Ketencigil'in beyanına göre, yatırımcının parasını kaybetmesinin ardından ilgili kişiler, kendi aralarında 'aptal olmasaydı' gibi ifadeler kullanarak mağdurla dalga geçtiler. Ketencigil, mağdurun avukatıyla görüşerek bildiklerini anlattığını, bunun şirket yönetimi tarafından öğrenilmesinden sonra ise Ümit Bolat, Özden ve İlker Hason tarafından tehdit edildiğini ifade etti. 'Özden' isimli kişinin gözdağı vermek amacıyla evinin önüne kadar geldiğini söyleyen Ketencigil, olayla ilgili daha sonra Tarabya Polis Merkezi'nde de ifade verdiğini anlattı.

Doğa Altunok'un telefonundan elde edilen belgelerde de çağrı merkezindeki personelin İngilizce, Fransızca, Almanca, Hintçe, Korece ve Arapça gibi dillere göre ekipler halinde sınıflandırıldığı görüldü. Adli bilişim raporundaki personel tablolarında, çalışanların takım liderleri, departmanları, kullandıkları dil ve bağlı oldukları şirketlerin ayrı ayrı kayıt altına alındığı belirlendi. Bu dijital kayıtlar, şüpheli ifadelerindeki çok uluslu hedef kitleye göre oluşturulmuş çağrı merkezi yapılanması anlatımını destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma, şüpheli ifadeleri, MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) verileri ve ele geçirilen dijital materyallerin birlikte incelenmesiyle derinleşiyor. Dosyadaki mevcut anlatımlar; şirketlerin gerçek sahipliğinin kimlerde bulunduğu, yabancı yöneticiler arasındaki hiyerarşik bağ, İsrail bağlantılı kişilerin şirketlerdeki rolleri, yabancı ülke vatandaşlarının nasıl hedeflendiği, müşteri verilerinin (data) nereden temin edildiği, yatırım paralarının banka ve kripto sistemi içerisindeki hareketi, nakit para trafiği ve olası operasyon ihtimali karşısında şirketlerin faaliyet ve personel yapısında meydana gelen değişikliklerin, soruşturmanın temel araştırma başlıkları arasında yer aldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Paylaş

İlgili Haberler