İsrail Suriye ve Türkiye ile Gerilimi Düşürmek İçin Diplomasi Yolunu Seçti
Suriye topraklarına yönelik gerçekleştirdiği hava saldırıları sonrasında hem Türkiye hem de Amerika Birleşik Devletleri ile diplomatik bir gerilim yaşayan İsrail, son dönemde yoğun bir diplomasi trafiğine yönelmiş durumda. Tel Aviv yönetiminin, İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın öncülüğünde yürüttüğü temaslarla hem Suriye ile bir güvenlik anlaşması imzalamayı hem de Türkiye ile tırmanan tansiyonu azaltmayı hedeflediği öne sürülüyor. Bu diplomatik hamleler, İsrail'in daha önceki sert açıklamaları ve tutumuyla çelişiyor.
Gerilimin doruk noktasına ulaştığı dönem, İsrail'in 18 Ağustos tarihinde Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur hava üssünü hedef almasıyla yaşandı. Bu saldırının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Israel Katz, Türkiye ve Suriye'yi hedef alan sert ve küstah olarak nitelendirilen açıklamalarda bulundular. Hatta İsrail, saldırıyı kınayan ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile de gerilim yaşayarak istihbarat paylaşımını durdurma yoluna gitti. Ancak tüm bu gelişmelerin ardından, ismi açıklanmayan İsrailli bir yetkilinin uluslararası bir platforma verdiği röportaj, İsrail'in tutumunda bir yumuşama işareti olarak yorumlandı. Bu yetkili, Türkiye ve Suriye ile tansiyonu düşürme yönünde açıklamalar yaparak, İsrail'in Suriye ile karşılıklı bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini, Barrack ile diyaloğu sürdürmeyi amaçladığını ve Türkiye'ye karşı daha diplomatik bir yaklaşım sergilemeyi hedeflediğini belirtti.
İsrailli siyasi kaynaklardan edinilen bilgilere göre, bu yeni diplomatik süreci yönetme görevi Mossad Başkanı Roman Gofman'a tevdi edilmiş durumda. Tel Aviv yönetiminin bu potansiyel tutum değişikliğinin arkasında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye ile bir anlaşma sağlanması yönündeki taleplerini karşılama ve yaklaşan seçimlerde Trump'ın desteğini güvence altına alma amacı taşıdığı düşünülüyor. Bu girişimlere rağmen, İsrail yönetiminin resmi açıklamalarında başlangıçta sert tutumunu koruduğu gözlemlendi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun, cihatçı tehditler devam ettiği sürece, Suriye'nin işgal altındaki Hermon Dağı'ndan veya Beşar Esad rejiminin devrilmesi halinde ele geçirebileceği diğer bölgelerden çekilmeyeceğini ifade etti. Katz, ayrıca, İsrail'in güney Suriye'deki birliklerini ziyaret ederken yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Suriye'deki varlığını artırma ve İsrail'in güvenlik çıkarlarını tehlikeye atma girişimlerine karşı hareket ettiklerini ve pozisyonlarının net olduğunu vurguladı.
Ancak Savunma Bakanı Katz'ın bu sert açıklamalarına rağmen, Suriye'nin resmi haber ajansı SANA, Mossad Başkanı Gofman'ın Pazar günü Ürdün'de, ABD'nin arabuluculuğunda Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan el-Şeybani ile bir araya geldiğini duyurdu. İsrailli siyasi kaynaklar da bu iki üst düzey yetkilinin son haftalarda temas halinde olduğunu doğruladı. Hatta uluslararası haber ajanslarından biri, hava saldırısından dört gün önce, 14 Ağustos'ta telefonla görüştüklerini ve bu görüşmede Türk askeri birliklerinin Suriye topraklarına konuşlanma ihtimalinin ele alındığını aktardı. Ürdün'de gerçekleşen görüşmelerde, İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik düzenlediği saldırının ardından duran sınır güvenliği müzakerelerinin yeniden başlatılması ve Suriye'deki gerilimin Türkiye'ye sıçramaması için İsrail ile Türkiye arasındaki görüş ayrılıklarının giderilmesi konuları masaya yatırıldı. İsrailli üst düzey bir güvenlik yetkilisi, bu temasların, İsrail'in daha önceki Türkiye-Suriye ittifakını engellemeye yönelik agresif politikalarından bir geri adım niteliği taşıdığını belirtti.
İsrailli üst düzey bir güvenlik yetkilisi, İsrail güvenlik bürokrasisinin Suriye konusundaki yaklaşımında bir bölünme yaşandığını da teyit etti. Yetkili, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara'nın işgal altındaki Golan Tepeleri'nden İsrail ordusunun çekilmesi talebi nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın şu an için mümkün olmadığını ifade ederken, bunun yerine İsrail'in güvenliğini artıracak ve en az bir cepheyi kapatacak, Amerikan ve uluslararası garantilere sahip bir ara anlaşmaya odaklanılması gerektiğini savundu. Bu tür bir anlaşmanın her iki taraf için de kazançlı olacağını belirten yetkili, Şara'nın Şam ile İsrail sınırı arasındaki bölgeden ağır silahları çekmeye hazır olması durumunda, İsrail için büyük faydalar sağlayacağını vurguladı. Bu durumun, tüm Orta Doğu'da, Türkiye ile ilişkilerde ve genel atmosferde olumlu bir etki yaratacağını sözlerine ekledi.
İsrail, aynı zamanda ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaşadığı gerilimi de yumuşatmayı amaçlıyor. Barrack'ın, İsrail'i saldırıdan önce Washington veya Şam'ı bilgilendirmemekle suçlaması ve operasyonu 'gereksiz bir tırmanma' olarak nitelendirmesi üzerine İsrail Savunma Bakanı Katz sert tepki göstermişti. Ancak üst düzey bir İsrailli diplomatik kaynak, Barrack'ın İsrail için ideal bir figür olmasa da, Trump'ın yakın çevresinden biri olduğunu ve onunla uzun süreli bir ilişkisi bulunduğunu belirtti. Bu kaynağa göre, Barrack ile doğrudan çatışmak yerine durumu İsrail'in lehine çevirmek daha akıllıca bir yaklaşım olacaktır. Aynı kaynak, Türkiye'nin bir NATO üyesi olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerektiğini ve Türkiye ile bir savaş ihtimalinin oldukça düşük olduğunu vurguladı. Bu nedenle, taktiksel yaklaşımlar yerine, İsrail'in böyle bir anlaşmanın bölgesel istikrarı sağlama, sınır hattındaki askeri yığınak ihtiyacını azaltma ve uluslararası konumunu güçlendirme potansiyelini stratejik olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.
Başbakan Netanyahu'ya yakın bir kaynak ise, bu diplomatik manevraların arkasında 27 Ekim'de yapılacak seçimlerin yattığına işaret etti. Kaynak, seçim öncesinde kamuoyunun sağa kayması ve Netanyahu'nun taviz veremeyeceği bir ortamda, Trump'ın desteğini almak adına Suriye konusunda dengeleyici bir rol üstlenebileceğini belirtti. Netanyahu'nun Suriye konusunu ele alması, Şara ile bir anlaşmaya varma çabalarına destek vermesi ve kendisini savaş kışkırtıcısı değil, dengeleyici ve sakinleştirici bir unsur olarak konumlandırması durumunda, bunun Trump üzerinde olumlu bir etki yaratabileceği değerlendirmesi yapıldı. Mind Israel Institute araştırmacısı ve eski istihbarat subayı Udi Evental de, Türkiye'nin İsrail'in düşmanı olmadığını savunarak, İsrail'de yürütülen Türkiye karşıtı kampanyanın seçim öncesinde hükümetin sert tutumunu gösterme ve sağ seçmenin desteğini alma amacını taşıdığını öne sürdü. Evental, Türkiye'nin İsrail için bir rakip olduğunu ancak düşman olarak görülmesinin siyasi bir hata olacağını savundu.