İznik Gölü Kuruyor: Doğal Mirasımız Tehlike Altında
Türkiye'nin doğal güzellikleri arasında önemli bir yere sahip olan İznik Gölü, her geçen gün gözle görülür bir şekilde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Bir zamanlar büyük yolcu gemilerinin rahatlıkla yanaşabildiği iskeleler, yaşanan su kaybı nedeniyle göl kenarından yüzlerce metre karada kaldı. Kasım 2024'te yaklaşık 150 metre civarında olan kıyı çekilmesi, günümüzde 200 metreye yaklaşmış durumda. Bu durum, gölün ekosistemi ve çevresindeki yaşam için ciddi endişelere yol açıyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından geçmişte kullanılan ve Akşemseddin gemisinin Orhangazi ile İznik ilçeleri arasındaki ulaşımını sağlayan Orhangazi İskelesi, yaşanan su seviyesi düşüşü nedeniyle artık göle ulaşamıyor. İskele, gölden metrelerce uzakta, adeta geçmişin bir hatırası olarak sessizce bekliyor. Bölgedeki yağışların ardından diğer su kaynaklarında ve barajlarda olumlu gelişmeler yaşansa da, İznik Gölü'nde benzer bir toparlanma gözlenmiyor. Bu çekilme, aynı zamanda daha önce su altında kalmış tarihi ve arkeolojik kalıntıların da gün yüzüne çıkmasına neden oluyor.
Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Efsun Dindar, İznik Gölü'ndeki bu dramatik su kaybının çok yönlü nedenlere dayandığını vurguluyor. Prof. Dr. Dindar'a göre, bölgedeki yoğun sanayileşme faaliyetleri, plansız tarımsal sulama ve iklim değişikliğinin getirdiği kuraklık, gölün su bütçesini olumsuz etkileyen temel faktörler arasında yer alıyor. Havzayı besleyen derelerin taşıma kapasitesinin azaldığını ve yer altı su rezervlerindeki belirgin düşüşün, gölün yeterli şekilde beslenememesine yol açtığını ifade eden Dindar, mevcut yağış miktarının, göldeki su açığını kapatmak için kesinlikle yetersiz kaldığının altını çiziyor.
Orhangazi Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Zelkif Bektaş, göldeki su kaybının bölge ekonomisi ve en önemlisi balıkçılık sektörü üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu dile getiriyor. Yaklaşık 200 metrelik kıyı çekilmesinin yanı sıra, balık popülasyonunda da ciddi bir azalma yaşandığını belirtiyor. Tarımsal faaliyetler sırasında kullanılan gübre ve ilaçların, sazlık alanlarda birikerek su kalitesini düşürdüğünü ve bu durumun yavru balıkların yaşam alanlarını olumsuz etkilediğini açıklıyor. Bektaş, geçmişte günlük 2 ton balık avlayıp Irak'a dahi ihracat yaptıklarını, her dört günde bir kamyon dolusu balık gönderdiklerini ancak şimdi durumun çok farklı olduğunu anlatıyor.
Prof. Dr. Efsun Dindar, İznik Gölü'nün yaşadığı sorunun sadece yağış eksikliğinden kaynaklanmadığını bir kez daha vurgulayarak, gölü besleyen hem yüzey hem de yeraltı su kaynaklarındaki azalmanın, tarım ve sanayi sektörlerinin artan su talebiyle birleştiğinde, gölün su bütçesini daha da zorladığını belirtiyor. 2027 yılında yürürlüğe girmesi beklenen yeni 5 yıllık eylem planı çerçevesinde, sanayi ve tarımda su kullanımına yönelik daha sıkı tedbirlerin alınması gerektiğini ifade eden Dindar, mevcut su kaybının tek bir mevsimlik yağışla telafi edilemeyeceği konusunda uyarıyor. Gölün geleceğinin, havzayı besleyen doğal kaynaklar ile bölgedeki su tüketimi arasındaki hassas dengenin yeniden kurulmasına bağlı olacağı öngörülüyor.
İznik Gölü'ndeki çekilme, sadece su hacmini değil, aynı zamanda suyun kalitesini ve bölgedeki biyoçeşitliliği de derinden etkiliyor. Uzmanlar, bu eşsiz doğal mirasın korunabilmesi için, göl havzasındaki tüm su kullanımının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiği konusunda hemfikir. Yeni eylem planı ile özellikle tarım ve sanayideki su verimliliğini artırmaya yönelik adımlar atılması planlanıyor. Ancak İznik Gölü'nün geleceği, nehirlerin akışının sürdürülebilirliği ve havzadaki su kullanımının bilinçli bir şekilde yönetilmesiyle doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu hassas denge yeniden kurulamazsa, Türkiye'nin değerli doğal varlıklarından biri geri dönülmez bir şekilde kaybolma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.