Kara Veba Salgınının Sırrı 700 Yıllık Parşömende Ortaya Çıktı
Tarihin en yıkıcı salgınlarından biri olan ve Avrupa kıtasını adeta bir mezarlığa çeviren Kara Veba'nın (veba) sırları, yüzyıllardır tozlu raflarda saklı kalan bir parşömenle gün yüzüne çıktı. Britanya Kütüphanesi'nde yapılan tarihi bir keşif, salgının sadece ölüm oranlarına değil, aynı zamanda hayatta kalanların mücadelelerine ve iyileşme süreçlerine de ışık tutuyor. Durham Üniversitesi'nden bilim insanlarının ortaya çıkardığı bu nadide belge, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinde dahi umudun ve direncin var olabileceğinin çarpıcı bir kanıtı olarak öne çıkıyor.
Ramsey Abbey malikanesine ait olduğu düşünülen ve basit bir mali kayıt defterinin arasına özenle gizlenmiş olan bu parşömen, 1346 ile 1353 yılları arasında Avrupa nüfusunun neredeyse yarısını yok eden büyük salgın sırasında vebadan kurtulmayı başaran 22 köylünün isimlerini tek tek listeliyor. Tarihçiler bugüne dek genellikle salgının yol açtığı kitlesel ölümler üzerine yoğunlaşmışken, bu yeni belge sayesinde artık 'kaç kişinin iyileştiğine' ve bu iyileşme süreçlerinin ne kadar sürdüğüne dair önemli bilgiler ediniyoruz. Bu keşif, salgının yıkıcı etkilerinin yanı sıra, dönemin insanlarının hayatta kalma mücadelelerini anlamak açısından da büyük bir önem taşıyor.
Belgede yer alan kayıtlara göre, 1349 yılının ilkbahar ve yaz aylarında hastalanan köylülerin işlerinden ne kadar süreyle uzak kaldıkları dikkat çekici farklılıklar gösteriyor. En hızlı iyileşen isimlerden biri olan Henry Broun, hastalığı sadece bir hafta gibi kısa bir sürede atlatarak yeniden tarlasına dönmeyi başarmış. Buna karşılık, John Derworth ve Agnes Mold gibi isimler ise dokuz haftaya varan zorlu bir mücadele sonucunda hayata tutunmayı başarmışlar. Eldeki verilere göre, iyileşenlerin büyük çoğunluğunun yaklaşık dörtte üçünün bir ay içinde yeniden çalışmaya başlayabildiği görülüyor. O dönemde tıp biliminin sınırlı imkanları ve salgının ölümcül doğası göz önüne alındığında, bu iyileşme hızının neredeyse bir mucize olduğu düşünülüyor. Köylülerin o dönemde yasal olarak bir yıla kadar hastalık izni hakkı bulunmasına rağmen, bir ay içinde işbaşı yapabilmeleri, hem bireysel vücut dirençlerinin yüksekliğine hem de ekonomik zorunlulukların baskısına işaret ediyor.
Kara Veba'nın rastgele mi yayıldığı yoksa belirli sosyal grupları mı hedef aldığı konusundaki tarihsel tartışmalar, bu yeni parşömenle birlikte yeni bir boyut kazanıyor. Belgede adı geçen hayatta kalan 22 kişinin önemli bir kısmının, malikanede daha geniş topraklara sahip, yani daha varlıklı köylüler olması dikkatlerden kaçmıyor. Uzmanlar, bu durumun bir tesadüf olmadığını, daha iyi beslenme koşullarına sahip olan, daha temiz ve izole yaşam alanlarında ikamet eden varlıklı kesimin, vebanın tetiklediği ikincil enfeksiyonlara karşı daha dirençli olabileceğini belirtiyor. Belgede hayatta kalanların 19'unun erkek olması ise, vebanın cinsiyet ayrımı yaptığı anlamına gelmiyor. O dönemde arazilerin ve mülklerin resmi kayıtlarının genellikle erkekler üzerine yapılması, bu istatistiksel farklılığın temel nedeni olarak gösteriliyor. 1349 yazında, malikanedeki hastalık oranının normal bir yıla göre on kat arttığı, sadece 13 haftalık bir sürede hastalanan köylülerin toplamda 91 haftalık iş gücü kaybına yol açtığı belirtiliyor. Dönemin din adamlarının kayıtlarında, 'hizmetçilerde ve işçilerde o denli büyük bir kıtlık yaşandığı ki, yapılması gereken işleri kimin yapacağının bilinmediği' şeklindeki çaresiz ifadeler, dönemin sosyal ve ekonomik çalkantısını gözler önüne seriyor.
Salgınla mücadelede uygulanan yöntemlere dair ipuçları da Geoffrey le Baker adlı bir din adamının notlarında yer alıyor. Baker'ın aktardığına göre, sert, kuru ve iltihap akmayan çıbanların neşterle açılarak tedavi edilmesi veya bu acıya uzun süre dayanılması, iyileşme şansını artırıyordu. Ancak vücutta küçük siyah kabarcıkların belirmesi, yani septisemik veba belirtilerinin ortaya çıkması durumunda hayatta kalma ihtimalinin neredeyse sıfır olduğu kaydediliyor. Bu notlar, dönemin acımasız tedavi yöntemlerini ve hastaların yaşadığı dehşeti anlamamıza yardımcı oluyor.