Küresel Piyasalar Tarihi Anlaşmayla Nefes Aldı: Hürmüz Boğazı Ablukası Kalktı
Ekonomi

Küresel Piyasalar Tarihi Anlaşmayla Nefes Aldı: Hürmüz Boğazı Ablukası Kalktı

6

Küresel finans piyasaları, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında imzalanan tarihi öneme sahip 'İslamabad Mutabakatı' ve bunun sonucunda gözlemlenen petrol fiyatlarındaki düşüşle birlikte haftayı olumlu bir seyirde tamamladı. Hafta boyunca piyasaların ana gündem maddelerini, ABD ile İran arasındaki gerilimin azaltılmasına yönelik atılan adımlar ve Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed) başta olmak üzere dünyanın önde gelen merkez bankalarının para politikası kararları belirledi.

İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen uzun soluklu müzakere sürecinin ardından 14 Haziran tarihinde savaşın sonlandırılması ve taraflar arasındaki ihtilafların diyalog yoluyla çözülmesini hedefleyen 14 maddelik bir mutabakata vardıklarını resmen duyurdu. 'İslamabad Mutabakatı' olarak adlandırılan bu anlaşma, 18 Haziran tarihinde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından dijital platformlar üzerinden imzalanarak yürürlüğe girdi. Bu kapsamlı mutabakat zaptı, Lübnan'daki çatışmaların sona erdirilmesi, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın yeniden ulaşıma açılması ve Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yönelik uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması gibi kritik maddeleri bünyesinde barındırıyor.

Mutabakatın imzalanmasının ardından, iki ülke arasında nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla İran'ın nükleer programı ve uluslararası yaptırımların kaldırılması gibi hassas konular üzerine kısa süre içerisinde 60 günlük bir müzakere sürecinin başlatılması bekleniyor. Bu gelişmelerle birlikte, stratejik Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini sekteye uğratan ablukaların kaldırılması da piyasalarda memnuniyetle karşılandı. Ancak, sürecin ne kadar hassas bir zeminde ilerlediği, İsviçre Dışişleri Bakanlığı'nın ABD-İran görüşmelerinin iptal edildiğine dair yaptığı ani açıklamayla bir kez daha ortaya kondu. Bu tür kırılganlıklar, yatırımcıların piyasalardaki belirsizliklere karşı temkinli yaklaşmasına neden oluyor.

Öte yandan, üst düzey bir Amerikalı yetkilinin, İsrail ile Hizbullah arasındaki ateşkesin Türkiye saatine göre dün 16.00'da yürürlüğe girdiğini iddia etmesi, bölgesel gerilimlerin azalması yönündeki umutları artırdı. ABD ve İran arasındaki anlaşmaya varılmasına rağmen, anlaşmanın ayrıntılarının henüz tam olarak netleşmemesi, yatırımcıların karar alma süreçlerinde zorlanmalarına yol açtı. Analistler, yatırımcıların öncelikli olarak ABD-İran anlaşmasının ne ölçüde uygulanabilir olacağı konusunda emin olmak istediklerini belirtiyor. Bu durum, piyasalarda daha fazla öngörülebilirlik ihtiyacını ortaya koyuyor.

Anlaşmanın, İran'ın petrol ve yakıt ihracatına derhal başlayabilmesine olanak tanıyabileceğine dair gelen haber akışı, piyasalarda olumlu bir şekilde fiyatlandı. Uzmanlar, iki tarafın bir anlaşmaya varmasının, küresel piyasalardaki önemli bir oynaklık kaynağını ortadan kaldırabilecek diplomatik bir başarı olduğunu vurgularken, anlaşmanın sürdürülebilirliği konusundaki endişelerin devam ettiğine de dikkat çekiyorlar. Bu endişeler, piyasaların anlaşmanın uzun vadeli etkilerini değerlendirmesine olanak tanıyor.

Geçtiğimiz hafta küresel piyasaların bir diğer önemli gündem maddesi ise Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası'nın (Fed) faiz kararı oldu. Fed, beklentiler doğrultusunda politika faizini yüzde 3,5 ila 3,75 aralığında sabit tuttu. Fed'den yapılan açıklamada, politika faizinin sabit tutulması kararının oy birliğiyle alındığı bilgisi paylaşıldı. Açıklamada, enerji fiyatlarındaki artışlar dahil olmak üzere arz şoklarının etkisiyle enflasyonun Fed'in yüzde 2'lik hedefinin üzerinde kalmayı sürdürdüğüne işaret edilerek, Federal Açık Piyasa Komitesi'nin (FOMC) fiyat istikrarını sağlamaya yönelik kararlılığının altı çizildi.

Bu toplantının, Kevin Warsh başkanlığında gerçekleştirilen ilk FOMC toplantısı olması dikkat çekiciydi. Toplantı sonrası yayımlanan karar metninin, önceki açıklamalara kıyasla belirgin şekilde kısaltılmış olması da gözlerden kaçmadı. Fed, federal fon oranına ilişkin yıl sonu tahminini mart ayında öngördüğü yüzde 3,4 seviyesinden yüzde 3,8'e yükseltti. Banka, federal fon oranına ilişkin 2027 yılı tahminini yüzde 3,1'den yüzde 3,6'ya, 2028 yılı tahminini ise yüzde 3,1'den yüzde 3,4'e çıkardı. Fed'in uzun vadeli ortalama faiz beklentisi ise yüzde 3,1 olarak korundu. Bu revize edilen tahminler, Fed'in 2026 yılına kadar faiz artırımlarına devam edebileceğine dair bir sinyal olarak yorumlandı.

FOMC üyelerinin gelecekteki faiz beklentilerini gösteren noktasal grafik, 18 yetkiliden 9'unun bu yıl en az bir faiz artırımı öngördüğünü ortaya koydu. Bankanın enflasyon tahminleri de bu yıl için yüzde 2,7'den yüzde 3,6'ya, 2027 yılı için yüzde 2,2'den yüzde 2,3'e yükseltilirken, 2028 yılı için yüzde 2 seviyesinde sabit bırakıldı. ABD ekonomisine ilişkin büyüme tahminleri ise bu yıl için yüzde 2,4'ten yüzde 2,2'ye düşürüldü. Büyüme tahmini 2027 yılı için yüzde 2,3'te sabit tutulurken, 2028 yılı için yüzde 2,1'den yüzde 2,2'ye revize edildi. İşsizlik oranına ilişkin tahminlerde ise bu yıl için yüzde 4,4'ten yüzde 4,3'e düşüş görülürken, 2027 ve 2028 yılları için sırasıyla yüzde 4,3 ve yüzde 4,2 olarak korundu.

Kevin Warsh'ın, Fed üyelerinin faiz beklentilerini yansıtan noktasal grafikte kendi tahminine yer vermemesi, piyasalarda Fed'in 2012'de iletişim politikasının bir parçası olarak başlattığı uygulamadan uzaklaşabileceğine dair ilk işaretlerden biri olarak değerlendirildi. Warsh'ın daha önceki açıklamalarında da noktasal grafiklerin faydalı olmadığını düşündüğünü belirtmesi bu durumu destekledi. Metinden, gelecekteki faiz indirimlerine yönelik eğilime işaret eden ifadelerin çıkarılması da küresel piyasalardaki risk iştahını olumsuz etkiledi. Fed Başkanı Kevin Warsh, düzenlediği basın toplantısında, enflasyonun yüzde 2 hedefinin oldukça üzerinde seyrettiğini belirterek, fiyat istikrarını sağlama konusundaki kararlılıklarını yineledi. "Bu Komite fiyat istikrarını sağlayacak." diyen Warsh, Komite'nin bu konuda "net ve hemfikir" olduğunu vurguladı.

Toplantı sonrası yayımlanan politika metninde yapılan değişikliklere de değinen Warsh, metnin daha kısa ve daha sade hale getirildiğini, bazı eski ifadelerin çıkarıldığını aktardı. Warsh, ileriye dönük yönlendirme (forward guidance) olarak bilinen ve geleceğe dair ipuçları veren ifadelerin de açıklamada yer almadığını dile getirdi. Ekonomik projeksiyonlara da değinen Warsh, Komite üyelerinin tahminlerini sunmaya devam ettiğini ancak kendisinin mevcut yapısıyla projeksiyonlara dair uzun süredir benimsediği görüşler doğrultusunda bir tahmin sunmaktan kaçındığını ifade etti. Analistler, Warsh'ın "fiyat istikrarı" vurgusunun sıkı para politikası duruşunu desteklediği yorumunu yaptı. Kevin Warsh'ın sözlü yönlendirme yerine doğrudan makroekonomik verilerden kaynaklı etkilere odaklanacak bir politika uygulayacağını ifade eden analistler, bankanın politika metninde yer alan "verimlilik artışı ve sermaye yatırımlarının güçlü seyrettiği" ifadesinin, Fed'in yapay zeka kaynaklı verimlilik artışının büyümeye ve enflasyona etkisini bundan sonraki dönemde daha fazla dikkate alabileceğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.

Enerji fiyatlarında yaşanan düşüşe rağmen, fiyatların henüz savaş öncesi seviyelere tam olarak gerilememiş olması, enflasyonist baskıların devam etmesine neden oluyor. Bu durum, Fed'in faiz indirim beklentilerinden uzaklaşarak faiz artırabileceğine yönelik beklentileri güçlendirdi. Analistler, Fed'in toplantıdan önce zaten faiz artırım beklentilerinin bulunduğunu, bu nedenle dolar üzerindeki etkisinin jeopolitik gelişmelere ilişkin olumlu haber akışının piyasalar üzerindeki etkisine kıyasla daha sınırlı kaldığını ifade etti. Bu gelişmelerle birlikte, ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi haftayı 3 baz puanlık bir düşüşle yüzde 4,46 seviyesinden tamamladı. Jeopolitik gerilimlerin azalacağına yönelik iyimserlik havası, Brent petrolün varil fiyatının haftayı yüzde 6,7'lik bir azalışla 80,4 dolardan kapatmasına neden oldu.

Bu düşüşe rağmen, petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelere hemen döneceği öngörülmüyor. Bunun başlıca nedenleri arasında, barış sağlansa bile tedarik zincirlerinin kısa sürede normale dönemeyeceği ve İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçişler için ek ücretler talep edebileceğine yönelik beklentiler yer alıyor. Böyle bir ücret talebi olması durumunda, petrol taşımacılığının, mayınlandığı bildirilen Umman kıyılarına doğru yönlenebileceği tahmin ediliyor. Bu alternatif geçiş güzergahının güvenliğinin sağlanmasının ise haftalar, hatta aylar sürebileceği öngörülüyor. Bu durum, petrol piyasalarında uzun vadeli bir belirsizlik unsuru olarak öne çıkıyor.

Diğer yandan, Fed'in şahin para politikası izlemesi ve para piyasalarındaki fiyatlamalarda bu yıl içerisinde faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakılması, dolar endeksinin 101,1 seviyesi ile son 13 ayın en yüksek seviyesini görmesine yol açtı. Dolar endeksi haftayı yüzde 1,1'lik bir artışla 100,8 seviyesinden tamamladı. Doların değer kazanmasına paralel olarak altın fiyatlarında da bir gerileme yaşandı; altının onsu geçen hafta yüzde 1,3'lük bir azalışla 4.156 dolar seviyesine indi. Bu durum, yatırımcıların riskli varlıklardan kaçınarak güvenli liman olarak görülen dolara yöneldiğini gösteriyor.

WALL STREET'E SPACEX DAMGA VURDU

Küresel piyasalardaki bu gelişmelerle birlikte New York borsası geçen hafta pozitif bir seyir izlerken, ABD'li iş insanı Elon Musk'ın başında bulunduğu uzay, havacılık ve yapay zeka şirketi SpaceX'in Nasdaq borsasındaki ilk haftası, halka arz büyüklüğü ve piyasa değerindeki hızlı yükselişle dikkatleri üzerine çekti. Şirketin hisseleri bu dönemde toplamda yüzde 37'lik bir değer kazancı elde etti. Bu performans, teknoloji ve yenilikçi şirketlere olan yatırımcı ilgisinin devam ettiğini gösteriyor. Söz konusu gelişmelerle haftayı Dow Jones endeksi yüzde 0,71, S&P 500 endeksi yüzde 0,93 ve Nasdaq endeksi yüzde 2,43'lük artışlarla tamamladı. Dow Jones endeksi, 52.281,19 puanla rekor bir seviyeye ulaştı.

Gelecek hafta piyasalar için önemli veri akışları öngörülüyor. Salı günü imalat sanayi ve hizmet sektörü Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri açıklanacak. Çarşamba günü cari denge ve yeni konut satışları, perşembe günü büyüme rakamları, kişisel tüketim harcamaları (PCE) ve Fed'in enflasyon göstergesi olarak kabul ettiği çekirdek PCE, dayanıklı mal siparişleri, haftalık işsizlik maaşı başvuruları takip edilecek. Cuma günü ise toptan stoklar ve Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi verileri piyasaların yönünü belirlemede etkili olacak. Önümüzdeki hafta ABD'deki büyüme ve çekirdek PCE verilerinin piyasaların seyrini belirlemesi bekleniyor.

AVRUPA BORSALARI HAFTAYI NASIL KAPATTI?

Avrupa borsaları, Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişlerinin yeniden başlaması ve petrol fiyatlarındaki gerilemeden aldığı destekle haftayı İngiltere borsası haricinde pozitif bir seyirle tamamladı. Ancak, Avrupalı yetkililer ve şirketler, Hürmüz Boğazı'nın savaş öncesi normal işleyişine ne kadar hızlı dönebileceği konusunda bazı çekinceler taşımaya devam ediyor. Bu durum, bölgedeki ekonomik toparlanma üzerinde olası bir baskı unsuru olarak değerlendiriliyor.

İngiltere Merkez Bankası (BoE), politika faizini piyasa beklentilerine paralel olarak yüzde 3,75 seviyesinde sabit bıraktı. BoE Para Politikası Kurulu'nun açıklamasında, "Orta Doğu'daki savaş ve bunun enerji fiyatları ile İngiltere ekonomisine etkisi, enflasyon görünümüne ilişkin belirsizliğin başlıca kaynağı olmaya devam ediyor." ifadelerine yer verildi. BoE Başkanı Andrew Bailey, karar sonrası yaptığı açıklamada, son günlerde gerileyen petrol fiyatlarının olumlu bir gelişme olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Ancak fiyatlar hala savaş öncesine göre daha yüksek seviyede. Gelecekte ne olursa olsun, son dört aydaki yüksek enerji fiyatları, halihazırda enflasyonist bir baskı oluşmaya başladığını gösteriyor." PPK üyelerinden BoE Başkanı Andrew Bailey dahil 7'sinin politika faizini yüzde 3,75'te sabit tutma yönünde görüş bildirdiği, 2 üyenin ise 25 baz puanlık bir faiz artırımı yönünde oy kullandığı belirtildi. Bir önceki toplantıda ise sadece 1 üye faiz artırımı yönünde oy kullanmıştı. Analistler, İngiltere'de açıklanan makroekonomik verilerin BoE'nin bekle-gör politikasını desteklediğini ifade etti.

ABD ve İran arasında anlaşma sağlanmış olmasına rağmen, Avrupa'da enflasyonist baskıların sürebileceğine dair endişeler devam ediyor. Bu nedenle, Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) bu yıl içerisinde ikinci bir faiz artırımına gidebileceğine dair beklentiler bulunuyor. Yetkililerin açıklamaları da bu durumu destekler nitelikte. ECB Başkanı Christine Lagarde, yüksek enerji fiyatlarının ekonominin diğer alanlarına da yayılmaya başladığını belirterek, enflasyonun ikinci tur etkilerine karşı tedbirli olunması gerektiği mesajını verdi. Lagarde, "Enflasyonun dolaylı etkilerini son haftalarda neredeyse her alanda net bir şekilde görmeye başladık. Özellikle ücret artışı riskleri gibi ikinci tur etkilerin su yüzüne çıktığını hissettiğimizde, kaçınılmaz olarak tedbir almak zorundayız. Bu noktada özellikle çekirdek enflasyon göstergesini yakından takip ediyoruz." dedi.

Almanya Merkez Bankası (Bundesbank) Başkanı Joachim Nagel, Orta Doğu'daki gerilimin azalması durumunda dahi ECB'nin enflasyon riskine karşı ihtiyatlı duruşunu sürdüreceğini bildirdi. Makroekonomik veri tarafında ise Avro Bölgesi'nde mayıs ayına ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık yüzde 0,1, yıllık ise yüzde 3,2 artarak beklentiler doğrultusunda gerçekleşti. Bu gelişmelerle birlikte, geçen hafta Almanya'da DAX 40 endeksi yüzde 1,4, İtalya'da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 2,6, Fransa'da CAC 40 endeksi yüzde 0,43 değer kazanırken, İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 1 değer kaybetti. İtalya'da FTSE MIB endeksi, 53.188,37 puanla rekor bir seviyeye ulaştı.

ASYA PİYASALARI HAFTAYI NASIL KAPATTI?

Asya piyasaları, teknoloji ve sanayi hisselerindeki yükselişlerin etkisiyle geçen hafta genel olarak pozitif bir seyir izledi. Japonya Merkez Bankası (BoJ), politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 1'e çıkardı. Bu karar, Japonya'nın politika faizini 1995 yılından bu yana ilk kez yüzde 1 seviyesine taşıdı. Kararın 7'ye karşı 1 oyla alındığı, kurul üyesi Toichiro Asada'nın ise faiz oranının yüzde 0,75'te tutulması yönünde karşı oy kullandığı bildirildi. BoJ Başkanı Kazuo Ueda, sağlık sorunları nedeniyle toplantıya katılamadı. Banka açıklamasında, "Temel TÜFE enflasyonunun yüzde 2'ye yaklaştığı ve finansal koşulların elverişli olduğu göz önüne alındığında, Banka, ekonomik faaliyet ve fiyatlardaki gelişmelerin yanı sıra finansal koşullara yanıt olarak politika faiz oranını yükseltmeye ve para politikasındaki genişlemeci duruşun derecesini ayarlamaya devam edecektir." ifadelerine yer verdi.

Bu bağlamda, Orta Doğu'daki durumun gelecekteki seyrinin Japonya'nın ekonomik faaliyeti ve fiyatları üzerindeki etkisinin yakından takip edileceği belirtildi. Ekonomik faaliyet ve fiyatlara ilişkin temel senaryonun gerçekleşme olasılığını ve bu görünüme yönelik riskleri değerlendirerek, para politikasındaki ayarlamanın zamanlaması ve hızının belirleneceği aktarıldı. Banka açıklamasında ayrıca, BoJ'un 2027 yılının ocak-mart dönemine kadar Japon devlet tahvillerine yönelik aylık alım tutarını her çeyrekte yaklaşık 200 milyar yen azaltmasının planlandığı belirtildi. Enflasyonist baskılar ve Japon yenindeki zayıflama, faiz artırımına neden olan önemli sebepler arasında yer aldı. Zayıf yen, Japonya'nın ihracatının rekabet gücünü artırmasına rağmen, ithalattaki maliyetlerin yükselmesine ve kamu maliyesinin baskı altına girmesine neden oluyor.

Öte yandan, Japonya'da mayıs ayına ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), beklentiler dahilinde yüzde 1,5 artış gösterdi. Bir önceki ay TÜFE yüzde 1,4 artmıştı. Japonya'da mayıs ayına ilişkin çekirdek TÜFE ise yüzde 1,8 ile yaklaşık son 4 yılın en yavaş artışını kaydetti. Japonya'da TÜFE'nin 2026 yılına kadar ılımlı seviyelerde seyretmesi bekleniyor. Bunun başlıca nedeni olarak, Orta Doğu çatışmasından kaynaklanan yüksek enerji fiyatlarının etkisini dengelemek amacıyla hükümetin yakıt ve enerji maliyetlerine yönelik sübvansiyonları gösteriliyor. Ancak, üretici fiyatlarının mart ayından bu yana keskin bir şekilde yükselmesi, işletmeler için girdi maliyetlerinin artacağı ve bunun nihayetinde tüketici enflasyonunu yükselteceği endişelerini artırdı.

Diğer taraftan, Çin'de mayıs ayına ilişkin perakende satışlar, Aralık 2022'den bu yana ilk kez düşüş göstererek bir önceki yıla göre yüzde 0,6 azaldı. Ülkede mayıs ayına ilişkin kentsel sabit varlık yatırımları da gayrimenkul ve imalat sektörlerindeki yavaşlamanın etkisiyle yüzde 4,1'lik bir azalış kaydetti. Mayıs ayında yeni konut fiyatları yüzde 0,2, ikinci el konut fiyatları ise yüzde 0,3 oranında azaldı. İşsizlik oranı ise yüzde 5,2'den yüzde 5,1'e indi. Çin'de mayıs ayına ilişkin sanayi üretimi ise beklentilerin üzerinde yüzde 4,5'lik bir artışla gerçekleşti. Ülkede güçlü arz ile zayıf talep arasındaki dengesizlik ciddi boyutunu koruyor. İran'daki savaşın enerji akışında yarattığı aksamanın emtia fiyatlarını yükseltmesi, Çin ekonomisini yıllardır etkileyen deflasyonist baskıların hafiflemesine katkı sağlasa da, söz konusu fiyat artışlarının talep değil maliyet kaynaklı olması, ekonomideki kırılganlığın sürdüğüne işaret ediyor. Bu durum, Çin'in ekonomik toparlanma sürecini olumsuz etkileyebilecek potansiyel riskler barındırıyor.

Paylaş

İlgili Haberler