Londra Metrosu'nun Perili İstasyonları: Ürkütücü Hikayeler ve Gizemli Olaylar
Dünya

Londra Metrosu'nun Perili İstasyonları: Ürkütücü Hikayeler ve Gizemli Olaylar

2

1863 yılından bu yana Londra'nın ulaşım ağının bel kemiğini oluşturan metro sistemi, sadece yoğunluğu ve kapsama alanıyla değil, aynı zamanda yıllardır dilden dile dolaşan esrarengiz hikayeleriyle de dikkat çekiyor. Milyonlarca insanın her gün kullandığı bu devasa tünellerin altında, tarihi trajediler, karanlık sırlar ve paranormal olduğu iddia edilen olaylar yatıyor. Mühendislik harikası olarak kabul edilen bu yapının derinliklerinde, bazı istasyonların adeta birer hayalet yuvasına dönüştüğü ve çalışanlar ile yolcuların tuhaf deneyimlere tanıklık ettiği söyleniyor. Brilliantly British tarafından derlenen ve Londra Metrosu'nun en perili olduğu düşünülen duraklarını ve bu mekanlarla ilişkilendirilen ürkütücü anlatıları mercek altına alan bir çalışma, bu gizemli atmosferi daha da derinleştiriyor.

Liverpool Street İstasyonu, üzerine inşa edildiği alanın bir zamanlar eski bir mezarlık olduğu yönündeki iddialarla sıkça anılıyor. Bu efsaneye bir yenisi, 2000 yılında güvenlik kameralarına yansıdığı öne sürülen bir olayla eklendi. Mesai saati dışında boş peronlarda, beyaz bir tulum giymiş bir adamın tren bekliyormuş gibi davrandığı görüldü. Görevliler kısa sürede olay yerine intikal etse de ortada kimse yoktu. Ancak kameraları takip eden başka bir personel, bu adamı az önce geçen görevlinin yanında gördüğünü iddia etti. Olay yerine geri dönüldüğünde ise sadece boş bir alanla karşılaşıldı. Bethnal Green İstasyonu ise tarihin en trajik anlarından birine ev sahipliği yapmıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında sivil savunma sığınağı olarak kullanılan bu istasyonda, 1943 yılında yaşanan büyük bir izdiham sonucu 173 kişi hayatını kaybetti. Yıllar sonra, istasyonun koridorlarında kadın ve çocukların çığlıklarının duyulduğuna dair anlatılar yaygınlaştı. Bir istasyon görevlisi, vardiyası bittikten sonra içeride tek başınayken duyduğu çocuk ağlamaları, çığlıklar ve boğuşma seslerinin yaklaşık on beş dakika sürdüğünü aktardı.

Bank İstasyonu'nun en bilinen efsanesi, 1800'lerde sahtecilik suçundan idam edilen Philip Whitehead'in intikamcı ruhuyla ilişkilendirilen 'Kara Rahibe' figürü etrafında şekilleniyor. Rivayete göre, Whitehead'in kız kardeşi olduğu söylenen bir kadın, yaklaşık 40 yıl boyunca kardeşinin dönüşünü siyahlar içinde bekledi ve öldükten sonra bile ruhunun istasyon çevresinde görülmeye devam etti. İstasyonun inşası sırasında bu ruhun rahatsız edildiği ve 'Kara Rahibe'nin hala peronlarda dolaştığına inanılıyor. 1907'de hizmete giren Covent Garden İstasyonu da benzer bir gizemle örtülü. Burada, uzun boylu, beyaz eldivenli, silindir şapkalı ve gri takım elbiseli bir adamın hayaletinin görüldüğü iddia ediliyor. Bu figürün, istasyonun yapımı sırasında yıkılan bir tiyatroda veya fırında ölen bir aktöre ait olabileceği düşünülüyor. King's Cross İstasyonu ise 1987'deki büyük yangında 31 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından trajik bir üne kavuştu. Yangından sonra, kahverengi saçlı genç bir kadının hayaletinin zaman zaman koridorlarda kollarını açarak çığlık attığı ve yardım etmek isteyenlere yaklaştığında aniden yok olduğu anlatılıyor. Bu türden ilk olaylardan birinin 1988'de yaşandığı, bir yolcunun teselli etmeye çalıştığı kadının aniden ortadan kaybolduğu belirtiliyor.

Elephant and Castle İstasyonu'nda da kapalıyken duyulan ayak sesleri ve bilinmeyen tıkırtılar paranormal aktivite iddialarını güçlendiriyor. Bu istasyona dair bir başka efsane ise, son trende görüldüğü iddia edilen, trenin ön bölümüne doğru ilerleyip lokomotifte kaybolan genç bir kızın hayaleti. South Kensington İstasyonu ile ilgili anlatılan hikâye ise, gece geç saatlerde duyulan tiz bir düdük sesi ve ardından gelen, siperli şapka ve palto giymiş hayaletimsi bir figürün göründüğü trenle ilgili. Bu figürün en son 1928'de görüldüğü söyleniyor. Farringdon İstasyonu, 'Farringdon'un Çığlık Atan Hayaleti' olarak bilinen, kaynağı bulunamayan tiz çığlık sesleriyle ürkütüyor. Bu seslerin, 18. yüzyılda bir yetimhanede öldürülen ve cesedi istasyonun bulunduğu bölgeye bırakıldığı söylenen 12 yaşındaki Anne Naylor'a ait olabileceği düşünülüyor. Aldgate İstasyonu'nun bulunduğu alanın, 1665'teki Büyük Veba salgını sırasında kullanılan bir toplu mezarın üzerine inşa edildiği ve yaklaşık bin kişinin gömülü olduğu yönündeki iddialar, paranormal anlatılara zemin hazırlıyor. Burada ayrıca, bir elektrikçinin ölümden döndüğü bir olay sırasında yanında diz çökmüş, saçlarını okşayan yaşlı bir kadının görüldüğüne dair bir hikâye de mevcut. British Museum İstasyonu'nun 1930'larda kapatılmasının ardından, Antik Mısır tanrısı Amun-Ra'nın hayaletinin dolaştığına dair bir efsane ortaya çıktı. Ayrıca, yakındaki Holborn İstasyonu'ndan kaybolan iki kadının gizemli inleme sesleriyle ilişkilendirildiği anlatılıyor. Highgate İstasyonu'nun kullanılmayan demiryolu hattından gelen tren sesleri ise, geceleri raylar sökülmüş olmasına rağmen tren geçtiği izlenimini yaratıyor. Bu seslerin, 1940'ların sonunda iptal edilen bir metro projesiyle ilgili olduğu düşünülüyor. Ancak bu hikayelerin büyük çoğunluğunun görgü tanığı anlatıları ve şehir efsanelerine dayandığı, bilimsel bir kanıtının bulunmadığı unutulmamalıdır.

Paylaş

İlgili Haberler