Moody's'ten Küresel Ekonomi İçin Nüfus Yaşlanması Uyarısı
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, küresel ölçekte giderek belirginleşen demografik değişimlerin, özellikle Batı ülkeleri ve gelişmekte olan piyasaların mali dengeleri üzerinde ciddi baskı yaratacağı yönünde bir uyarıda bulundu. Kuruluşa göre, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte iş gücü oranının düşmesi ve sosyal harcamaların artması, kamu maliyesi üzerinde sürdürülemez bir yük oluşturma potansiyeli taşıyor. Bu durumun ekonomik büyüme ve ülkelerin kredi değerliliği açısından önemli sonuçları olabileceği belirtiliyor.
Avrupa, demografik değişimlerin en yoğun hissedildiği coğrafyalardan biri olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonu'nun tahminlerine göre, Avrupa Birliği nüfusunun bu on yılın sonuna doğru zirve noktasına ulaşması ve ardından uzun vadeli bir azalış trendine girmesi bekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise nüfus artışının daha uzun bir süre devam edeceği öngörülüyor; ABD Nüfus Sayım Bürosu'nun ana senaryosuna göre ülkenin nüfusunun 2080 yılına kadar zirve yapmayacağı tahmin ediliyor. Ancak göçmen kabulü senaryosu dışarıda bırakıldığında, ABD'de nüfusun azalma eğiliminin şimdiden başladığına dair işaretler bulunuyor.
Moody's analistleri, asıl sorunun nüfusun toplamda azalmaya başlamasından çok daha önce, yaşlanma sürecinin yarattığı etkilerle ortaya çıkacağını vurguluyor. Yaşlanan bir nüfus yapısı, çalışma çağındaki bireylerin sayısını azaltırken, emeklilik, sağlık hizmetleri ve uzun süreli bakım gibi alanlardaki kamu harcamalarını artırıyor. Mevcut durumda G7 ülkelerinde 65 yaş ve üzeri her üç kişi için yaklaşık üç çalışanın bulunduğu belirtilirken, bu oranın 2050 yılına kadar iki çalışana düşmesi bekleniyor. Bu demografik değişimin, ekonomik büyümeyi yavaşlatmasının yanı sıra sağlık sistemleri ve kamu maliyesi üzerinde de önemli bir baskı oluşturacağı öngörülüyor.
Moody's'in kredi stratejisi ve standartlarından sorumlu başkan yardımcısı Olivier Chemla, yaşlanan nüfusun ekonomileri çeşitli kanallar aracılığıyla etkileyeceğini belirtti. Chemla'ya göre, yaşlanma süreci; ekonomik büyüme hızının yavaşlamasına, emeklilik ve bakım masraflarının artmasına, tüketici taleplerinde değişimlere ve reel faiz oranları ile devlet tahvili getirilerindeki dalgalanmalara bağlı olarak kamu maliyesi üzerinde ek baskılar yaratacak. Kuruluş, geçtiğimiz hafta yayımlanan bir raporunda da, küresel nüfusun yaşlanmasının dünya ekonomisi üzerinde belirgin etkiler yaratacağını ve hükümetleri zorlu politika tercihleri yapmaya iteceğini ifade etmişti. Raporda, geçmişte nüfus artışının ekonomik büyümenin ve ülkelerin kredi notlarının önemli bir destekçisi olduğu, ancak düşen doğurganlık oranları ve yaş yapısındaki hızlı değişimlerin bu dinamiği tersine çevirdiği vurgulanıyor.
Raporda ayrıca, daha az sayıda çalışanın üretim kapasitesini sınırlayacağı ve daha az hane ile tüketicinin talep gücünü zayıflatacağı belirtiliyor. Bu nedenle, ülkelerin ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için verimlilik artışlarına daha fazla odaklanması gerektiği ifade ediliyor. Yapay zeka ve otomasyon teknolojilerinin, yaşlanan iş gücünün yarattığı olumsuz etkileri hafifletme potansiyeli taşıdığı ancak bu durumun tek başına yeterli olmayacağı da Chemla tarafından dile getirildi. Teknolojinin üretim tarafında verimliliği artırabileceği, ancak robotların tüketici olmaması nedeniyle talep tarafındaki açığın ekonomik büyümeyi sınırlayabileceği uyarısı yapıldı.
Demografik değişimlerin yalnızca Avrupa ve Kuzey Amerika ile sınırlı kalmadığı, gelişmekte olan ekonomilerin de hızla yaşlandığına dikkat çekiliyor. Çin'de 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam içindeki payının son 20 yılda iki katına çıkarak yüzde 7'den yüzde 14'e ulaştığı belirtiliyor. Benzer yaşlanma eğilimlerinin Brezilya, Tayland ve Türkiye gibi ülkelerde de gözlemlendiği ifade ediliyor. Ancak Moody's, bu ülkelerin karşı karşıya olduğu ek bir zorluğun daha altını çiziyor: Nüfus yaşlanırken, gelir seviyelerinin gelişmiş ekonomilerin benzer demografik dönüşümler yaşadığı dönemlerdeki seviyelerin oldukça altında kalması. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin yaşlanmanın getirdiği maliyetlerle daha düşük gelir seviyelerinde mücadele etmek zorunda kalacağı anlamına geliyor. Avrupa'da benzer demografik değişimlerin on yıllar içinde gerçekleştiği düşünüldüğünde, gelişmekte olan ülkelerde bu değişimin çok daha hızlı yaşanması, kamu maliyesi üzerindeki baskıyı daha da artırabilecek bir faktör olarak değerlendiriliyor.