Narsisizm Araştırması: Almanya Zirvede, ABD Beklentileri Karşılamadı
Dünya

Narsisizm Araştırması: Almanya Zirvede, ABD Beklentileri Karşılamadı

2

Amerika Birleşik Devletleri'nin narsist bir ülke olduğu yönündeki yaygın kanaatin aksine, geniş çaplı bir uluslararası araştırma bu algıyı önemli ölçüde sarstı. Michigan Eyalet Üniversitesi'nden araştırmacıların imza attığı ve 53 ülkeyi kapsayan çalışmada, 45.800'den fazla kişinin verileri titizlikle incelendi. Elde edilen sonuçlar, ABD'nin narsisizm düzeyinin en yüksek olduğu ülkeler sıralamasında ilk beşe bile giremediğini ve 16. sırada yer aldığını gösterdi. Bu bulgu, narsisizmin yalnızca belirli kültürel yapılarla sınırlı olduğu düşüncesini sorgulatıyor.

Araştırmada, narsisistik özelliklerin farklı ülkelerdeki bireylerde nasıl çeşitlilik gösterdiği derinlemesine analiz edildi. Bu inceleme sırasında yaş, cinsiyet, kişinin kendi algıladığı sosyal statü ve ülkenin genel kültürel yapısı gibi etkenlerin narsisizm üzerindeki potansiyel etkileri de değerlendirmeye alındı. İlginç bir şekilde, araştırmacılar başlangıçta narsisizmin sadece bireyci toplumlarda daha yaygın olacağını öngörmüşlerdi. Ancak elde edilen veriler, grup çıkarlarını ve toplumsal uyumu ön planda tutan kolektivist kültürlerde de beklenenden daha yüksek narsisizm oranlarının görülebileceğini ortaya koydu. Özellikle kolektivist kültürlerden gelen katılımcıların, genel narsisizm ve 'hayranlık' boyutu açısından daha yüksek puanlar aldıkları belirlendi. Buna karşın, bu toplumlarda rekabet eğiliminin daha düşük seviyelerde kaldığı gözlemlendi.

Narsisizm kavramı, bu araştırmada iki temel boyut üzerinden ele alındı: 'hayranlık' ve 'rekabetçilik'. Narsistik hayranlık, bireylerin kendilerini özel ve üstün görme, çevrelerinin dikkatini çekme ve başkalarını etkileme eğilimini ifade ediyor. Katılımcılara yöneltilen 'Üstün başarılarım sayesinde dikkat çekebilirim' gibi ifadelerle bu eğilimlerinin derecesi ölçüldü. Diğer yandan, rekabetçilik boyutu, narsisizmin daha saldırgan ve savunmacı yönünü temsil ediyor. Bu kapsamda, başkalarını geride bırakma isteği, rakiplerin başarısızlığını dileme veya kendini daha iyi bir konuma getirmek adına başkalarını zayıflatma çabası gibi davranışlar değerlendirildi. Araştırmanın sonuçlarına göre, Almanya hem genel narsisizm hem de rekabetçilik puanlarında zirvede yer aldı. Rekabetçilik sıralamasında Almanya'yı Güney Kore takip ederken, Nepal, Irak ve Romanya da listede üst sıralarda kendine yer buldu. Rekabetçilik puanının en düşük olduğu ülke ise Sırbistan olarak belirlendi. Sırbistan'ı Meksika, Kolombiya, Avusturya ve Güney Afrika izledi.

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, yaş faktörünün narsisizm üzerindeki etkisi oldu. Neredeyse tüm ülkelerde yapılan incelemelerde, genç bireylerin yaşça daha büyük katılımcılara kıyasla daha yüksek narsisizm puanları sergilediği gözlemlendi. Hem hayranlık hem de rekabetçilik boyutlarında gençlerin daha yüksek sonuçlar vermesi, bu dönemin kimlik arayışı, bağımsızlık kanıtlama, sosyal kabul görme ve statü kazanma gibi motivasyonların daha yoğun yaşandığı bir evre olmasına bağlanıyor. Yaş ilerledikçe, bireylerin ilişkiler, duygusal denge ve sorumluluklara daha fazla odaklanabileceği, bu durumun da narsistik davranışlarda bir azalmaya yol açabileceği düşünülüyor. Ancak araştırmacılar, bu çalışmanın kesitsel bir analiz olduğunu ve insanların yaşlandıkça gerçekten daha az narsist olup olmadığının kesin olarak söylenemeyeceğini vurguluyor. Ortaya çıkan yaş farklılıklarının, farklı kuşakların kendine özgü özelliklerinden kaynaklanma olasılığı da bulunuyor. Cinsiyet açısından yapılan değerlendirmede ise erkeklerin, narsisizmin ölçülen tüm boyutlarında kadınlardan daha yüksek puan aldığı görüldü. Bu durumun, toplumsal cinsiyet rolleri ve beklentileriyle ilişkili olabileceği düşünülüyor. Erkeklerin daha özgüvenli, rekabetçi ve baskın olmaya teşvik edilmesi, bu özelliklerin narsisizmle ilişkilendirilmesine neden olabilir. Kadınların ise ilişkilerine ve başkalarına yardım etmeye daha fazla odaklanmaları beklenebilirken, kendilerini övme veya baskın roller üstlenme durumlarında daha fazla toplumsal tepkiyle karşılaşabildikleri belirtiliyor. Bu cinsiyet farkının, ülkelerin ekonomik zenginliği veya kültürel yapısından büyük ölçüde bağımsız olması dikkat çekici.

Katılımcılardan ayrıca, kendilerini toplumsal hiyerarşide nerede gördüklerini de belirtmeleri istendi. Gelir, eğitim ve meslek gibi faktörleri göz önünde bulundurarak kendilerini alt ve üst sıralara yerleştiren bireylerin, genel olarak daha yüksek narsisizm, hayranlık ve rekabetçilik düzeyleri bildirdiği tespit edildi. Araştırmacılar, bu durumun narsisizmin statü arayışıyla olan güçlü bağını ortaya koyabileceğini düşünüyor. Kendilerini başkalarından üstün gören kişilerde, önemli ve ayrıcalıklı hissetme arzusu nedeniyle liderlik, şöhret ve zenginlik gibi yüksek statü sunan hedeflere yönelme eğiliminin daha fazla olabileceği belirtiliyor. Araştırmacılar, narsistik özelliklerin her zaman olumsuz sonuçlar doğurmadığına da dikkat çekiyor. Kişinin kendine duyduğu hayranlık ve yüksek özgüven, kısa vadede motivasyon artışı, sosyal kabul görme veya başarıya ulaşma gibi olumlu etkiler yaratabilir. Ancak narsisizmin rekabetçi ve düşmanca yönü, uzun vadede daha karmaşık sorunlara yol açabilir. Aşırı rekabetçilik, düşük özgüven, arkadaş çevresinden olumsuz geri bildirimler ve ilişkilerde yaşanan çatışmalarla ilişkilendirilebiliyor. Bu çalışma kapsamında kullanılan veriler, COVID-19 pandemisi sırasında yürütülen kapsamlı bir uluslararası proje olan Uluslararası Psikoloji, Toplum ve Ahlak İşbirliği Projesi'nden elde edildi. Narsisizm anketini tamamlayan ve yeterli sayıda katılımcıya sahip olan 53 ülke analiz edildi. 100'den az katılımcıya sahip ülkeler çalışmaya dahil edilmedi. Katılımcıların ortalama yaşı 43 civarında olup, grubun yaklaşık %52'sini kadınlar oluşturdu. Araştırmacılar, elde edilen sonuçların yalnızca bir ilişkiyi gösterdiğini, yani zenginlik, genç yaş, kolektivist kültür veya yüksek sosyal statünün narsisizme doğrudan neden olduğunu kanıtlamadığını vurguluyor. Çalışmanın temel çıktısı, narsisizmin ABD gibi bireyci toplumlara özgü bir özellik olmadığı, farklı kültürlerde hem düzeyinin hem de kendini gösterme biçiminin değişkenlik gösterebildiğidir.

Paylaş

İlgili Haberler