Okyanus Basıncıyla Elektrik Depolama: 60 Yıllık Çözüm Yolda
Dünya

Okyanus Basıncıyla Elektrik Depolama: 60 Yıllık Çözüm Yolda

4

Almanya'nın önde gelen araştırma kuruluşlarından Fraunhofer Enerji Ekonomisi ve Enerji Sistemi Teknolojileri Enstitüsü, enerji depolama alanında çığır açacak bir projeye imza atıyor. 'StEnSea' (Denizde Depolanmış Enerji) adı verilen bu yenilikçi teknoloji, geleneksel lityum iyon bataryalara ve nadir toprak elementlerine bağımlı kalmadan, okyanusun muazzam basıncını kullanarak elektrik enerjisini depolamayı hedefliyor. Projenin ilk tam ölçekli okyanus denemesi, önümüzdeki dönemde Kaliforniya'nın Long Beach sahili açıklarında gerçekleştirilecek.

Bu devrim niteliğindeki sistemin temelinde, deniz tabanına, yaklaşık 500 metre derinliğe yerleştirilecek, içi boş, devasa beton küreler bulunuyor. Küçük bir evin boyutlarındaki bu yapılar, tamamen hidrolik fizik prensiplerine ve okyanusun doğal basıncına dayanarak çalışacak. Lityum gibi stratejik kaynaklara olan ihtiyacı ortadan kaldırması beklenen bu teknoloji, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir enerji depolama çözümü sunma potansiyeli taşıyor. Projenin 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

StEnSea sisteminin çalışma prensibi oldukça ilgi çekici. Temelde, karasal pompalı depolamalı hidroelektrik santrallerinin çalışma mantığını deniz altına taşıyor. Deniz tabanında boş olarak bekleyen beton küre, sistemin enerjinin depolandığı 'şarjlı' durumunu temsil ediyor. Şebekede enerji talebi arttığında, küre üzerindeki özel vanalar açılıyor. Yaklaşık 60 atmosferlik yoğun okyanus basıncı altında içeri dolan deniz suyu, merkezi bir pompa-türbin mekanizmasını ters yönde çalıştırarak elektrik enerjisi üretiyor. Elde edilen bu elektrik, deniz altı kabloları aracılığıyla kıyı şebekesine veya yakındaki deniz üstü rüzgar santrallerine iletiliyor. Enerjinin fazla olduğu zamanlarda ise sistem tersine işleyerek, suyu yüksek basınca karşı kürenin dışına pompalıyor ve bir sonraki depolama döngüsü için hazır hale geliyor.

Fraunhofer Enstitüsü tarafından yapılan detaylı coğrafi analizler ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı araştırmalar, bu teknolojinin küresel ölçekte uygulanabileceği uygun derinliklere sahip birçok bölgeyi işaret ediyor. Norveç, Portekiz, Brezilya, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nin her iki kıyısı gibi yerlerde bu tür tesislerin kurulabileceği potansiyel alanlar belirlenmiş durumda. Enstitünün tahminlerine göre, bu teknoloji dünya genelindeki tüm elverişli kıyı şeritlerine yaygınlaştırılırsa, toplamda 817.000 gigavat-saatlik muazzam bir enerji depolama kapasitesine ulaşılabilir. Bu rakam, Almanya'nın mevcut karasal pompalı depolama santrallerinin toplam kapasitesinin (40 gigavat-saat altı) çok üzerinde olup, Avrupa'nın en verimli 10 sahasındaki potansiyelin (166.000 gigavat-saat) bile katbekat üzerindedir. Sistem için ideal derinlik olarak 600 ila 800 metre aralığı belirlenmiş; bu derinliklerdeki basıncın, özel alaşımlar yerine standart yapısal betonun kullanımına imkan tanıdığı belirtiliyor.

Projenin maliyet ve işletme modeli de dikkat çekici detaylar içeriyor. Örneğin, 6 adet küre, 30 megavat toplam çıkış gücü ve 120 megavat-saat depolama kapasitesine sahip, yılda 520 döngü gerçekleştirebilecek bir referans depolama parkının maliyet analizine göre, depolama maliyetinin kilovat-saat başına yaklaşık 4,6 avro sent civarında olması bekleniyor. Sermaye maliyetleri ise güç başına kilovat başına 1.354 avro ve kapasite başına kilovat-saat başına 158 avro olarak öngörülüyor. Tasarıma göre, beton kürelerin ömrü 50 ila 60 yıl arasında değişirken, mekanik aşınmaya maruz kalan pompa ve türbin sistemlerinin yaklaşık her 20 yılda bir yenilenmesi gerekecek. İşletmecilerin, elektrik fiyatlarındaki dalgalanmalardan yararlanarak gelir elde etmesi (enerji arbitrajı) ve şebekenin arz-talep dengesini sağlayarak frekans düzenleme hizmetleri sunması planlanıyor. Bu sistemin tam şarj-deşarj döngüsündeki verimlilik oranının ise yüzde 75 ile 80 arasında değiştiği belirtiliyor.

Paylaş

İlgili Haberler