PISA Başarısı Mercek Altında: Seçilmiş Öğrenciler mi, Sistem İyileşmesi mi?
Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçları, Türkiye'nin fen bilimleri, okuma ve matematik alanlarındaki önemli başarılarıyla dikkat çekti. Ancak bu yükseliş, eğitim camiasında birtakım soru işaretlerini de beraberinde getirdi. OECD ortalamasının üzerine çıkan Türkiye'nin bu başarısının ardında yatan nedenler, akademisyenler tarafından detaylı bir şekilde inceleniyor. Özellikle, sınavlara katılan okulların ve öğrencilerin belirlenme süreçleri, başarıyı etkileyen temel faktör olarak öne çıkıyor.
Eğitim bilimci Prof. Dr. Nejla Kurul, Türkiye'de PISA sınavını uygulayan bağımsız bir kurumun bulunmadığına ve sınavın Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yürütüldüğüne dikkat çekiyor. Birkaç yıl önceki düşük sonuçların ardından yaşanan ani yükselişin nedenlerinin tam olarak açıklanamadığını belirten Kurul, MEB'in bu başarıyı 'Maarif Modeli'ne bağlamasına karşın, eğitim sisteminde köklü bir iyileşme gözlemlenmediğini ifade ediyor. Bu durumun, sonuçların güvenilirliği hakkında ciddi şüpheler uyandırdığını vurguluyor. Prof. Kurul, Türkiye'yi PISA'da temsil eden okulların ve öğrencilerin MEB tarafından hangi kriterlere göre seçildiğinin merak edildiğini ve öğrencilerin sınava özel olarak uzun süre hazırlandığı iddialarının bulunduğunu sözlerine ekliyor. Bu konudaki bakanlık sessizliğinin de dikkat çekici olduğunu belirtiyor.
İstanbul Atatürk Fen Lisesi ve Bursa Mesleki ve Teknik Eğitim Lisesi gibi okulların, bir yıl öncesinden PISA'ya özel afişler hazırlayarak ve tanıtım çalışmaları yaparak öğrencileri bu sınava yönlendirmesi, Prof. Kurul'un endişelerini destekler nitelikte. Bu tür hazırlıkların, sınav sonuçlarının rastlantısal bir başarı yerine, önceden planlanmış bir sonucunu ortaya koyabileceği düşüncesini güçlendiriyor. Ayrıca, Türkiye'nin PISA'daki matematik başarısının, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi ulusal sınavlardaki matematik net ortalamalarının düşük seyretmesiyle çelişmesi, 'izaha muhtaç' bir durum olarak değerlendiriliyor. PISA'nın dijital ortamda yapılması da ayrıca vurgulanıyor.
Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gültekin Çetiner ise, PISA, YKS ve LGS gibi tüm değerlendirme sistemlerinde 'Goodhart Yasası' olarak bilinen bir tehlikenin bulunduğunu belirtiyor. Bu yasaya göre, bir ölçümün hedef haline gelmesi durumunda, ölçümün kendisinin bozulma eğilimi gösterdiğini açıklıyor. Eğitim sistemlerinin sınavda yüksek puan almayı amaçlayacak şekilde tasarlanamayacağını, aksi takdirde öğrencilerin öğrenme yerine test çözmeye odaklanacağını ifade ediyor. PISA sonuçlarındaki yükselişin, eğitimdeki tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmediğini vurgulayan Çetiner, özellikle yapay zeka kullanımının yaygınlığının altını çiziyor. PISA 2025'te Türkiye'deki öğrencilerin yapay zeka kullanım oranının OECD ortalamasının üzerinde olması, bu konudaki ciddi endişeleri artırıyor. Sosyo-ekonomik düzey farklılıklarının başarı üzerindeki etkisinin Türkiye'de giderek artması da, eğitimde fırsat eşitliği konusundaki derinleşen sorunlara işaret ediyor.
Necmettin Erbakan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mustafa Yavuz, PISA sınavına girecek öğrencilerin MEB ve OECD tarafından ortaklaşa, istatistiksel bölgeler ve okul türleri dikkate alınarak seçildiğini belirtiyor. Bu örneklem seçimiyle ilgili bir sorun görmediğini ifade eden Yavuz, Türkiye'nin başarısının büyük ölçüde önceki eğitim programlarından kaynaklandığını ve Maarif Modeli'nin tek başına bir etken olarak gösterilemeyeceğini savunuyor. Ancak, Türkiye'nin kronik hale gelen okula devamsızlık sorununun da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Başarının kalıcı ve kapsayıcı olması için devamsızlığın azaltılması, öğrencilerin eğitimde tutulması, dijital becerilerin geliştirilmesi ve sosyo-ekonomik eşitsizliklerin giderilmesi gerektiğini ekliyor.
Stanford Üniversitesi'nden Doç. Dr. Türker Toker ise, PISA ve LGS sonuçları arasındaki tutarsızlıklara dikkat çekerek, 'ölçme değişmezliği' ilkesini sorguluyor. PISA'daki yükselişin yeni nesil sorularla açıklanmaya çalışılsa da, LGS'deki puan düşüşüyle arasındaki farkın izah edilmesi gerektiğini belirtiyor. PISA'nın sorgulama ve düşünmeye dayalı öğretimi öne çıkardığını, ancak Türkiye'deki mevcut eğitim anlayışının bu yaklaşımdan uzaklaştığını ifade ediyor. Türkiye'nin, Doğu Asya'nın akademik disiplini ile Batı'nın beceri temelli yaklaşımını birleştiren yeni bir hibrit eğitim modeli oluşturmuş olabileceği yorumunu yapıyor.
Haberde ayrıca, Türkiye'deki öğrencilerin devamsızlık oranlarının OECD ortalamasının oldukça üzerinde olduğu, öğrencilerin önemli bir kısmının okulu zaman kaybı olarak gördüğü ve okulun kendilerini hayata hazırlamadığına inandığı belirtiliyor. Yapay zeka kullanımının yaygınlığına ek olarak, öğretmen eksikliği, fen derslerindeki dijital dikkat dağınıklığı ve okul türlerine göre fen dersi başarı farkı gibi konular da Türkiye'deki eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu diğer önemli sorunlar olarak sıralanıyor. PISA 2025'e katılan öğrencilerin seçimi, sınavın online yapılması ve tarih aralığı gibi operasyonel detaylar da haberde yer alıyor.