Ponzi Sistemlerinde "Geri Alma" Mekanizması: Clawback Nedir, Türkiye'de Uygulanıyor Mu?
Gündem

Ponzi Sistemlerinde "Geri Alma" Mekanizması: Clawback Nedir, Türkiye'de Uygulanıyor Mu?

1

Ponzi ve saadet zinciri olarak bilinen finansal sistemlerin çökmesiyle birlikte, bu tür dolandırıcılıkların mağdurlarının yaşadığı zararların nasıl telafi edileceği sorusu gündeme geliyor. Bazı uluslararası hukuk sistemlerinde uygulanan 'clawback' mekanizması, sisteme yatırdığı tutardan daha fazlasını elde etmiş kişilerin, belirli şartlar altında bu fazla kazançlarını geri verme zorunluluğunu getiriyor. Bu hukuki düzenlemenin temel amacı, sistemin çöküşüyle oluşan mağduriyetleri mümkün olduğunca azaltmak ve mevcut varlıkları adil bir şekilde dağıtmaktır.

Clawback, kelime anlamı olarak İngilizcede 'geri alma' anlamına gelmektedir. Hukuki bir terim olarak ise, daha önce yapılmış olan ödemelerin veya elde edilmiş kazançların, belirli koşullar altında hukuki yollarla geri talep edilmesini ifade eder. Ponzi ve benzeri yapıların çökmesi durumunda, bu mekanizma devreye girdiğinde, yatırımcının sisteme yatırdığı anapara ile sistemden çektiği toplam tutar arasındaki fark incelenir. Eğer bir yatırımcı, sisteme yatırdığı gerçek para miktarından daha fazlasını çekmişse, bu aşırı ödemenin hangi şartlarda geri alınabileceği tasfiye süreci kapsamında değerlendirilir. Bu sürecin nihai hedefi, mağdurların uğradığı zararın mümkün olan en üst düzeyde karşılanmasıdır.

Clawback uygulaması, ülkeden ülkeye farklılık gösterebilen bir yapıya sahiptir. Geri alma işleminin kapsamı, hangi kişilere karşı uygulanabileceği ve talep edilebilecek tutarlar, ilgili ülkenin kendi mevzuatına ve davanın özel koşullarına göre şekillenir. Tasfiye sürecinde, öncelikle yatırımcının sisteme yatırdığı reel sermaye miktarı ile sistemden aldığı toplam ödeme miktarı net bir şekilde belirlenir. Örneğin, bir yatırımcı sisteme 100 bin Türk Lirası yatırıp toplamda 140 bin Türk Lirası çekmişse, anapara fazlası olan 40 bin Türk Lirası'nın geri alınıp alınamayacağı detaylı olarak incelenir. Diğer yandan, yatırdığı paranın tamamını bile geri alamamış yatırımcılar farklı bir kategoriye dahil edilir. Bu nedenle, Ponzi şemalarında yalnızca hesaplarda görünen kâr rakamları değil, gerçek para akışlarının (giriş ve çıkışlar) tespiti büyük önem taşır.

Dünyada clawback mekanizmasının en çarpıcı örneklerinden biri, ABD'deki ünlü Bernie Madoff vakasıdır. 2008 yılında ortaya çıkan bu devasa dolandırıcılıkta, Madoff'un yatırımcılarına yaklaşık 65 milyar dolarlık bir portföy varmış gibi gösterdiği, ancak gerçek anapara kaybının yaklaşık 17,5 milyar dolar olduğu saptanmıştır. Tasfiye sürecinde, yatırdıkları anaparadan daha yüksek meblağlar alan kişi ve kuruluşlara karşı geri alma davaları açılmıştır. Madoff'un finansal ağıyla bağlantılı bazı kurumlar ve kişilerle yapılan milyarlarca dolarlık anlaşmalar sayesinde, mağdurların zararlarının karşılanması yönünde adımlar atılmıştır. ABD Adalet Bakanlığı'nın oluşturduğu Madoff Mağdur Fonu, 40 binden fazla kişiye 4,3 milyar doların üzerinde ödeme yapmıştır. Kayyum süreçlerinde yapılan toplam ödemelerin ise 15,4 milyar dolara ulaştığı belirtilmiştir. Bu davada temel alınan prensip, kâğıt üzerindeki kârlar yerine sisteme yatırılan ve çekilen gerçek para tutarlarının esas alınması olmuştur.

İspanya'daki Forum Filatelico ve Afinsa dosyaları da benzer bir tabloyu ortaya koymuştur. Pul yatırımı üzerine kurulu bu sistemlerin 2006'da çökmesiyle yüz binlerce kişi etkilenmiş ve yaklaşık 4,8 milyar Euro'luk bir zarar oluştuğu tahmin edilmiştir. Şirket yöneticileri hakkında hukuki süreçler devam ederken, şirket varlıklarının tasfiyesi ve yatırımcı alacaklarının karşılanması uzun yıllar sürmüştür. 2021 verilerine göre Forum Filatelico mağdurları yatırdıkları paranın yaklaşık %23,5'ini, Afinsa yatırımcıları ise %15,7'sini geri alabilmiştir. Bu örnek, büyük ölçekli yatırım sistemlerinin çökmesi durumunda, varlık satışlarından elde edilen gelirin mağdurların tüm zararını karşılamayabileceğini göstermiştir.

Fransa'daki Aristophil davasında ise yatırımcılara nadir el yazmaları ve koleksiyon eserleri üzerinden yüksek getiri vaat edilmiştir. Yaklaşık 18 bin kişinin sisteme 850 milyon Euro yatırdığı ve yıllık %8 civarında getiri beklendiği belirlenmiştir. Sistemin çökmesinin ardından şirket varlıklarının satışından elde edilen gelir, yatırımcıların toplam anaparasını karşılamaya yetmemiştir. Bazı yatırımcılar, şirket varlıklarının yanı sıra aracı kurumlar gibi sorumluluğu bulunan diğer taraflara da başvurmuştur. Aristophil'in kurucusu mahkûm edilmiş, ancak hukuki süreçlerin bir kısmı halen devam etmektedir.

Brezilya'daki Banco Master vakası, klasik bir Ponzi şeması olmasa da, yatırımcıların korunması ve finansal garanti sistemlerinin işleyişi açısından önemli bir örnektir. Brezilya Merkez Bankası'nın başlattığı tasfiye süreciyle birlikte, kredi portföyleri ve finansal işlemlerle ilgili soruşturmalar yürütülmüştür. Brezilya'da finansal kuruluşların katkılarıyla işleyen garanti fonu, yaklaşık 800 bin alacaklı için 40,6 milyar Real'lik bir yükümlülük hesaplamıştır. Ödemeler 2026 başında başlamış ve fonun mali kapasitesini desteklemek amacıyla üye kuruluşlardan ek katkılar talep edilmiştir.

Türkiye'de ise ABD'deki Madoff vakasındaki gibi doğrudan ve spesifik olarak 'clawback' adıyla tanımlanmış, tek tip bir geri alma mekanizması bulunmamaktadır. Ancak, bir yatırım veya fon sisteminin çökmesi durumunda, olayın niteliğine göre farklı hukuki yollar gündeme gelebilmektedir. Bu yollar arasında sebepsiz zenginleşme, tasarrufun iptali davaları, müsadere hükümleri ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerine el konulmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Bu nedenle, Türkiye'de sistemden yüksek meblağlar elde eden her bireyin parasının otomatik olarak geri alınacağı genel bir uygulamadan söz etmek mümkün değildir.

Türk hukukunda bir kişinin elde ettiği paranın geri istenip istenemeyeceği, tamamen somut olayın koşullarına bağlıdır. Paranın nasıl elde edildiği, tarafların hukuki statüsü, gerçekleştirilen işlemlerin türü ve mahkemenin takdir edeceği diğer tüm şartlar, hangi hukuki yolun izleneceğini belirler. Türk Borçlar Kanunu'nun 81. maddesi, hukuka veya ahlaka aykırı bir amaca ulaşmak için verilen şeylerin geri alınmasına ilişkin hükümler içerir. Ancak bu madde, Ponzi sistemlerinden yüksek kazanç elde eden tüm yatırımcılardan paranın otomatik olarak alınarak mağdurlara dağıtılacağı anlamına gelmez. Geçmişte Titan gibi piramit satış sistemleriyle ilgili davalarda da benzer yapıların hukuki niteliği tartışılmış ve kararlar verilmiştir. Ancak bu geçmiş kararların, günümüzde ortaya çıkabilecek her türlü yatırım veya fon dolandırıcılığı dosyasına birebir uygulanması söz konusu değildir.

Clawback benzeri bir süreçte, öncelikli olarak sistem içerisindeki para hareketlerinin tüm detaylarıyla ortaya konulması gerekir. Bir kişinin sisteme ne kadar ana para yatırdığı, ne kadar para çektiği, elde ettiği ödemenin hangi işlemden kaynaklandığı ve bu ödemenin hukuki niteliği gibi hususlar büyük önem taşır. Dolayısıyla, sadece 'sistemden para kazandı' bilgisi, tek başına bir geri alma işlemini başlatmak için yeterli değildir. Hangi kişiye karşı hangi hukuki işlemin yapılabileceği, her bir somut olay özelinde titizlikle belirlenir. Nihayetinde, tasfiye sonucunda elde edilen varlıkların mağdurlar arasında nasıl paylaştırılacağı da yine ilgili hukuki süreçler sonucunda netlik kazanır.

Özetle clawback, belirli şartlar altında daha önce yapılmış ödemelerin veya elde edilmiş kazançların geri alınmasını sağlayan hukuki bir mekanizmadır. Ponzi ve benzeri finansal dolandırıcılık sistemlerinde, özellikle sisteme yatırdığı anaparadan daha fazlasını çekmiş kişilerin aldığı tutarların geri alınması potansiyeli taşır. Bu uygulamanın kapsamı ve detayları ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, Türkiye'de ABD'deki Madoff dosyasındaki gibi otomatik işleyen özel bir clawback sistemi bulunmamaktadır. Bu nedenle, Türkiye'de bu tür olaylar yaşandığında, her bir vaka kendi hukuki çerçevesi içerisinde ayrı ayrı değerlendirilmektedir.

Paylaş

İlgili Haberler