Stonehenge'in Gizemi Çözülüyor: Antik Bir Spor Arenası mıydı?
İngiltere'nin Wiltshire bölgesindeki Salisbury Ovası'nda bulunan ve Neolitik dönemden günümüze ulaşan en önemli yapılarından biri olan Stonehenge'in kökenine dair gizem perdesi aralanıyor. M.Ö. 3000'li yıllardan itibaren yaklaşık 1500 yıl süren bir inşa süreciyle ortaya çıkan bu devasa taş çemberin amacı hakkında bugüne dek astronomik gözlemevi, şifa merkezi veya kutsal bir mezarlık gibi pek çok farklı teori öne sürülmüştü. Ancak son yapılan araştırmalar ve ortaya atılan yeni bir hipotez, bu antik yapının bilinen tüm fonksiyonlarının ötesinde, bambaşka bir amaca hizmet etmiş olabileceğini gösteriyor.
İngiliz Mirası'nın (English Heritage) önde gelen küratörlerinden Win Scutt, Stonehenge'in aslında Taş Devri'nin en büyük spor organizasyonlarına ev sahipliği yapan devasa bir arena olduğu yönünde çığır açıcı bir teori geliştirdi. Scutt'a göre, tıpkı antik Yunan'daki Panhelenik Oyunları gibi, bu yapının insan gücünü, dayanıklılığını ve yeteneklerini sergilemek amacıyla düzenlenen büyük rekabetçi etkinlikler için bir toplanma alanı olarak kullanılmış olması muhtemel. Hatta, devasa taşların kilometrelerce uzaktan taşınması süreci bile bu büyük yarışmanın ve mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görülebilir.
Arkeolog Luke Winter da bu teoriyi destekleyerek, böylesine büyük ölçekli Neolitik inşaatların arkasında yalnızca iyi niyet veya basit bir yardımlaşma duygusunun bulunmadığını belirtiyor. Winter, "Bu, yalnızca bir grup arkadaşın bir araya gelip keyifli vakit geçirmesiyle tamamlanacak bir iş değil. Eğer işin içinde biraz rekabet ve hırs varsa, bu durum böylesine muazzam yapıların ortaya çıkmasını kesinlikle kolaylaştırır" diyerek, spor ve rekabet unsurunun yapının inşasındaki motivasyonu açıkladığını vurguluyor. Bu yeni bakış açısı, Stonehenge'in sadece dini veya astronomik bir öneme sahip olmadığını, aynı zamanda sosyal ve rekabetçi bir işlev yüklenmiş olabileceğini ortaya koyuyor.
Win Scutt'ı bu iddialı teoriye yönlendiren en önemli kanıtlar, kazılarda ortaya çıkarılan büyük miktardaki hayvan kemikleri oldu. Özellikle domuz kemiklerinin yoğunluğu ve bu kemiklerin önemli bir kısmının uzak bölgelerden getirilmiş olması, buranın sessiz ve sakin bir ritüel alanından ziyade, Birleşik Krallık'ın dört bir yanından gelen binlerce insanın toplandığı büyük bir etkinlik alanı olduğunu düşündürüyor. Bu durum, günümüzdeki küresel spor turnuvalarında gözlemlediğimiz seyirci kitlesini andırıyor. Ayrıca, anıttaki en ağır sarsen taşlarının yaklaşık 25 ton ağırlığında ve 15-20 mil mesafeden getirildiğine, en şaşırtıcı olan ise 6 tonluk Altar Taşı'nın yaklaşık 700 kilometre uzaklıktaki İskoçya'dan taşınmış olduğuna dair bulgular, kabileler arası şiddetli bir rekabetin bu akılalmaz çabayı tetiklemiş olabileceği fikrini güçlendiriyor. İnşaatçıların kamp yaptığı düşünülen Durrington Walls yerleşimindeki "örgütlü çete çalışması" izleri de bu bölgeler arası sert rekabeti destekleyen diğer önemli bulgular arasında yer alıyor.
Teori, Stonehenge'in hemen kuzeyinde yer alan ve yaklaşık 3 kilometrelik bir uzunluğa sahip olan gizemli toprak set yapısı Stonehenge Cursus'a da yeni bir ışık tutuyor. Bir dönem Romalılara ait bir yarış pisti olduğu düşünülen bu alanın, Scutt'a göre, tarih öncesi dönemlerde insanların gösteriler yaptığı, hareket ettiği ve hatta "tazı yarışı" gibi heyecan verici ve acımasız eğlencelerle kalabalıkları bir araya getiren büyük bir festival veya müsabaka alanı olarak kullanılmış olması mümkün. Bu yeni hipotez, Stonehenge'in sadece bir anıt mezar veya astronomik gözlem yeri olmanın ötesinde, Taş Devri insanlarının sosyal yaşamlarını, rekabet duygularını ve eğlence anlayışlarını yansıtan çok yönlü bir merkez olduğunu öne sürüyor.