Subay Andı İçen Teğmenlere TSK'dan İhraç: Acı Tesadüfler ve Adalet Arayışı
Gündem

Subay Andı İçen Teğmenlere TSK'dan İhraç: Acı Tesadüfler ve Adalet Arayışı

5

Kara Harp Okulu'nda 30 Ağustos 2024 tarihinde gerçekleşen diploma töreni, mezun olan 500'e yakın teğmen için hayatlarının en mutlu anlarından biri olmalıydı. Ailelerinin de yoğun ilgi gösterdiği bu özel günde, Cumhurbaşkanı ve protokolün ayrılmasının ardından teğmenler, hep birlikte 'Subay Andı'nı okudular. Bu duygu dolu anların sonunda ise 'Ne mutlu Türk'üm diyene!' nidalarıyla milli ve manevi değerlere bağlılıklarını dile getirdiler. 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' sözlerinin suç olmadığını bilen teğmenler, bu ifadeler nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Disiplin Yönetmeliği'nin en ağır cezası olan 'TSK'dan çıkarma' ile yüzleşeceklerini akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi. Harp Okulu geleneğinde, öğrencilerin kendilerini Mustafa Kemal Atatürk'ün silah arkadaşları olarak görmeleri ve okul numarası 1283 anıldığında tüm Harbiyelilerin 'İçimizde!' diyerek yanıt vermesi bilinen bir durumdur. Bu gelenek ve bağlılık, törenin coşkusunu daha da artırmıştı.

Ancak, törenin ardından yaşananlar, bu genç teğmenlerin hayatlarını beklenmedik bir şekilde değiştirdi. Okul birincisi Teğmen Ebru Eroğlu ile birlikte İzzet Akarsu, Serhat Gündar, Batuhan Gazi Kılıç ve Deniz Demirtaş gibi isimler, okudukları 'Subay Andı' ve bilinçli olarak geçilen bazı ritüeller nedeniyle sorgulandı. Avukatları, ortada bir yasal suç olmadığını ve bu durumdan bir ceza çıkmayacağını savunurken, süreç ilerledikçe işlerin ciddiyeti daha net anlaşıldı. Teğmenlere yönelik 'TSK'dan ihracınıza karar verildi' tebligatları gönderilmeden hemen önce, Milli Savunma Bakanlığı'nın ilgili birimlerince, iktidara yakın olduğu bilinen bazı medya organlarına bu bilginin servis edilmesi dikkat çekiciydi. Teğmenler ve avukatları, bu üzücü haberi, Türkiye Barolar Birliği'nde bir yemek sırasında, adeta tesadüfen öğrendiler. Bu durum, hem teğmenler hem de onları destekleyen avukatlar ve aileler üzerinde büyük bir şok etkisi yarattı. Bazı avukatlar, hukuki yollarla bu kararın geri döneceği umuduyla müvekkillerini teselli etmeye çalıştı.

İdare Mahkemeleri'ne taşınan hukuki süreç, teğmenler açısından maalesef olumlu sonuçlanmadı. Davaların büyük çoğunluğu aleyhlerine sonuçlandı. Konuyu bir üst mahkemeye, istinafa taşıyan teğmenlerden sadece Deniz Demirtaş lehine bir karar çıktı. Ancak bu olumlu gelişme de kısa sürdü; Deniz Teğmen'in göreve başlamasının ardından onun da TSK'dan çıkarılması ve üniformasını çıkarması yönünde yeni bir karar alındı. Bu süreçteki en dikkat çekici noktalardan biri ise, idare mahkemelerinde görülen davalarda, iki teğmenin durumu hariç, diğer teğmenlerin davalarının farklı mahkemelerde olmasına rağmen, alınan kararların kelime kelimesine aynı olmasıydı. Bu durum, hukuki süreçlerin işleyişi hakkında soru işaretleri doğurdu. Nihayetinde, bu gelişmelerin sonucunda beş teğmen de Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edildi. Bu teğmenler, yaşadıkları süreci anlattıkları 'Biz Teğmeniz' adlı kitapta, askeri birlikten ayrılırken hissettikleri onuru ve yaşadıkları derin üzüntüyü dile getirmişlerdi. Bir teğmenin, nizamiyeden çıkarken gözyaşlarını kimseye göstermemek için gökyüzüne bakarak direndiği ve sonrasında hüngür hüngür ağladığı anlar, bu olayın duygusal boyutunu gözler önüne seriyordu.

İhraç sonrası teğmenler, farklı alanlarda yeni hayatlarına adapte olmaya çalıştılar. Teğmen Ebru Eroğlu İstanbul'da özel sektörde iş bulurken, Serhat Gündar tamamen spora yöneldi. Batuhan Gazi Kılıç ve İzzet Akarsu ise belediyelerde kamu hizmeti vermeye başladılar. Ancak hiçbiri askerlik günlerini ve okul yıllarını unutmadı; bir gün yeniden üniformalarını giyebilme umudunu canlı tuttular. Bu arada, TSK'dan ihraç edilen Atatürkçü teğmenlerden Serhat Gündar'ın, yeğeninin mezuniyet töreni için girdiği kışlada yaşadığı olay, olayın bir başka acı boyutunu ortaya koydu. Sivil bir vatandaş olarak, sadece yeğenini görmek için gittiği kışlada tanınması üzerine okul istihbarat başkanının talimatıyla içeri alınmaması ve dışarı çıkarılması, Gündar'ı derinden yaraladı. Kendisine, 'komutanım size gelip çay ısmarlayayım, vicdanım el vermiyor ama sizi dışarı almam lazım' denilerek yapılan muamele, hain muamelesi gördüğünü hissettirdi. Gündar, teröristlerle aynı masaya oturanların bu tür muamelelere maruz kalmadığını belirterek, kendi ülkesinin ordusu tarafından böyle bir muamele görmenin, ihraç edilmekten daha ağır bir yara açtığını ifade etti. Bu olaylar yaşanırken, Atatürk'e saygı duymadığını belirten bazı teğmenlerin mahkeme kararıyla görevlerine dönebilmeleri, bu teğmenlerin yaşadığı adaletsizlik algısını daha da derinleştirdi.

Paylaş

İlgili Haberler