Teklif Tartışmaları Kızıştı: 'Teslimiyet Belgesi' mi, 'Örtülü Af' mu?
Meclis gündemine gelen ve 'Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi' olarak bilinen çerçeve yasa önerisi, yoğun bir tartışma atmosferi yarattı. Teklifin içeriğinin kamuoyuna sızmasıyla birlikte, siyasi partiler arasındaki görüş ayrılıkları daha da belirginleşti. Bu süreçte en sert muhalefeti gösteren siyasi oluşumlardan biri olan İYİ Parti, kanun teklifinin hazırlanmasından bu yana süreci eleştirdi. Partinin bu tutumu, Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerde de tüm milletvekillerinin katılımıyla dile getirildi. Planlanan Genel Kurul görüşmelerinde de İYİ Parti'nin mevcut muhalefet çizgisini sürdürmesi bekleniyor.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Genel Kurul'daki oylama öncesinde yaptığı açıklamalarda, teklifin özünü sert bir dille eleştirdi. Dervişoğlu, sunulan metnin toplumsal bütünleşmeyi sağlamaktan uzak olduğunu, aksine milletin iradesini ve devletin kurumsal ciddiyetini kısıtlamaya yönelik bir 'teslimiyet belgesi' niteliği taşıdığını vurguladı. Teklifin hukuki boyutuna dikkat çeken Dervişoğlu, bu düzenlemenin, terör örgütü mensuplarına yönelik bazı imtiyazlar tanıyan ve hukuki olarak 'örtülü af' olarak nitelendirilebilecek bir düzenleme olduğunu savundu. Bu nedenle teklife karşı çıktıklarını belirten Dervişoğlu, sayısal olarak teklifin geçişini engelleyemeyebileceklerini ancak Genel Kurul'da hakikati açıkça dile getireceklerini ifade etti.
Teklifin 'örtülü af' niteliği taşıdığı yönündeki iddialara karşılık iktidar kanadından gelen, bunun bir af değil, sadece bir erteleme olduğu yönündeki açıklamaları değerlendiren Dervişoğlu, bu tür ambalajlamaların Anayasa'ya aykırı bir hile olduğunu belirtti. Teklifin 5. ve 6. maddelerinde yer alan 5 ila 10 yıllık erteleme sürelerinin, terör suçu işlenmeden geçirildiği takdirde davanın düşmesine ve cezanın infaz edilmemiş sayılmasına yol açtığını vurgulayan Dervişoğlu, mahkumiyetin hukuki sonuçlarını ortadan kaldıran her düzenlemenin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre 'Özel Af' kapsamına girdiğini hatırlattı. Bu durumda, hukuk kurallarının tersine işletilerek terör suçlularına özel bir 'Dost Ceza Hukuku' uygulandığı eleştirisinde bulundu. Dervişoğlu, bu sürecin en temel yanlışının, terör örgütlerinin tasfiyesinde uluslararası örneklerin aksine, önce yasal düzenleme yapılıp ardından örgütün silah bırakmasının ümit edilmesi olduğunu söyledi. Devletin onurunu ve ülkenin gururunu koruyarak hareket edilmesi gerektiğini, oysa Türkiye'de sürecin tam tersi işlediğini savunan Dervişoğlu, 'Bir devlet bu şekilde hareket etmez. Terör örgütü diz çöktürdü gibi bir algı yaratılmasına asla izin vermez' diyerek duruma tepki gösterdi.
Kanun teklifinin 1. ve 3. maddelerinde yer alan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı ve idari 'Kurul' izni şartını değerlendiren Dervişoğlu, bu durumun açık bir anayasal yetki gaspı olduğunu belirtti. Anayasanın 7. maddesine göre yasama yetkisinin devredilemez olduğunu ve 118. maddeye göre MGK'nın sadece danışma organı olduğunu hatırlatan Dervişoğlu, Meclis'in çıkardığı bir kanunun uygulanmasını MGK kararına bağlamanın, yasama yetkisini yürütmeye devretmek anlamına geldiğini ifade etti. Teklifin 10. maddesinde yer alan 'sorumsuzluk zırhı'nın, görevlilere sınırsız bir cezasızlık alanı tanıdığını savunan Dervişoğlu, 12 Eylül darbecilerinin de kendilerini korumak için anayasaya geçici madde eklediklerini ancak daha sonra yargılandıklarını hatırlatarak, böylesi bir ihanete örülen koruma zırhının günü geldiğinde işe yaramayacağını söyledi.
Bölgesel gelişmeler ve jeopolitik riskler bağlamında durumu değerlendiren Dervişoğlu, Orta Doğu'da sınırların yeniden çizilmeye çalışıldığı bir dönemde, iktidarın konuyu dar bir koltuk veya seçim hesabı üzerinden değerlendirmesini eleştirdi. Bu sığ bakış açısıyla emperyal güçlerin büyük hesaplarına alet olunduğunu savundu. PKK'nın Türkiye'de silah bıraktığı yönündeki iddiaların yalan olduğunu, Suriye'deki YPG ve İran'daki PJAK'ın silahlanmaya devam ettiğini belirten Dervişoğlu, devletin bir yandan YPG'yi tehdit olarak görürken diğer yandan PKK'ya af getirmesinin 'vahim bir stratejik körlük' olduğunu dile getirdi. TBMM Genel Kurul toplantısı öncesinde son mesajını veren Dervişoğlu, İYİ Parti olarak komisyonda 12 maddeye de ret oyu kullandıklarını ve Genel Kurul'da da 'HAYIR' oyu kullanacaklarını söyledi. Milletvekillerine seslenerek, anayasa ve vatan bütünlüğü üzerine ettikleri yemini çiğnememeleri çağrısında bulunan Dervişoğlu, bu teslimiyet belgesine 'el kaldıranları' tarih ve milletin affetmeyeceğini vurguladı.
Öte yandan, TBMM'de görüşülecek yasa teklifine 360 milletvekilinin, teklifi içeriğini tam olarak bilmeden imza attığına dair iddialar da gündeme geldi. Danıştay emekli Başsavcısı ve Atatürkçü Düşünce Derneği önceki Genel Başkanı Tansel Çölaşan, yasa teklifini görmeden verilen imzaların geçersiz olduğunu savundu. Çölaşan, bu çerçeve yasanın halkoyuna sunulması gerektiğini ve halkın iradesinin ortaya konulması gerektiğini belirtti. Abdullah Öcalan'ın Lozan Anlaşması'nı tanımadığını çünkü Lozan ile ulus devletin kurulduğunu, 1924 Anayasası'nı sevmediğini çünkü onun da ulus devletin kurucu anayasası olduğunu hatırlatan Çölaşan, bugünkü çerçeve yasanın 'Cumhuriyet'in ilanı kadar önemli' olarak lanse edilmesinin, Cumhuriyet'in kurucu iradesini hedef almasından kaynaklandığını iddia etti. Kürt kardeşlerin, Türkiye'yi böldüklerinde Irak ve İran'daki Kürtlerle birleşip bir Kürt devleti kuracakları yanılgısına kapılmamaları gerektiğini belirten Çölaşan, Büyük Ortadoğu Projesi'nde (BOP) bağımsız bir Kürdistan olmadığını, bunun yerine Büyük İsrail'in var olduğunu ve bölünmüş bir Türkiye'nin ancak Amerikan emperyalizmine hizmet ettiği sürece var olabileceğini öne sürdü.