Türkiye Meraları Tehlikede: Son 65 Yılda Alanın Yarısından Fazlası Kayboldu
Türkiye'nin doğal zenginliklerinden olan çayır ve mera alanları, son 65 yıl içinde dramatik bir kayıp yaşayarak mevcut alanının yarısından fazlasını yitirdi. TEMA Vakfı tarafından yapılan dikkat çekici değerlendirmeler, bu hayati ekosistemlerin korunmasının toprak, su ve gıda güvenliği açısından taşıdığı yaşamsal önemin altını çiziyor. Ülke genelinde meraların hızla yok olması, bilim insanlarının ve çevre aktivistlerinin endişeli uyarılarıyla yeniden gündeme taşındı.
TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç, yaptığı açıklamalarda, 4342 Sayılı Mera Kanunu'nun meraların korunması konusunda önemli bir yasal zemin oluşturduğuna işaret etti. Ancak Ataç, enerji, madencilik, turizm ve çeşitli arazi kullanım taleplerinin bu değerli doğal alanlar üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. "Özellikle çölleşme ve kuraklık riskinin giderek arttığı bir dönemde, doğal alanlarımızı korumak, aslında kendi geleceğimizi güvence altına almak anlamına gelmektedir," diyen Ataç, bu alanların kaybının telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Deniz Ataç tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye'nin toplam mera varlığı son 65 yılda yaklaşık yüzde 54 oranında bir azalma gösterdi. 1960'lı yıllarda yaklaşık 29 milyon hektar civarında olan çayır ve mera alanları, günümüzde 13 milyon hektara kadar gerilemiş durumda. Kaybedilen bu mera alanı büyüklüğünün, Marmara Bölgesi'nin iki katından daha fazla bir coğrafyaya denk geldiği belirtiliyor. Ataç, doğal meraların, erozyon ve çölleşme ile mücadelede kilit bir rol oynadığını hatırlatarak, bu alanların tahrip edilmesinin erozyonu artıracağını, toprak kaybını hızlandıracağını ve kuraklığın etkilerini daha da derinleştireceğini ifade etti.
Son dönemde, Temmuz 2025'te kabul edilen Torba Yasa gibi bazı yasal düzenlemelerin, doğal alanlar üzerindeki baskıyı daha da artırdığına dikkat çekildi. Bu bağlamda, Ordu'nun Perşembe ve Korgan Yaylaları arasındaki mera alanlarında planlanan maden faaliyetleri için başlatılan sondaj çalışmalarına yönelik alınan "yürütmeyi durdurma" kararının, Ordu Valiliği'nin itirazı üzerine kaldırılması tepkilere neden oldu. Bilirkişi raporlarının sondaj izninin gerekliliği konusunda şüphe uyandırmasına rağmen, bu kararın alınması, yaylanın doğal yapısının bozulabileceği, dünyaca ünlü mendereslerin zarar görebileceği, endemik bitki türlerinin ve bölgenin özgün doğal yaşamının tehlikeye girebileceği endişelerini beraberinde getirdi. Taşzemin İnşaat Madencilik şirketinin yeniden faaliyete başladığı aktarılan bölgede, kırsal yaşamın ve ekosistemin temeli olan meraların korunması gerektiği bir kez daha önem kazandı.
Mevcut durumda Türkiye'deki meraların önemli bir kısmının, yaklaşık yüzde 70'inin, düşük verimli, yetersiz bitki örtüsüne sahip ve bozulmuş durumda olduğu belirtiliyor. Bu durum, tarımsal verimlilikte düşüşe, hayvanlarda beslenme yetersizliklerine ve yem açığının giderek büyümesine yol açıyor. Meraların iyileştirilmesi, hem yem açığının kapatılmasına önemli katkılar sağlayarak üreticileri destekleyecek hem de kırsal yaşamın sürdürülebilirliğini güçlendirecektir. Ayrıca, dünya genelinde hayvancılıkla geçimini sağlayan yüz milyonlarca insan için ekonomik bir iyileşme fırsatı sunacaktır. TEMA Vakfı'nın kurucu onursal başkanları merhum Hayrettin Karaca ve merhum A. Nihat Gökyiğit'in Mera Kanunu'nun yasalaşması için gösterdiği çabalar hatırlanırken, meraların sadece hayvancılık için bir kaynak değil, aynı zamanda toprağı koruyan, suyu süzen ve karbon depolayan hayati ekosistemler olduğu vurgulanarak, bu değerli varlıkların korunması için topyekûn bir hareket çağrısı yapıldı.