Türkiye ve ABD'den Stratejik Denizcilik İş Birliği: Fırsatlar ve Zorluklar
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği temaslar, iki ülke arasındaki denizcilik ve gemi inşa sektöründe önemli bir iş birliği potansiyelini gün yüzüne çıkardı. Bu görüşmelerin ardından yapılan değerlendirmelerde, olası bir iş birliğinin, devasa savaş gemilerinin üretimi yerine, daha çok destek gemilerinin inşası, gemi bakımı, onarımı ve yedek parça üretimi gibi alanlarda yoğunlaşacağı öngörülüyor. Türkiye'nin, özellikle ABD'nin gemi inşa altyapısındaki mevcut yetersizliklerini destekleme yönündeki potansiyel adımlarının, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinde yeni bir dönemi başlatabileceği ifade ediliyor.
Ankara'da düzenlenen uluslararası bir zirve sırasında gerçekleşen görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan, gemi inşa sektörüne özel bir önem atfettiklerini ve bu alanda hızlı adımlar atılacağını belirtmişti. Erdoğan'ın açıklamaları, iş birliğinin fırkateyn, korvet veya denizaltı gibi daha kapsamlı projeleri de içerebileceği yönündeki beklentileri artırdı. Ancak sektördeki uzmanlar, kısa vadede Türkiye'de büyük muharip gemilerin, örneğin fırkateyn veya uçak gemilerinin inşasının teknik ve stratejik olarak zorluklar barındırdığını vurguluyor. Bunun yerine, mevcut américaine tersanelerine yönelik bakım ve onarım hizmetleri, ihtiyaç duyulan destek gemilerinin üretimi, kritik önem taşıyan gemi parçalarının tedariği veya ABD'deki tersanelere yapılacak Türk yatırımlarının daha gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler olduğunu savunuyorlar.
Tarihsel bir perspektife bakıldığında, İkinci Dünya Savaşı sonrasında küresel gemi üretiminin yaklaşık yüzde 90'ını tek başına gerçekleştiren ABD'nin gemi inşa sektörü, zamanla önemli bir daralma süreci yaşadı. Gemi mühendisleri ve savunma analistleri, ABD Başkanı Trump'ın öncelikli olarak kendi ülkesindeki istihdamı artırma ve ekonomik harcamaları yükseltme politikası güttüğünü belirtiyor. Bu durumun, Türkiye'de gemi üretilmesi yönünde ABD kamuoyunu ve Kongre'yi ikna etme çabalarını zorlaştırabileceği düşünülüyor. Ayrıca, Türkiye'nin gemi üretme kapasitesine sahip olmasına rağmen, belirli türdeki gemilerin ABD yasaları gereği Türkiye'de üretilmesinin önünde hukuki engellerin bulunduğu da dile getiriliyor. Bu bağlamda, Türkiye için en umut verici ve gerçekçi fırsatın, Pakistan Donanması için daha önce başarıyla üretilmiş olan PNS Moawin gibi lojistik destek ve ikmal gemilerinin inşası alanında yattığı değerlendiriliyor. Devlet kontrolündeki önemli savunma sanayii firmalarından STM'nin, Portekiz ile imzaladığı iki adet lojistik destek gemisi sözleşmesi ve bu projelerin başlaması, Türkiye'nin bu alandaki yetkinliğini de gözler önüne seriyor.
Türkiye'nin gemi inşa sektöründeki mevcut durumu ve ABD ile kurulacak bir iş birliğinden elde edebileceği potansiyel faydalar da detaylı bir şekilde inceleniyor. ABD askeri tersanelerinin, yaşlanan tesisleri, nitelikli iş gücü açığı ve karmaşık tedarik zinciri sorunları nedeniyle savaş gemileri ve denizaltı projelerini zamanında ve bütçeye uygun şekilde tamamlamakta zorlandığı biliniyor. Bağımsız bir araştırma kuruluşu tarafından hazırlanan rapora göre, ABD tersanelerinin yıllık savaş gemisi ve denizaltı teslimat kapasitesi oldukça sınırlı olup, bu projeler genellikle maliyet aşımları ve gecikmelerle karşılaşıyor. Buna karşılık, küresel ölçekte Çin'in gemi üretimindeki devasa hacmi dikkat çekiyor. ABD'nin yerli üretimi teşvik etmek amacıyla yabancı şirketlere tersane yatırımlarına izin vermesi, Türkiye'nin de bu alandaki potansiyelini değerlendirmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye'nin yıllık ticari ve askeri gemi üretim rakamları ile devam eden projeleri, ülkenin bu sektördeki gücünü ortaya koyuyor. Bu iş birliği, Türkiye'nin uzun menzilli deniz kuvvetleri operasyonları için gerekli kurumsal ve teknik bilgi birikimini artırmasına, hatta nükleer denizaltı ve yerli uçak gemisi gibi iddialı projeler için önemli bir adım olmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca, savunma sanayii ihracatındaki hızlı artış trendi göz önüne alındığında, ABD ile kurulacak bir ortaklık, Türkiye'ye küresel pazarda prestij ve yeni satış fırsatları da sunabilir.
Ancak, bu stratejik iş birliğinin önünde aşılması gereken önemli siyasi ve ekonomik engeller de bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi tedarik etmesi nedeniyle uyguladığı yaptırımlar ve Türkiye'yi F-35 savaş uçağı programından çıkarma kararı, ikili ilişkilerde önemli bir pürüz teşkil ediyor. Yaptırımların kaldırılacağına dair açıklamalar yapılsa da, bu konu ABD'nin iç hukukundaki düzenlemelere bağlı olarak halen belirsizliğini koruyor. Ekonomik açıdan bakıldığında ise, Türkiye'nin yüksek enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve sermayeye erişimdeki kısıtlamalar gibi sorunlarla mücadele etmesi, Türk şirketleri için finansman bulmayı zorlaştırıyor. Benzer bir finansal desteğin uluslararası düzeyde sağlanıp sağlanamayacağı sorusu da cevabını bekliyor. Diğer yandan, küresel gemi inşa sektöründeki yoğun rekabet de göz ardı edilmemeli. ABD Başkanı Trump'ın, NATO zirvesi marjında Güney Kore Devlet Başkanı ile de benzer gemi inşa ortaklıklarını görüşmüş olması, bu alanda küresel bir rekabetin yaşanacağını gösteriyor.