Yunanistan Lozan Antlaşması'nı İhlal Ediyor: Türk Azınlığa Yönelik Eğitim Kısıtlamaları Artıyor
Gündem

Yunanistan Lozan Antlaşması'nı İhlal Ediyor: Türk Azınlığa Yönelik Eğitim Kısıtlamaları Artıyor

3

Yunanistan, Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanışının 103. yıl dönümünde, Batı Trakya'daki Türk azınlığa yönelik eğitim politikalarıyla uluslararası hukuku ve antlaşma hükümlerini ihlal etme eğiliminde. Son olarak Batı Trakya Türk Azınlığı'na ait sekiz ilkokulun daha kapatılması kararı, bölgedeki Türk toplumunun eğitim haklarına ve kültürel kimliklerini gelecek nesillere aktarma potansiyellerine yönelik sistematik bir baskının göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu hamle, Lozan Antlaşması'nın temel ilkelerinden biri olan azınlık haklarının korunması ilkesini açıkça zedeliyor.

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, Yunanistan'ın bu son kapatma kararı kınanarak, alınan tedbirler sonucunda faal durumda olan azınlık ilkokullarının sayısının 76'ya kadar düştüğü vurgulandı. Ayrıca, İskeçe'de bulunan 1. Türk Azınlık İlkokulu'nda birinci sınıf kayıtları için dahi yeni engeller çıkarıldığı bilgisi paylaşıldı. Bu durum, sadece mevcut okulların kapatılmasıyla sınırlı kalmayıp, yeni öğrencilerin de eğitim sistemine entegrasyonunu zorlaştırmayı hedefliyor. Lozan Antlaşması, Türkiye'nin tapusu olarak nitelendirilirken, Yunanistan'ın bu antlaşmanın ruhuna aykırı hareket etmesi endişe verici.

Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (TÜRK DEGS) kurucusu ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, Yunanistan'ın Türk okullarının yerine yenilerinin açılmasına izin vermediğini ve Türkçe-Yunanca çift dilli anaokulu taleplerini de karşılamadığını belirtti. Yaycı, bölgede her yıl yaklaşık bin öğrencinin azınlık ilkokullarından mezun olmasına rağmen, yalnızca iki Türk azınlık ortaokulu ve lisesinde eğitim verildiğini ve bu okulların fiziki kapasitelerinin de yetersiz kaldığını ifade etti. Yaycı'ya göre, Türk nüfusunun varlığını sürdürdüğü bir bölgede Türk okullarının birer birer kapatılmasının ardında yatan temel neden, Türk toplumunun dilini, kimliğini, hafızasını ve geleceğini hedef alan stratejik bir politika yatıyor.

Yaycı, Türkiye'deki Rum azınlık okulları ile Batı Trakya'daki Türk azınlık okulları arasındaki mevcut durumu karşılaştırarak, Yunanistan'ın uyguladığı politikaların ayrımcı niteliğini ortaya koydu. Türkiye'de, nüfusları ciddi oranda azalmış olsa dahi Rum Ortodoks toplumunun okulları öğrenci sayısı gerekçe gösterilerek kapatılmıyor, hatta yıllarca kapalı kalmış okulların yeniden açılmasına olanak sağlanıyor. Gökçeada'daki bir Rum ilkokulunun sadece dört öğrenciyle eğitime başlaması ve bir sonraki yıl öğrenci sayısı ikiye düştüğünde bile kapatılmaması buna örnek olarak gösterildi. Bozcaada'daki Rum ortaokulu ve lisesinin de yeniden faaliyete geçirilmesi, Türkiye'nin azınlık haklarına yönelik kapsayıcı yaklaşımını gözler önüne seriyor. Buna karşılık, Yunanistan'ın yaklaşık 150 bin Türk'ün yaşadığı Batı Trakya'da okulları kapatma politikası, iki ülke arasındaki tutum farkını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Emekli Tümgeneral Cihat Yaycı, Yunanistan'ın Batı Trakya Türklerini hedef alan stratejisinin, kısa vadede toplumu ortadan kaldırmak yerine, uzun vadeli ve planlı bir asimilasyon süreciyle Türk kimliğini görünmez kılmayı, kurumlarını zayıflatmayı, ekonomik yaşantısını kısıtlamayı ve gençleri göçe zorlamayı amaçladığını vurguladı. Yaycı, 1920'lerde bölge nüfusunun yaklaşık yüzde 65'ini oluşturan Türk toplumunun oranının bugün yüzde 30'lara gerilediğini ve Türklerin toprak sahipliğinin de yüzde 84'lerden yaklaşık yüzde 25'lere düştüğünü belirtti. Bu gerilemenin sadece doğal nüfus hareketleriyle açıklanamayacağını, geçmişte Türklerin taşınmaz edinmesinin ve iş kurmasının çeşitli idari engellerle kısıtlandığını, ekonomik olarak güçlenemeyen gençlerin ise göçe zorlandığını ekledi. Ayrıca, 1955 tarihli Yunan Vatandaşlık Kanunu'nun 19. maddesiyle, 'Yunan kökenli olmayan' on binlerce kişinin vatandaşlıktan çıkarıldığını, bu kişilerin büyük çoğunluğunu Batı Trakya Türklerinin oluşturduğunu ve bu sayının İçişleri Bakanlığı verilerine göre 46 bin 638, Avrupa Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Komisyonu'na göre ise yaklaşık 60 bin civarında olduğunu kaydetti.

Yaycı, bir toplumu etkisiz hale getirmek için okullarını kapatma, topraklarına el koyma, müftüsünü tanımama, vakıflarına el uzatma, derneklerinin adındaki 'Türk' kelimesini yasaklama ve gençlerini göçe zorlama gibi uygulamaların toplamının 'sessiz asimilasyon' olarak adlandırılabileceğini dile getirdi. Lozan Antlaşması'nda azınlık statüsünün din esasına göre düzenlenmesi nedeniyle 'Müslüman azınlık' ifadesinin kullanıldığını ancak bunun toplumun milli kimliğini ortadan kaldırmadığını belirtti. Yaycı, Lozan Konferansı tutanakları ve mübadele dışında kalanlara verilen belgelerin, Batı Trakya'da kalanların 'Türk', İstanbul'da kalanların ise 'Rum' olarak tanımlandığını açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. Yunan makamlarının 1950'li yıllarda 'Müslüman' yerine 'Türk', 'Müslüman okulu' yerine 'Türk okulu' ifadelerini kullanması ve Trakya Valiliği'nin bu doğrultuda genelgeler yayımlaması, Türk kimliğinin reddinin Lozan Antlaşması'ndan değil, sonraki dönemlerde alınan siyasi kararlardan kaynaklandığını gösteriyor. 1927'de kurulan İskeçe Türk Birliği'nin adında 'Türk' kelimesi bulunduğu gerekçesiyle kapatılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Yunanistan'ın dernekleşme özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmesine rağmen kararın tam olarak uygulanmaması, bir topluma 'Müslüman olabilirsiniz ama Türk olduğunuzu söyleyemezsiniz' demenin temel insan haklarına aykırı olduğunu ortaya koyuyor.

Paylaş

İlgili Haberler