ABD'den İran'a Yeni Strateji: Savaş Alanı Ekonomiye Kayıyor
ABD ile İran arasında yaklaşık iki hafta süren askeri gerilimin ardından Washington yönetiminin strateji değiştirdiği ve çatışmaları ekonomik alana taşıma hazırlığında olduğu belirtiliyor. Diplomatik kanallardan yürütülen temaslar sürerken, tarafların yaptırımlar, dondurulmuş mali varlıklar ve nükleer konular üzerinden yoğun bir müzakere sürecine girdiği ifade ediliyor. Askeri seçeneklerin sınırlı kaldığı ve füze cephaneliğinin azaldığı bir ortamda, ABD'nin İran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla ekonomik araçları kullanmayı planladığı öne sürülüyor.
Gelişmeleri yakından takip eden uluslararası gözlemciler, İran'ın dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden biri olmasına rağmen, ülkenin içinde derinleşen yakıt kıtlığı ve ekonomik sıkıntıların ABD tarafından bir kaldıraç olarak kullanılacağını değerlendiriyor. İddialara göre, ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırımların hazırlanması ve uygulanması konusunda özel bir görevlendirme yaptığı ve bu yeni stratejinin İran'ın ekonomik direncini kırmayı hedeflediği belirtiliyor. Başarısız askeri girişimlerin ardından, Washington'ın artık ekonomik bir mücadele yoluyla hedeflerine ulaşmaya çalıştığı yorumları yapılıyor.
Yaklaşık on üç gün süren askeri operasyonların ardından ABD Başkanı'nın ateşkes kararı aldığı ve İran'ın bir anlaşma talebinde bulunduğu yönünde açıklamalar yapılmıştı. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden gelen açıklamalarda bu iddialar reddedilmişti. Buna rağmen, Umman, Katar ve Pakistan gibi arabulucu ülkeler aracılığıyla diplomatik temasların devam ettiği biliniyor. Görüşmelerin odak noktalarından birinin, İran ve Umman'ın Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği yönetiminde iş birliği yapması ve bunun olası ekonomik getirileri olduğu ifade ediliyor. Bu modelin, Malezya ve Singapur'un Malakka Boğazı'nda uyguladığı iş birliği modeline benzerlik taşıması dikkat çekiyor.
İranlı yetkililerin, ABD'li müzakerecilerle yaptıkları temaslarda öncelikli olarak dondurulmuş mali varlıklarına erişim sağlamayı ve mevcut yaptırımlardan muafiyet elde etmeyi hedefledikleri rapor ediliyor. ABD yönetimi ise petrol ticareti, finansal işlemler ve deniz taşımacılığı gibi kritik sektörleri hedef alan geniş çaplı yaptırımlar uygulayarak binden fazla kişi, gemi ve uçağı yaptırım listesine dahil etmiş durumda. ABD Başkanı'nın, bölgedeki deniz trafiğinin aksatılmasına karşı İran'ı ödüllendirmek istemediğini belirtirken, Tahran'dan nükleer programıyla ilgili kalan malzemeleri teslim etmesini şart koşması, diplomatik çözüm arayışlarının karmaşıklığını gözler önüne seriyor.
ABD Başkanı'nın, diplomatik çözümlere alan açmak amacıyla askeri operasyonları durdurma kararının, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın hava savunma füze stokları üzerindeki baskıya ilişkin Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen uyarıların ardından alındığı iddia ediliyor. Bu durum, ABD'nin askeri kapasitesinin sınırlılıklarını ve olası bir uzun süreli çatışmanın taşıdığı riskleri ortaya koyuyor. Öte yandan, uygulanan yaptırımların ve ablukanın İran'ı müzakere masasına oturtmasının zaman alabileceği ve bu sürenin ABD iç siyasetinde, özellikle yaklaşan ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçiler üzerinde benzin fiyatları ve savaşın olumsuz etkileri nedeniyle siyasi baskı yaratabileceği değerlendirmesi yapılıyor. Bu durum, ABD'nin çatışmayı sürdürme konusundaki siyasi ve askeri istekliliğinin azaldığı şeklinde yorumlanıyor. Buna karşılık, ekonomik gücü sayesinde uzun yıllar boyunca devam ettirebileceği bir ekonomik savaşın ABD için daha sürdürülebilir bir seçenek olduğu düşünülüyor.
İran'ın nükleer tesislerinin faaliyetlerini sürdürmesi ve zenginleştirilmiş uranyumun ülke içinde tutulması, ABD açısından savaşın temel şartlarından birinin henüz karşılanmadığını gösteriyor. İsrail Başbakanı'nın, ABD'nin bu konudaki en önemli destekçilerinden biri olarak, Washington ziyaretinde İran'a yönelik askeri baskının artırılması yönünde temaslarda bulunması bekleniyor. Beyaz Saray Basın Sekreteri ise ABD Başkanı'nın diplomatik çözümü tercih ettiğini ancak İran'ın olası olumsuz eylemlerine karşı tüm seçeneklerin değerlendirildiğini belirtti. İsrail Başbakanı'nın bu ziyaretinin, bölgedeki gerilimin geleceği ve olası askeri adımlar konusunda belirleyici olması öngörülüyor.