Çekya'da Otoyol İnşaatında Tarihi Keşif: 22 Bin Torba Eser ve 7 Bin Yıllık Yapı
Çekya'nın Hradec Kralove kentinin yakınlarında, planlanan D35 otoyolu güzergahında yürütülen arkeolojik çalışmalar, tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan olağanüstü buluntularla dolu bir keşfe imza attı. Yapılan kazılarda, Demir Çağı'na ait, bölge standartlarının çok üzerinde büyüklükte ve 25 hektarlık (yaklaşık 62 dönüm) genişliğe sahip bir La Tene (Kelt) yerleşim yeri gün yüzüne çıkarıldı. Bu tarihi alan, içerdiği zengin arkeolojik materyallerle adeta bir hazine niteliği taşıyor.
Hradec Kralove Doğu Bohemya Müzesi, Hradec Králové Üniversitesi ve Archaia Praha'nın ortaklaşa yürüttüğü kapsamlı kazı çalışmaları sonucunda, yerleşim yerinden altın ve gümüş Kelt sikkeleri, Baltık'tan getirilen kehribar objeler, cam eserler, sikke basımında kullanılan kalıplar ve binlerce metal kap parçası gibi çok çeşitli eserler toplandı. Bu buluntular, laboratuvar incelemeleri için titizlikle koruma altına alındı. Müze yetkilileri ve arkeologlar, tespit edilen bu yerleşimin, Bohemya bölgesi için hem büyüklüğü hem de korunma durumu ve buluntu çeşitliliği açısından eşine az rastlanır bir öneme sahip olduğunu vurguladılar. Keşfedilen alanın, Demir Çağı yerleşimlerinin genellikle 1 ila 2 hektar arasında değiştiği düşünüldüğünde, 25 hektarlık devasa boyutuyla dikkat çekmesi, bu merkezin o dönemdeki stratejik ve sosyo-ekonomik önemini gözler önüne seriyor.
Kazıların başarkeologu Matouš Holas, otoyol projesi kapsamında 2023 yılında başlayan ve iki yıl boyunca devam eden çalışmaların ilk aşamalarından itibaren büyük bir merkezin varlığından şüphelenildiğini belirtti. Holas, “Eğer yol çalışması olmasaydı, bu önemli yerleşim muhtemelen keşfedilmeyerek binlerce yıl daha toprağın altında gizli kalmaya devam edecekti” dedi. Uzmanlar, yerleşimin en parlak dönemini M.Ö. 2. yüzyıla, yani büyük Kelt merkezleri olan “oppida”ların yaygınlaşmasından önceki bir zamana tarihlendiriyor. Alanı diğer benzerlerinden ayıran en dikkat çekici özellik ise herhangi bir savunma duvarı, hendek veya askeri tahkimat izine rastlanmamış olması. Buna rağmen, savunma yapısı bulunmayan bu merkezin, Orta Tuna havzası ve Güney Almanya'daki surla çevrili büyük yerleşimlerle aynı düzeyde bir öneme sahip olduğu değerlendiriliyor. Yerleşim alanında konutlar ve üretim atölyelerinin yanı sıra, o dönemin dini inanışlarını yansıtan iki adet kutsal alan kalıntısı da gün yüzüne çıkarıldı.
Siteden elde edilen bulgular, buranın uzak mesafeli ticaret ağlarının kesişim noktasında yer alan, üst düzey bir üretim ve ticaret merkezi olduğunu gösteriyor. Alanda bulunan, dönemin Roma sikkeleri örnek alınarak basıldığı anlaşılan küçük boyutlu gümüş ve altın Kelt sikkeleri ile sikke kalıpları, yerel bir üretim kapasitesine işaret ediyor. Yoğun miktarda Baltık kehribarının varlığı ise, bu yerleşimin, Baltık Denizi'nden Akdeniz'e uzanan tarihi “Kehribar Yolu” üzerinde stratejik bir durak olduğunu kanıtlıyor. Kazıların farklı evrelerinde arkeologlar tarafından titizlikle belgelenen ve sınıflandırılan eserler, toplamda 22.000 torbayı buldu. Bu olağanüstü zenginlik, bölgenin Neolitik Dönem'den itibaren kesintisiz bir yerleşim ve kültürel etkileşim alanı olduğuna dair kanıtlar sunuyor. Uzmanlar, alandaki üst ve alt toprak katmanlarının modern tarım veya izinsiz kazılar gibi olumsuz etkilerden korunmuş olması sayesinde, orijinal La Tene yerleşim tabakasının bütünlüklü bir şekilde günümüze ulaşabildiğini raporladı. Yerleşim zeminindeki yoğun malzeme dağılımı, o dönemdeki topluluğun günlük yaşam pratikleri, çeşitli zanaat kolları ve dinsel ritüelleri hakkında detaylı bilgiler sağlıyor.
D35 otoyolu inşaat çalışmaları kapsamında yapılan arkeolojik kazılar, Demir Çağı'na ait bu önemli Kelt yerleşimini ortaya çıkarmanın yanı sıra, insanlık tarihinin daha da eski bir dönemine ait, son derece nadir bir yapıyı da gün ışığına çıkardı. Aynı güzergah üzerinde yapılan incelemelerde, yaklaşık 7.000 yıl öncesine, yani Neolitik Dönem'e (Cilalı Taş Devri) tarihlenen gelişmiş bir ahşap kuyu yapısı keşfedildi. Meşe ağacından, ileri düzey köşe birleştirme teknikleri kullanılarak inşa edilmiş bu yapının, ağaç halkası analiziyle yaşı kesin olarak kanıtlanmış ve Avrupa'da keşfedilen en eski ahşap mimari yapı olma özelliğini taşıdığı belirtildi. Yerin altında, oksijensiz bir ortamda günümüze kadar çürümeden ulaşmayı başaran bu yapı, bölgedeki ilk çiftçi toplulukların, tahmin edilenden çok daha ileri seviyede bir marangozluk ve mühendislik bilgisine sahip olduğunu kanıtlar nitelikte. Bu iki büyük keşif, Çekya'nın topraklarının ne denli zengin bir tarihi ve kültürel mirasa ev sahipliği yaptığını bir kez daha gözler önüne serdi.