Deniz Tabanında Yenilikçi Enerji Depolama Sistemi Test Ediliyor
Girişim şirketi BaroMar, yenilenebilir enerji kaynaklarının verimliliğini artırmak ve üretim ile tüketim arasındaki zaman farkını kapatmak amacıyla çığır açan bir teknoloji üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Şirket, Kıbrıs kıyılarında deniz tabanına yerleştirilen özel beton ve çelik tanklar aracılığıyla enerji depolama kapasitesini yükseltecek su altı batarya sistemini başarıyla test etmeye başladı. Bu yenilikçi yaklaşım, özellikle güneş ve rüzgar enerjisi gibi değişken üretim profiline sahip kaynaklardan elde edilen fazla elektriğin etkin bir şekilde saklanması ihtiyacına yanıt veriyor.
PROTEAS adı verilen bu projede, BaroMar ve Kıbrıs Enstitüsü iş birliği içerisinde yaklaşık 100 metre derinlikteki deniz tabanına yerleştirilen rezervuarlar üzerinde teknolojiyi kurup denemeler gerçekleştiriyor. Danışmanlık firması Jacobs tarafından ön tasarım çalışmaları tamamlanan pilot proje, enerji depolama ve geri kazanım süreçlerinde yüzde 70'e varan bir verimlilik hedefini taşıyor. Şirketin sağladığı güncel bilgilere göre, PROTEAS projesinin ilk kurulum aşamasında 3 megavat-saat (MWh) depolama kapasitesi ve 10 saatlik kesintisiz çalışma süresi öngörülüyor. Henüz gösterim aşamasında olan bu sistemin temel amacı, yenilenebilir enerji üretiminin yoğun olduğu anlarda depolanan enerjiyi, talebin yüksek olduğu zamanlarda şebekeye aktararak istikrar sağlamak.
Sistemin çalışma prensibi, 'sıkıştırılmış hava enerjisi depolama' (Compressed Air Energy Storage - CAES) konseptine dayanıyor. Elektrik şebekesinde arzın talebi aştığı durumlarda, karada bulunan kompresörler çalıştırılarak havayı boru hatları vasıtasıyla deniz altındaki tanklara aktarıyor. Bu esnada tankların içine dolan hava, çevresindeki deniz suyunu dışarı doğru iterek depolanıyor. Deniz ortamının doğal hidrostatik basıncı, sıkıştırılmış havanın bu basınç altında uzun süreler boyunca muhafaza edilmesini sağlıyor. Enerji talebinde bir artış yaşandığında ise süreç tersine işliyor. Deniz suyu, depolanmış havanın bulunduğu tanklara kontrollü bir şekilde geri alınarak, havanın tekrar boru hattı üzerinden yüzeye doğru itilmesini sağlıyor. Yüzeye ulaşan yüksek basınçlı hava akımı, bir termal geri kazanım ünitesinden geçirilerek genleşme ekipmanlarını harekete geçiriyor ve bu sayede elektrik jeneratörleri çalıştırılarak enerji üretiliyor.
Bu gelişmiş depolama sisteminde, sıkıştırılmış havanın tanklarda oluşturabileceği kaldırma kuvvetini dengelemek ve tankların sabit kalmasını sağlamak amacıyla, ağırlık oluşturması için taşlarla doldurulmuş kafes yapılarından oluşan balastlar kullanılıyor. Beton ve çelikten üretilen bu rijit tankların, deniz altındaki yüksek dış basınç sayesinde, karada inşa edilen benzer depolama sistemlerine kıyasla daha az yapısal dayanıklılık gereksinimi duyduğu belirtiliyor. Teknolojinin ideal çalışma derinliği olarak 200 ila 700 metre aralığı hedefleniyor, zira derinlik arttıkça artan hidrostatik basınç, sistemin verimliliğini de doğrudan yükseltiyor. Kıbrıs'taki ilk testlerin tamamlanmasının ardından, sistemin ticari ölçekte kullanıma sunulmadan önce deniz altı ortamının getirdiği zorluklara, özellikle korozyon, yüksek tuzluluk ve biyolojik kirlenme gibi etkilere karşı dayanıklılığı detaylı bir şekilde incelenecek.