Eski Bakan Denizolgun'un Şüpheli Ölümü: 10 Yıl Sonra Adli Tıp Görevlileri ve Özel Doktor Hakkında Davalar Açıldı
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un 2016 yılında Beykoz'daki çiftliğinde meydana gelen ve o tarihten bu yana şüpheleri üzerine çeken vefatına ilişkin yürütülen soruşturmada tam on yıl sonra iki ayrı önemli iddianame hazırlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Organize Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen bu kapsamlı soruşturma neticesinde, olayın aydınlatılmasına yönelik yeni bir aşamaya geçildi. Hazırlanan ilk iddianamede, İstanbul Adli Tıp Kurumu'nda görevli üç personelin 'kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği' suçu kapsamında yargılanması talep edilirken, ikinci iddianamede ise merhum Bakan Denizolgun'un vefatı esnasındaki özel doktoru olan Nurettin Demirkol hakkında 'yalan tanıklık' suçlamasıyla kamu davası açılması kararlaştırıldı. Bu gelişmeler, olayın üzerindeki sis perdesini aralama yönünde atılmış önemli adımlar olarak değerlendiriliyor.
Soruşturma sürecinde, savcılık makamı tarafından Adli Tıp Kurumu'na defalarca yazılı başvuruda bulunularak, otopsi işlemini içeren video kaydının mevcut olup olmadığı soruldu. Kurumdan ilk gelen yanıtlarda, otopsiye ait herhangi bir video kaydının bulunmadığı bilgisi paylaşıldı. Ancak, olayın seyrini tamamen değiştiren ve dikkatleri üzerine çeken bir gelişme, Eski Bakan Denizolgun'un mezarının açılmasına yönelik 'fethi kabir' kararının alındığı gün yaşandı. Bu kritik tarihte Adli Tıp Kurumu, daha önceki beyanlarından geri adım atarak, otopsi videosunun aslında mevcut olduğunu ve savcılığa gönderildiğini bildirdi. Bu ani geri çekilme ve bilgi değişikliği, soruşturmanın en çok merak edilen ve tartışılan noktalarından biri haline geldi. Mezarı açma işlemi ise bu gelişmenin hemen ardından, bir sonraki gün gerçekleştirildi.
Gerçeğe aykırı bilgiler vererek soruşturmayı yanıltmaya çalıştığı iddia edilen Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Başkan Vekili İsmail Çoban, zabıt katibi Çağdaş Köse ve fotoğrafhane görevlisi Samet Çalışkan hakkında, 'kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği' suçu kapsamında dava açılmasına karar verildi. Bu kişilerin, otopsi videosunun varlığına dair bilgiyi gizleyerek veya yanlış beyanda bulunarak resmi belgede sahtecilik suçu işledikleri iddia ediliyor. Bu durum, adli süreçlerde şeffaflık ve doğruluk ilkesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Soruşturmanın bu yönü, kamu kurumlarındaki görev ve sorumlulukların eksiksiz yerine getirilmesi gerekliliğini vurguluyor.
İkinci iddianamede ise, merhum Bakan Denizolgun'un ölüm anındaki özel doktoru olarak kayıtlarda yer alan dahiliye uzmanı Nurettin Demirkol'un ifadeleri mercek altına alındı. Yeminli tanık olarak dinlenen Demirkol, sorgusunda Denizolgun'un özel doktoru olmadığını, polisi kendisinin aramadığını, cesette herhangi bir kan görmediğini ve olay yerinde yalnızca iki kişinin bulunduğunu iddia etti. Ancak savcılığın titiz çalışmaları sonucunda elde edilen HTS kayıtları, 155 Acil Çağrı Merkezi kayıtları ve olay yeri inceleme tutanakları, doktor Demirkol'un verdiği ifadelerin tamamını çürüttü. 155 kayıtlarında polisi arayan kişinin bizzat Demirkol olduğunun ve kendisini 'ailenin hekimi' olarak tanıtıp ölümü şüpheli bulduğunu belirttiğinin tespit edilmesi, ifadelerdeki çelişkileri ortaya koydu. Ayrıca, 2016 yılına ait olay yeri inceleme tutanaklarında, Demirkol'un Denizolgun'un ağzından kan geldiğini beyan ettiği bilgisine ulaşıldı. HTS kayıtları da, Demirkol'un olay anında Kısıklı'da bulunduğu ve çiftlikte sadece iki kişinin bulunduğu yönündeki iddialarını yalanlayarak, gerçeğin farklı olduğunu gösterdi. Tüm bu deliller ışığında, gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen doktor Nurettin Demirkol, 4 Eylül 2026 tarihinde tutuklanarak cezaevine gönderildi ve yargılanma süreci başlamış oldu.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2 Ekim 2026 tarihinde tamamlanan iddianameler, ilgili mahkemelere gönderildi. Adli Tıp Kurumu görevlileri hakkında hazırlanan iddianame Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne intikal ederken, tutuklu doktor Nurettin Demirkol hakkındaki iddianame ise Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmek üzere dosyalandı. Bu hukuki süreçlerin tamamlanmasıyla birlikte, Eski Bakan Denizolgun'un şüpheli ölümüyle ilgili uzun süredir devam eden belirsizliklerin ve iddiaların yargı önünde aydınlatılması hedefleniyor. Kamuoyunun yakından takip ettiği bu davanın sonuçları, benzer durumlarda yaşanabilecek hukuki süreçler açısından da emsal teşkil edebilir.