Euro Dolar Karşısında Değer Kaybını Sürdürüyor: Fransa ve Avrupa'daki Belirsizlikler Etkili Oluyor
Ekonomi

Euro Dolar Karşısında Değer Kaybını Sürdürüyor: Fransa ve Avrupa'daki Belirsizlikler Etkili Oluyor

3

Avrupa Birliği'nin ortak para birimi euro, kıta genelinde giderek artan mali ve siyasi belirsizliklerin etkisiyle Amerikan doları karşısında değer kaybetmeye devam ediyor. Özellikle Avrupa'nın ikinci büyük ekonomisi Fransa'da yaşanan derin mali disiplinsizlik, siyasi çalkantılar ve sokak protestolarının eş zamanlı olarak tırmanması, euro üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu durum, İspanya'daki erken seçim kararı ve İtalya'nın mevcut borç kırılganlığı ile birleştiğinde, küresel finans piyasalarında 2012 yılındaki Euro Bölgesi borç krizi dönemini anımsatan dinamiklerin yeniden canlanması endişelerine yol açıyor.

Küresel tahvil piyasalarındaki mevcut dalgalanmalar, Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin körüklediği yüksek enerji maliyetleri ve inatçı enflasyonist eğilimler, eurodaki değer kaybı baskısını sadece günlük dalgalanmalar olmaktan çıkarıp orta vadeli bir trende dönüştürmüş durumda. Euro/dolar paritesi, yılın başlarında test ettiği 1,21 seviyesindeki zirvesinden bu yana süregelen düşüş eğilimini sürdürerek 1,11 seviyesine kadar geriledi. Bu düşüş, euronun Mayıs 2025'ten bu yana gördüğü en düşük seviye olarak kayıtlara geçti ve yılbaşından bu yana toplamda yaklaşık %5'lik bir değer kaybına işaret ediyor. Finans çevrelerinde, daha önceki dönemlerde tahvil piyasasındaki çalkantılardan büyük ölçüde etkilenmeyen euronun, artık bu endişelerin merkezinde yer alması, bölge ekonomisindeki kalıcı kırılganlığın bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Euro'daki zayıflamanın ana nedenlerinden biri olarak Fransa'dan gelen endişeler öne çıkıyor. Fransa'nın 10 yıllık devlet tahvili getirileri, küresel jeopolitik risklerin tahvil satışlarını tetiklemesiyle birlikte %5 sınırına yaklaşarak 2002 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Çalışmalar Enstitüsü (INSEE) ile hükümetin açıkladığı verilere göre, ülkenin genel kamu açığı gayri safi yurt içi hasılasının (GSYH) %5,8'ine çıkarak Avrupa Birliği'nin belirlediği %3'lük tavanı önemli ölçüde aştı. 1974 yılından bu yana bütçe fazlası vermekte zorlanan Fransa'da, nominal büyüme oranlarının borçlanma faizlerinin gerisinde kalması, ekonomiyi yapısal bir borç tuzağına doğru itiyor. Fransa'nın toplam nominal borç stoku 3 trilyon 596 milyar euro ile tarihi bir zirveye ulaşarak GSYH'sinin %119'una tekabül ediyor. Bu rakam, Maastricht kriterlerinde belirtilen %60 sınırının çok üzerinde yer alırken, Fransa ve Almanya arasındaki borçlanma maliyetlerindeki farkın, 2012'deki büyük borç krizi döneminden bu yana en geniş seviyesine ulaşması dikkat çekiyor.

Euro Bölgesi'ndeki güvensizlik ortamı sadece Fransa ile sınırlı kalmıyor. İspanya'da konut piyasası politikaları ekseninde başlayan ve giderek derinleşen kriz, Başbakan Pedro Sanchez'in erken seçim kararı almasıyla siyasi riskleri, Avrupa'nın dördüncü büyük ekonomisine taşıdı. Bu gelişmeler yaşanırken, küresel piyasalardaki tezat bir durum da euroyu baskı altında tutuyor. Amerika Birleşik Devletleri, 40 trilyon doları aşan devasa borç yüküne ve yaklaşan seçimler nedeniyle harcama disiplininden uzak bir duruş sergilemesine rağmen küresel piyasalarda bir yaptırımla karşılaşmıyor. Tam tersine, Orta Doğu merkezli jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte küresel sermaye, doları güvenli bir liman olarak görmeye devam ediyor. Analistler, euro/dolar paritesindeki bu hareketin yalnızca doların kendi gücünden kaynaklanmadığını, doğrudan Fransa'daki mevcut durumun yarattığı euro zayıflığından beslendiğini vurguluyor. Euro Bölgesi'nin ortak para birimine sahip olmasına rağmen, ulusal finans piyasalarındaki parçalı yapı, bölgeyi bu tür şoklara karşı savunmasız bırakıyor.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) üzerinde artan faiz baskısı, Euro Bölgesi'nde gözlenen mali ve siyasi bozulmanın yanı sıra, enflasyonist baskılar ve yükselen petrol fiyatları nedeniyle bankanın para politikası kararlarındaki manevra alanını daraltıyor. Yaşanan güven kaybı ve ABD ile Avrupa arasındaki faiz oranlarındaki makasın açılması, piyasaların bankanın sıkı para politikası izleyeceği yönündeki beklentilerini aşağı doğru revize etmesine neden oldu. Daha önce gelecek yıl için üç faiz artışı öngören piyasa beklentileri, bölgedeki ekonomik yavaşlama ve artan borç riski göz önüne alınarak iki adet 25 baz puanlık faiz artışına indirildi. Uzmanlara göre, Euro Bölgesi genelindeki yapısal sorunlar çözülmediği ve siyasi tansiyon düşmediği sürece, euro üzerindeki satış baskısının devam etmesi bekleniyor. Ekonomistler, yeni bir borç krizinin kaçınılmaz olmadığını ve Fransa'nın mali bir iflasla karşı karşıya kalmayacağını belirtse de, mevcut ekonomik konjonktürde euronun dolar karşısında yeniden güçlü bir değer kazanma eğilimine girmesinin uzak bir ihtimal olduğu ifade ediliyor.

ING Almanya Başekonomisti Carsten Brzeski, Fransa'da derinleşen siyasi kaosu, Avrupa'nın ekonomik istikrarını tehdit eden yapısal sorunların bir yansıması olarak değerlendirdi. Brzeski, Fransa'nın 2020'den bu yana altı başbakan değiştirdiğini hatırlatarak, bütçe açığını son yirmi yılda yalnızca iki kez AB'nin %3'lük sınırının altına indirebilen Paris yönetimine karşı Avrupa Komisyonu ve ECB'nin daha sert önlemler alması gerektiğini savundu. Brzeski, "Mali kurallara uyulmasını sağlamak için baskıyı artırmaktan başka seçenek yok. Aksi takdirde bu kurallar sadece çiğnenmiş olmakla kalmayacak, tamamen geçerliliğini yitirecek." şeklinde konuştu. Siyasi istikrarsızlık ve belirsizliğin ekonomi üzerinde kalıcı etkiler bırakacağını ve Euro Bölgesi'nin ikinci büyük ekonomisini durgunluğa sürükleyebileceğini öngören Brzeski, bu durumun euro üzerindeki baskıyı artıracağını belirtti. ING Küresel Piyasalar Araştırma Başkanı Chris Turner ise, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) şahin duruşu ve yükselen tahvil getirileri nedeniyle euro/dolar paritesinin önümüzdeki iki çeyrek boyunca 1,10 ile 1,15 bandında kalmaya devam edeceğini öngördü. Turner, Fransa'daki bütçe krizini, seçimlerin tetiklediği 2018 İtalya borç kriziyle kıyaslayarak, eurodaki daha büyük kayıpların ancak Fransa'nın meclisten geçireceği bir mali uyum programıyla önlenebileceğini belirtti. Paritenin yönünü belirleyecek ana riskin ise ABD ara seçimleri sonrası Beyaz Saray'ın izleyeceği stratejiler olacağını ekledi.

Paylaş

İlgili Haberler