Euro, Enerji ve Fransa Kriziyle 17 Ayın En Düşük Seviyesine Geriledi
Ekonomi

Euro, Enerji ve Fransa Kriziyle 17 Ayın En Düşük Seviyesine Geriledi

4

Avrupa para birimi euro, küresel piyasalarda son dönemde yaşanan önemli dalgalanmalar neticesinde 17 aylık bir aranın en düşük seviyesine indi. Bu değer kaybında, Avrupa kıtasında giderek artan enerji maliyetleri ve özellikle Fransa'nın kamu maliyesindeki belirsizliklerin yarattığı endişeler etkili oldu. Piyasa analizlerine göre, yatırımcıların euro aleyhine açtığı spekülatif pozisyonlar da daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaşarak euro üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Euro, hafta içinde Amerikan doları karşısında 1,116 seviyesine kadar gerileyerek Mayıs 2025'ten bu yana en zayıf performansını sergiledi. Bu düşüşle birlikte para birimi, art arda dördüncü haftasında da değer kaybetme eğilimini sürdürdü. Euro üzerindeki bu ciddi baskının temel nedenlerinden biri olarak Avrupa'nın enerji faturalarındaki kayda değer artış gösteriliyor. Küresel jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarında yaşanan aksamalar, Avrupa'yı kalan LNG kaynakları için küresel piyasada daha yoğun bir rekabete girmeye zorladı. Hollanda merkezli TTF doğal gaz işlem fiyatı megavatsaat başına yaklaşık 73 euroya çıkarak geçen yıla kıyasla yüzde 120'lik bir artış kaydetti. Avrupa'nın doğal gaz depolama tesislerinin doluluk oranı ise 2 Ekim itibarıyla yüzde 71,5 seviyesinde bulunurken, bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 82,6 olarak ölçülmüştü. Bu durum, enerji arz güvenliği konusunda endişeleri artırıyor. Benzer şekilde, küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş de dikkat çekiyor; Brent petrolün varil fiyatı 100 dolar sınırına dayanarak yılın başından bu yana yüzde 60'tan fazla bir değerlenme gösterdi.

Enerji fiyatlarındaki bu keskin artış, Euro Bölgesi'ndeki genel enflasyon oranlarını da yukarı çekti. Eurostat tarafından açıklanan güncel verilere göre, eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 3,8'e ulaşarak Eylül 2023'ten bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştı. Özellikle enerji kalemindeki yıllık artışın yüzde 18,8'i bulması dikkat çekici. Normal şartlarda yüksek enflasyonun, Avrupa Merkez Bankası'nı (ECB) faiz artırımına teşvik ederek euroyu desteklemesi beklenir. Ancak bu kez piyasa dinamikleri farklı işledi. Piyasa katılımcılarının eylül sonu itibarıyla ECB'den beklediği yaklaşık 3,5 faiz artırımı beklentisi, son verilerle birlikte yaklaşık 2,5 artırıma kadar geriledi. ECB Başkanı Christine Lagarde, enerji fiyatlarındaki artışın henüz ücretlere yansıdığına dair belirgin bir işaret bulunmadığını ve ekonominin artan borçlanma maliyetlerinden olumsuz etkilendiğini belirtti. Ebury Başekonomisti Enrique Díaz-Alvarez, eylül ayında açıklanan enflasyon verilerindeki sürpriz artışın euroya beklenen desteği sağlamadığını ifade etti. Bu durum, faiz artırımlarının enflasyonu kontrol altına almadaki etkinliği konusundaki soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

Euro üzerindeki ikinci önemli baskı unsuru ise Fransa'nın kamu maliyesindeki mevcut durumdan kaynaklanıyor. Fransa ve Almanya arasındaki 10 yıllık devlet tahvili faiz farkı, geçen hafta 1,4 puanın üzerine çıkarak 2011-2012 dönemindeki Euro Bölgesi borç krizinden bu yana en geniş aralığa ulaştı. Fransa Başbakanı Gabriel Attal'ın, 2027 yılına kadar olan bütçe döneminde 43 milyar euroluk bir tasarruf planı sunduğu bilinse de, bu planın parlamentoda yeterli çoğunluk desteğini bulup bulamayacağı belirsizliğini koruyor. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin, ülkenin kamu maliyesinin disipline edilmemesi halinde ciddi bir finansal çöküş riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu. Fransa'daki bu mali belirsizlik ortamı, euro cinsinden varlıklara olan talebi azaltarak risk primini yükseltiyor. Aynı zamanda, tahvil piyasalarındaki bu artan baskı, Avrupa Merkez Bankası'nın faiz politikası alanını da daraltıyor, zira faiz artırımları borçlanma maliyetlerini daha da artırarak mevcut durumu kötüleştirebilir.

Euro üzerindeki olumsuz beklentilerin en somut göstergelerinden biri, ABD vadeli işlem piyasasındaki yatırımcı pozisyonlanmalarında görüldü. ABD Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu (CFTC) tarafından açıklanan verilere göre, 29 Eylül'de sona eren işlem haftasında, spekülatif yatırımcıların euro aleyhine açtığı kısa pozisyon sayısı 301 bin 439 kontrata ulaşarak rekor kırdı. Her bir kontratın 125 bin euro nominal değere sahip olduğu düşünüldüğünde, bu pozisyonların toplam değeri yaklaşık 38 milyar euroya ulaşıyor. Bu durum, piyasadaki euroya karşı genel bir güvensizliğin ve düşüş beklentisinin ne denli yaygınlaştığını gözler önüne seriyor. Analistler, Fransa'daki tahvil faizlerinin baskısının yeniden artması halinde eurodaki düşüş eğiliminin devam edebileceği yönünde görüş bildiriyor. ING Döviz Stratejisti Francesco Pesole, mevcut mali risk priminin henüz sınırlı olduğunu ancak tahvil piyasasındaki stresin artması durumunda Euro/Dolar paritesinin önce 1,11, ardından da 1,10 seviyelerini test edebileceği öngörüsünde bulundu. Danske Bank ise eurodaki değer kaybı eğiliminin 2027 yılına kadar sürebileceği tahmininde bulunurken, BBVA Global Piyasalar Stratejisi Direktörü Ana Munera, eurodaki düşüşün kısa vadede aşırıya kaçmış olabileceğini ve satışların bir miktar geri çekilebileceğini belirtti. Ayrıca, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in 29 Kasım'da erken seçim kararı alması gibi gelişmeler de Euro Bölgesi'ndeki siyasi riskleri artırarak euro üzerindeki baskıyı tetikleyebilecek unsurlar arasında yer alıyor. Eurodaki düşüşün ivme kaybetmesi için Fransa'nın somut ve güvenilir bir bütçe anlaşmasına varması, tahvil piyasalarındaki gerilimin azalması veya enerji fiyatlarında belirgin bir düşüş yaşanması gibi faktörlerin gerçekleşmesi gerektiği belirtiliyor. Ancak kalıcı bir toparlanma için Avrupa'nın genel mali ve ekonomik görünümünde daha güçlü ve sürdürülebilir bir iyileşme sürecinin yaşanması şart olarak görülüyor.

Paylaş

İlgili Haberler