Fransa'da Kaos Le Pen'e Yaradı: Anketlerde Yükseliş Sürüyor
Fransa'da aylardır devam eden ve zaman zaman şiddetlenen toplumsal olaylar, ülkenin siyasi dengelerini derinden sarsmaya devam ediyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşanan gösteriler ve bu gösterilerin beraberinde getirdiği güvenlik endişeleri, mevcut hükümetin otoritesini sorgulatırken, aşırı sağın önde gelen isimlerinden Marine Le Pen'in siyasi pozisyonunu güçlendirdiği gözlemleniyor. Le Pen, bu karmaşık atmosferden faydalanarak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kamuoyu nezdinde avantaj elde etme stratejisi güdüyor.
On yılı aşkın bir süredir Fransa'da göçmen politikaları ve artan güvenlik sorunları üzerine yaptığı sert eleştirilerle bilinen Ulusal Birlik Partisi lideri Marine Le Pen, aynı zamanda Türkiye'ye yönelik sert söylemleriyle de dikkat çekiyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik mali ve kalkınma desteklerinin derhal kesilmesi gerektiğini savunarak, "Üyelik öncesi politikalar, Türkiye'ye yönelik destekler ve kalkınma programları son bulmalıdır," ifadelerini kullanmıştı. Bu tür açıklamalar, özellikle seçim dönemlerinde milliyetçi seçmen tabanını mobilize etme amacı taşıyor.
Le Pen, Fransa'da yaşanan ve zaman zaman ticari işletmelerin, hatta konutların hedef alındığı olayların ardından, düzeni yeniden sağlayacak tek lider profili çizmeye çalışıyor. Kendi sosyal medya platformları üzerinden yayınladığı videolarda, mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un liderliğini ve otoritesini doğrudan hedef alarak, ülkenin bir çıkmazda olduğunu vurguladı. Le Pen, "Ülkemiz adeta bir kıskaç altına alınmış durumda; şiddet ve yetersizlik arasında sıkışıp kalmış. Ancak Fransız halkının önünde altı ay içinde farklı bir yol tercihi yapma imkanı var: Otoriteye ve yeniden tesis edilecek güvenliğe giden bir yol," şeklinde konuştu. Bu söylemler, halkın güvenlik endişelerine hitap ederek destek arayışını güçlendiriyor.
Fransız kamuoyu araştırma şirketi Ipsos Bva bünyesindeki anketör Adélaïde Zulfikarpasic'e göre, Le Pen'in bu stratejisi kendisine önemli bir ivme kazandırıyor. Zulfikarpasic, "Le Pen adeta şimdiden görevdeymiş, Elysee Sarayı'ndaymış gibi bir hava estiriyor. Vatandaşlar, devletin kendilerini koruyup ihtiyaçlarını karşılayacağına dair inancını yitirmiş durumda. Le Pen ise tam da bu güvensizliğin karşısına bir alternatif olarak çıkıyor," diyerek mevcut siyasi atmosferde Le Pen'in nasıl bir boşluğu doldurduğunu analiz ediyor.
Sokaklardaki olaylar, sadece Le Pen'in değil, diğer cumhurbaşkanı adaylarının da konumunu etkiliyor. Aşırı solcu aday Jean-Luc Mélenchon'un göstericilere açıkça destek vermesi, geleneksel siyasetçileri geri plana iterek, Le Pen ile Mélenchon arasındaki olası bir ikinci tur yarışının olasılığını artırıyor. Yapılan anketler, böyle bir senaryoda Marine Le Pen'in yarışı daha rahat kazanabileceğine işaret ediyor. Mélenchon ile rekabet eden Sosyalist aday Raphaël Glucksmann ise bu durumu eleştirerek, Mélenchon'un tavrını "aşırı sağ için bir basamak görevi gördüğünü" ve bu kaos ortamından en çok Le Pen'in faydalanacağını dile getiriyor.
Daha önceki seçimlerde ilk turda önde olmasına rağmen, ikinci turda Macron etrafında birleşen seçmenlerin oylarıyla seçimi kaybeden Le Pen, bu kez farklı bir siyasi iklimle karşı karşıya. Cumhurbaşkanı Macron'un görev süresinin dolması ve yeniden aday olamayacak olması, Le Pen'in önündeki önemli engellerden birini ortadan kaldırıyor. Bu durum, aşırı sağcı lider için yeni bir siyasi zeminin oluşmasına olanak tanıyor.
Marine Le Pen'in siyasi kariyeri, başlangıçta babası Jean-Marie Le Pen'in partisi olan Ulusal Cephe'nin (sonrasında Ulusal Birlik adını aldı) Holokost inkarcılığı ve Avrupa Birliği'nden çıkış gibi radikal söylemleri nedeniyle ciddi eleştirilere maruz kalmıştı. Ancak Marine Le Pen, babasını partiden uzaklaştırarak ve söylemlerini bir nebze yumuşatarak partiyi daha geniş kitlelere ulaştırmayı başardı. Bugün ise, ekonomik baskı altında ezilen Macron yönetimini hedef alarak kendine daha sağlam bir siyasi taban oluşturuyor. Fransa'nın ekonomik durumu da bu tabloyu destekler nitelikte. Bütçe açığının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 5'inin üzerinde seyretmesi ve kamu borcunun GSYH'nin yaklaşık yüzde 120'sine ulaşması, borçlanma maliyetlerini yükseltiyor.
Le Pen ve partisi Ulusal Birlik, geçmişte harcamaları kısmaya çalışan başbakanların görevden alınmasında rol oynamıştı. Emeklilik yaşını 60'a indirme gibi vaatleri ise bütçe üzerindeki baskıyı artıracak potansiyel adımlar olarak görülüyor. Ancak tüm bu ekonomik tartışmalar, Emmanuel Macron yönetimini sarsan ve ülke genelinde yankı uyandıran kitlesel olayların gölgesinde kalmış durumda.
Marine Le Pen'in cumhurbaşkanlığı yolundaki en ciddi engellerden biri ise hukuki alanda bulunuyor. Avrupa Parlamentosu kaynaklarını usulsüz kullandığı gerekçesiyle 2025 yılında mahkum edilen ve suçlamaları reddeden Le Pen'in cezası, temmuz ayında yapılan istinaf başvurusunda onandı. İki yılı tecilli olmak üzere toplam üç yıl hapis cezasına çarptırılan Le Pen'in, kalan bir yıllık cezasını elektronik kelepçe takarak ev hapsinde geçirmesi ihtimali bulunuyor. Bu durum, Le Pen'in seçim kampanyasını adli bir gözetim altında yürütmek zorunda kalabileceği anlamına geliyor ve kampanyasına gölge düşürme potansiyeli taşıyor.