Furkan Vakfı Soruşturmasında Çarpıcı İfadeler: Örgüt Yapısı Aydınlandı
Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü Furkan Vakfı soruşturması kapsamında elde edilen yeni deliller ve tanık ifadeleri, örgüt içindeki karanlık yapıya dair şok edici detayları gün yüzüne çıkardı. Yapılanmanın, üyeleri fişleyen gizli bir istihbarat birimi kurduğu ve lider eşinin, vakıf binasında üyeleri yargılayarak topluluk önünde cezalandırdığı iddiaları dosyaya girdi. Soruşturma, örgütün sadece ideolojik faaliyetlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda adam kaçırma, işkence, ölüm tehdidi ve önemli miktarda mal varlığı gaspı gibi suçlamalarla da karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Soruşturma dosyasına yansıyan bilgilere göre, örgüt içinde 'Furkan İstihbarat Teşkilatı' (FİT) adıyla faaliyet gösteren gayriresmi bir birimin varlığına işaret ediliyor. Mevlüt Kaynarpunar liderliğinde olduğu iddia edilen bu birimin, örgütten ayrılma eğiliminde olan veya muhalif duruş sergileyen kişilerin özel yaşamlarına dair bilgileri topladığı ve bu bilgileri lider Alparslan Kuytul'a raporladığı öne sürülüyor. Bu yapılanmanın, 2013 yılında Kum kentindeki Şii yapılanmasını incelemek üzere İran'a yapılan bir ziyaretin ardından kurulduğu ve örgütten kopuşları engellemeye yönelik bir baskı mekanizması olarak işlev gördüğü iddia ediliyor. FİT'in, örgütten ayrılmak isteyen kişilerin zayıf yönlerini ve kişisel zaaflarını tespit ederek bunları örgüte karşı kullanma gayretinde olduğu belirtiliyor.
Örgüt içindeki bir diğer çarpıcı iddia ise Alparslan Kuytul'un eşi Semra Kuytul'un liderliğinde vakıf binasında oluşturulduğu öne sürülen 'sözde mahkemeler' ile ilgili. Soruşturma dosyasındaki ifadelerde, Semra Kuytul'un başkanlığındaki bir heyetin, özellikle Alparslan Kuytul'un tutuklu olduğu dönemlerde, hükümeti eleştiren Nurullah Aktaş gibi isimleri yargıladığı iddia ediliyor. Aktaş'ın, topluluk önünde diz çöktürülerek pişmanlık dile getirmesinin sağlandığı ve bu durumun Semra Kuytul tarafından 'uyuyan hücreleri ortaya çıkarıp diz çöktürdük' şeklinde bir açıklamayla kamuoyuna duyurulduğu belirtiliyor. Ayrıca, Hasan Koyuncu, Galip Kıran ve Seyhan Çeliker gibi isimlerin de bu 'sözde mahkemelerde' yargılanarak gruptan dışlandığı ileri sürülüyor. Bu uygulamalar, örgüt içindeki hiyerarşinin ve otoritenin ne denli baskıcı bir şekilde kullanıldığını gözler önüne seriyor.
Soruşturma dosyasında yer alan iddialar, Furkan Vakfı'nın faaliyetlerinin sadece dini ve sosyal boyutlarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda mafya benzeri yöntemlerle de yürüdüğünü ortaya koyuyor. Muhalif olarak görülen üyelere para cezası, nöbet ve falaka gibi ağır cezaların uygulandığı belirtiliyor. Ayrıca, Erol Ardıç'a bağlı özel bir grubun, hedef alınan kişilere yönelik saldırılar düzenlediği ve bu saldırılar sırasında 'Hoca efendi senin kalemini kırdı' gibi tehditlerde bulunduğu iddia ediliyor. En dikkat çekici iddialardan biri ise eski örgüt yöneticisi ve iş insanı Koray Sarısaçlı'nın kaçırılıp 13 gün boyunca ağır işkenceye maruz bırakılması. Sarısaçlı'nın eşinin, Osmaniye'deki Özel Korupark Hastanesi'ni örgüte devretmeye zorlandığı ve sonrasında hastanenin yüksek bir bedelle satıldığı öne sürülüyor. Dr. Bülent Tümkaya'nın da benzer şekilde ölümle tehdit edildiği iddiaları dosyada yer alıyor. Örgütün, topladığı etleri sucuk yaparak üyelere zorla sattığı ve bu yolla haksız kazanç elde ettiği de iddialar arasında.