Gaziler Vatan Savunmasındaki Yaralarını ve Hak Mücadelesini Anlatıyor
Türkiye'nin güvenliği için canlarını hiçe sayarak cephede savaşan ve bu uğurda ağır yaralanan kahraman gaziler, yaşadıkları zorlu süreçleri ve güncel mücadelelerini yürek burkan detaylarla paylaşıyor. Vatan toprağını korurken aldıkları kurşunlar ve şarapnellerle hayatları değişen bu cesur insanlar, bir yandan sağlık sorunlarıyla boğuşurken, diğer yandan da ekonomik zorluklar ve hak arayışı içinde yaşamlarını sürdürüyor. Gaziler, verdikleri mücadelelerin karşılığında adalet ve eşitlik taleplerini dile getirerek, toplumun kendilerine daha duyarlı olmasını bekliyor.
Gazi Üstüner Midiliç'in Van Başkale'de 1992 yılında terör örgütü PKK ile girdiği çatışmada yaşadıkları, mücadelenin ne denli çetin geçtiğini gözler önüne seriyor. Çatışmada aldığı çok sayıda kurşunla ağır yaralanan Midiliç, bir anlığına nabzının durması üzerine morga kaldırılmış. Ancak mucizevi bir şekilde verdiği yaşam belirtisiyle hayata tutunmuş. Tam 15 ameliyat geçiren ve yedi ay boyunca yoğun bakımda kalan Midiliç, gazi maaşının günümüz ekonomik koşullarında yetersizliğinden dert yanıyor. Eşinin ev hanımı olduğu ve üç çocuğu bulunan Midiliç, geçmişte aldığı konut kredisi taksitlerini öderken şimdilerde temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandığını ifade ediyor. Geçmişte güreş şampiyonu bir ağabeyi ve oto tamirciliği geçmişi olan Midiliç, yüzde 71,5 engelli raporu nedeniyle çalışma imkanı bulamıyor. Haklarından vazgeçmeyeceklerini belirten Midiliç, adalet ve eşitlik taleplerini güçlü bir şekilde vurguluyor.
Gazi Musa Keçeci'nin Diyarbakır'da 1996'da görev yaparken keskin nişancı tüfeğiyle vurulması, savaşın acımasız yüzünü bir kez daha gösteriyor. Kafasına giren kurşunun 1,5 milimle gözüne isabet etmekten kurtulması, Keçeci'nin hayatta kalmasını sağlayan büyük bir mucize. Dört gün askeri hastanede kaldıktan sonra GATA'ya sevk edilen Keçeci, tam 26 gün komada kalmış. Başındaki ameliyat izlerini gururla taşıdığını belirten Keçeci, hayatını inşaat işçisi olarak sürdürmeye çalışmış. Polis olma hayali kurarken, şimdi üç kızından ikisinin üniversitede okumasıyla ciddi bir ekonomik yük altında. 1997'de emekli olduğunda polis ve öğretmenlerden daha fazla gazi maaşı aldığını ancak zamanla bu durumun değiştiğini ve toplumun duyarsızlaştığını dile getiriyor. Haklarını alana kadar mücadeleye devam edeceğini vurguluyor.
Mardin Savur'da 1993'te PKK ile girdiği çatışmada roket saldırısı ve kurşun yağmuru altında kalan Gazi Orhan Gün'ün yaşadıkları da yürek dağlıyor. İç organları ve kalça kemiği parçalanan Gün, bacağından da yaralanmış. 65 gün hastanede tedavi gören Gün, vücudunda hala şarapnel parçaları taşıyor. İzmir DSİ'den emekli olan Gün, 56 bin liralık gazi maaşının enflasyon karşısında eridiğini ve temel ihtiyaçlara bile yetmediğini belirtiyor. Hayatının dönüm noktasını anlatan bir dövme yaptıran Gün, bu dövmede doğum tarihinden vurulduğu ana kadar yaşadığı süreci sembolize ediyor. Bu semboller, onun için hem bir anı hem de mücadele azminin bir ifadesi.
Gazi Mehmet Terzi'nin Kuzey Irak'ta 1996'da intihar saldırısı sonucu sol bacağı, böbreği ve dalağının parçalanmasıyla yaşadıkları, terörün acımasızlığını bir kez daha ortaya koyuyor. Diyarbakır Askeri Hastanesi ve İstanbul'da uzun süren tedaviler sonucunda hala tam olarak iyileşemeyen Terzi, gelecek kaygısı taşıyor. Kendisine ait olduğu iddia edilen 250 bin liralık maaş söylentilerine tepki gösteren Terzi, 56 bin lira maaş aldığını ve üzerindeki hacizler ile banka borçlarıyla boğuştuğunu anlatıyor. Gazilerin bu tür yanlış bilgilerle rencide edilmesinden büyük üzüntü duyduğunu belirten Terzi, haklarını alana kadar mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini ifade ediyor. Parklarda oturup yatmak zorunda kaldıklarını ve seslerinin duyulmadığını söylüyor.
Profesyonel futbolcu olma hayali kurarken 1995'te Hakkari'de bastığı mayın sonucu sağ kolu ve sağ bacağı kopan Gazi Erkan Dağ'ın hikayesi de büyük bir dramı gözler önüne seriyor. Aylarca süren tedavilerin ardından kol ve bacak protezleriyle hayata tutunmaya çalışan Dağ, protezlerin 5 yılda bir değişmesi gerektiğini ve bu sürecin bile ne kadar zorlu olduğunu anlatıyor. Bulundukları illerde protez değişiminin yapılamaması ve Ankara'ya gitme zorunluluğu, hayatlarını daha da güçleştiriyor. İki kız babası olan Dağ, ailesinin psikolojisini düşünerek bu konuları onlarla konuşmadığını belirtiyor. Üç bankaya kredi borcu olan Dağ, maaşının artık hiçbir şeye yetmediğini ve en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandığını ifade ediyor. Bir araca dahi ihtiyacı olduğunu ancak bunun bile büyük bir sorun teşkil ettiğini dile getiriyor. Gazilerin gelecek kaygısı olmadan rahat yaşayabilmeleri gerektiğini vurguluyor.