Gıda Etiketlerinde Yeni Dönem: Dönerden Süte Her Şey Açıkça Belirtilecek
Gündem

Gıda Etiketlerinde Yeni Dönem: Dönerden Süte Her Şey Açıkça Belirtilecek

1

Gıda sektöründe önemli bir dönüm noktası yaşanıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından et ve süt ürünlerine yönelik hayata geçirilen yeni düzenlemelerle birlikte, ürünlerin etiketlerinde yer alan bilgilerde köklü değişiklikler yapılıyor. Bu kapsamda, tüketicilerin en çok merak ettiği ve üzerinde durduğu konuların başında gelen dönerin içeriğinden süte kadar pek çok ürünün standartları yeniden belirlenerek, tüketiciye sunulan bilgilerin şeffaflığı en üst düzeye çıkarılıyor. Artık tüketiciler, satın aldıkları ürünlerin yağ oranından ilave şeker miktarına, protein katkılarından raf ömrüne kadar pek çok detayı kolaylıkla öğrenebilecek.

Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği (SETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Fatma Can Sağlık, bu yeni dönemin tüketici hakları ve sektördeki adil rekabet açısından taşıdığı önemi vurguladı. Resmi Gazete'de yayımlanan içme sütü ürünlerine yönelik düzenlemenin, tüketicinin ürün içeriğini daha net anlamasına, sağlıklı karşılaştırmalar yapmasına ve piyasada ortak standartların güçlenmesine olanak tanıyacağını belirtti. Sağlık, bu değişikliğin sadece etiketlerdeki birkaç ifadeyi değiştirmekle kalmayıp, ürün reçetelerinden ham madde tedarikine, ambalaj tasarımından üretim planlamasına kadar sektörün tüm süreçlerini etkileyen kapsamlı bir uyum çalışması olduğunu dile getirdi. Özellikle içme sütlerinde yalnızca doğal aroma vericilerin kullanılabilecek olması, tüketici beklentilerine ve ürün içeriğinin daha açık bir şekilde tanımlanmasına yönelik bir yaklaşımı benimsediklerini ifade etti. Ancak Sağlık, bu değişikliğin daha önce yasalara uygun olarak kullanılan doğala özdeş veya yapay aroma vericilerin sağlık açısından riskli olduğu anlamına gelmediğini özellikle vurguladı. Gıdalarda kullanılan aroma vericilerin ilgili mevzuat çerçevesinde güvenlilik değerlendirmelerinden geçtiğini ve belirlenen kullanım koşullarına uygun olarak kullanıldığını hatırlatarak, buradaki temel amacın bir sağlık riski tespiti değil, içme sütlerine yönelik ürün standardının ve tüketiciyle iletişim dilinin yeniden şekillendirilmesi olduğunu sözlerine ekledi.

Sağlık, düzenlemenin bir diğer önemli boyutunun da şeker içeren ürünlerin ön yüzünde ilave şeker oranının açıkça belirtilmesi olduğunu söyledi. Bu adımın, tüketicilerin bilinçli tercihler yapmasına büyük katkı sağlayacağını belirten Sağlık, düzenlemenin sadece kullanılan şekerin türünü değil, aynı zamanda miktarını ve etiket üzerinde nasıl bildirileceğini de kapsadığını açıkladı. İçme sütlerinin artık 'tam yağlı', 'yağlı', 'yarım yağlı' ve 'yağsız' olmak üzere dört temel kategori altında sunulacak olması, raflarda yaşanan kavram kargaşasını önemli ölçüde azaltacak. Ara yağ sınıflarının kaldırılması ve yağ oranının ambalajın en belirgin yerinde gösterilmesi, tüketicinin benzer ürünleri daha kolay karşılaştırabilmesini sağlayacak. Sağlık, bu ortak ve anlaşılır sınıflandırmanın, tüketiciyi korumanın yanı sıra farklı tanımlamalar üzerinden doğabilecek haksız rekabetin de önüne geçilmesinde etkili olacağını sözlerine ekledi. Düzenleme sonrasında bazı ürünlerin reçetelerinde değişiklik yapılması, doğal aroma vericilerin tedarik süreçlerinin yeniden planlanması, ürün analizlerinin güncellenmesi ve ambalajların yeni mevzuata uygun hale getirilmesi gerekecek. Bu durumun, sektör için hem teknik hem de operasyonel anlamda bir hazırlık dönemi yaratacağını belirten Sağlık, özellikle ambalaj ve aroma tedarik süreleri göz önüne alındığında, uygulama esaslarının netliğinin ve denetimlerin tüm işletmelerde eşit kriterlerle yürütülmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Süt ve süt ürünleri sektörünün, gıda mevzuatındaki değişikliklere uyum sağlayabilecek teknik bilgiye, üretim altyapısına ve kalite yönetimi deneyimine sahip olduğunu belirten Sağlık, tebliğin yayımlanmasından önce faaliyet gösteren işletmelere 31 Mart 2027'ye kadar süre tanınmasının, reçete, tedarik, ambalaj ve stok süreçlerinin sağlıklı bir şekilde yönetilebilmesi açısından kritik olduğunu düşündüğünü ve bu süre zarfında işletmelerin gerekli uyum çalışmalarını tamamlayacağına inandığını ifade etti.

Öte yandan, Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ, ete yönelik getirilen düzenlemelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kıymanın tüketicinin gözü önünde çekilmesini desteklediklerini belirten Yalçındağ, tavuk dönerdeki yağ oranının yüzde 15'e düşürülmesine rağmen bazı işletmelerin yaprak şeklinde kesilmiş veya kıyma haline getirilmiş yağı, et katmanları arasına yerleştirerek bu yağı ete yedirme yöntemiyle satış yaptığını gözlemlediklerini dile getirdi. Yalçındağ, satış noktasındaki dönerin raf ömrünün, pişirme işlemi başladıktan sonra en fazla 12 saat olması gerektiğini vurgularken, bu sürenin kendileri için fazla olduğunu düşündüklerini ifade etti. Ayrıca, et ürünlerine et, süt, yumurta ve yoğurt dışında protein ve azot kaynağı olabilecek başka bileşenlerin eklenemeyeceğine dikkat çeken Yalçındağ, içeriğe et eklemeden sadece protein ekleyerek sanki et varmış gibi laboratuvar bulgusu elde etmenin doğru olmadığını belirtti. Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kezban Candoğan da nişasta, soya ve protein tozu gibi katkı maddelerinin, et ürünlerinde su tutma, bağlama ve yapıyı düzenleme gibi teknolojik işlevleri nedeniyle kullanıldığını aktardı. Candoğan, getirilen sınırlamaların, ürün tanımına ve bileşimine uygunluğun korunmasına katkı sağlayacağını ve et ürünlerinde et dışı bileşenlerin aşırı kullanımından kaynaklanabilecek kalite sorunlarının ve mevzuata aykırı uygulamaların önlenmesinde etkili olacağını düşündüğünü kaydetti. Çiğ dönerin perakende satış noktasında pişirme işlemi başladıktan sonraki raf ömrünün en fazla 12 saat olarak belirlenmesinin, gıda güvenliği açısından önemli bir kontrol noktası olduğunu dile getiren Candoğan, yeni tebliğde yer alan ürünün merkez sıcaklığının en az 72 santigrat dereceye ulaşması gerektiği düzenlemesine de değindi. Candoğan, ülkeye özgü geleneksel et ürünlerinin tanımlanan özelliklerinin korunması ve ürün bileşimi ile üretim proseslerinin daha net sınırlar içinde tutulmasının, özgün üretim karakterine dönüş açısından da değerlendirilebileceği kanaatinde olduğunu belirtti. Bununla birlikte, tütsülemenin geleneksel prosesin bir parçası olduğu farklı et ürünleri için bu konunun ayrıca ele alınması gerektiğini ekledi. Yeni kriterlerin hem tüketici sağlığı hem de ürün teknolojisi açısından bilimsel verilerle izlenmesinin önemine dikkat çeken Candoğan, düzenlemenin başarısının sadece mevzuatın ne kadar kapsamlı olduğuna değil, sahada ne kadar doğru uygulanabildiğine bağlı olacağını vurguladı. Tüketici açısından güvenli, doğru etiketlenmiş ve gerçekten tanımına uygun ürünlerin piyasaya sunulmasının temel hedef olması gerektiğini sözlerine ekledi.

Paylaş

İlgili Haberler