Hint Okyanusu'nda 1200 Km'lik Devasa Balina Mezarlığı Keşfedildi
Bilim dünyası, okyanusların bilinmeyen derinliklerinde yaptığı çığır açıcı bir keşifle sarsıldı. Hint Okyanusu'nun zifiri karanlık ve yüksek basınçlı tabanında, tam 1.200 kilometreyi aşan bir alana yayılmış devasa bir balina mezarlığı ortaya çıkarıldı. Nature dergisinde yayımlanan ve 'Diamantina Zone necropolis' olarak adlandırılan bu bölge, şimdiye kadar kaydedilen en geniş balina fosili ve ölüsü birikimi olma potansiyeli taşıyor. Yaklaşık 5 milyon yıl öncesine uzanan geçmişiyle bu fosil krallığı, sadece geçmişe ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda bu devasa kalıntılarla beslenerek hayatta kalan, bilim insanlarının daha önce hiç karşılaşmadığı yeni canlı türlerine ev sahipliği yapıyor.
Çin Bilimler Akademisi'ne bağlı Derin Deniz Bilimi ve Mühendisliği Enstitüsü'nden araştırmacılar, insanlı su altı aracı 'Fendouzhe' ile Hint Okyanusu'nun güneydoğusundaki derin sırtlarda gerçekleştirdikleri 32 zorlu dalışla bu keşfe imza attı. 4.200 ile 7.000 metre arasındaki derinliklerde yapılan incelemelerde, tam 476 balina fosili ve yakın zamanda deniz tabanına çökmüş 5 adet büyük balina ölüsü tespit edildi. Smithsonian Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nden küratör Nick Pyenson, keşfedilen alanın 1.200 kilometreden fazla uzandığını vurgulayarak bu bölgeyi haklı olarak bir 'megasite' olarak tanımladı. Bu devasa alan, okyanus tabanının adeta bir tarih kitabı gibi geçmişi gözler önüne seriyor.
Derin deniz ekosistemlerinde 'Whale fall' yani 'balina düşüşü' olarak bilinen olay, bu ortamlarda adeta bir vahadır. Dev bir balinanın okyanusun derinliklerine çökmesiyle başlayan bu süreç, kemikleri ve dokuları sayesinde yüzyıllarca sürecek devasa bir besin zincirini tetikliyor. Aktif durumdaki 5 balina ölüsünün üzeri, ışık ve oksijenden yoksun ortamlarda yaşayabilen özel bakterilerle kaplıydı. Bu bakteriler, balina kemiklerindeki yağları parçalayarak hidrojen sülfür üretiyor ve bu da denizanaları, kırılgan deniz yıldızları, kemik yiyen 'Osedax' solucanları ve çift kabuklu yumuşakçalar gibi canlılar için muazzam bir enerji kaynağı sağlıyor. Araştırmacılar, bu beslenme şöleninde yaşayan canlıların büyük bir kısmının bilim dünyası için tamamen yeni türler olduğunu belirtiyor. Yapılan genetik analizlerde şimdilik sadece 'Abyssogena southwardae' adlı bir midye türünün kimliği kesin olarak belirlenebildi.
Bu keşfi daha da özel kılan bir diğer önemli unsur ise ulaşılan derinlik rekoru. Yaklaşık 6.700 metre derinlikte bulunan balina ölüsü topluluğu, daha önce bilinen en derin yaşam alanı rekorunu 2.500 metre farkla geride bıraktı. Bu durum, balinaların gezegenimizin en derin ve en ezici basınçlı noktalarında bile karmaşık ve canlı ekosistemler oluşturabildiğini kanıtlıyor. Deniz tabanından çıkarılan 43 fosilin incelenmesi, buranın milyonlarca yıldır bir mezarlık olarak kullanıldığını ortaya koydu. Fosillerin gagalı balina ve balenli balina türlerine ait olduğu belirlenirken, en eski fosilin 5,3 milyon yıl öncesine, Erken Pliyosen Dönemi'ne ait soyu tükenmiş bir gagalı balinaya ait olduğu anlaşıldı. Bilim insanları bu keşifle birlikte literatüre 'Pterocetus diamantina' adını verdikleri yepyeni bir antik balina türünü de ekledi. Kemiklerin büyük kısmının balinaların en sert bölümü olan üst çene kısmından (rostrum) oluşması ve bölgedeki yavaş tortu birikimi, bu kalıntıların milyonlarca yıl boyunca bozulmadan korunmasını sağlamış.
Peki, yüzlerce balinanın aynı noktada toplanmasının ardında yatan nedenler neler olabilir? Bilim insanları bu konuda iki ana teori üzerinde duruyor. Birincisi, bölgenin doğal bir avlanma alanı olması. Yapılan dalışlar sırasında bölgede yoğun kalamar ve balık popülasyonlarının gözlemlenmesi, buranın milyonlarca yıldır gagalı balinalar için önemli bir beslenme noktası olabileceğini düşündürüyor. İkinci teori ise topoğrafik bir tuzak. Bölgenin 'V' şeklindeki devasa deniz tabanı yapısının, okyanusta ölen ve batan balinaları doğal bir huni gibi belirli bir alanda biriktirmiş olabileceği düşünülüyor. Bu muazzam keşif, gezegenimizin okyanuslarının derinliklerinde, Antarktika veya Güney Afrika açıklarında benzer başka büyük mezarlıkların gizleniyor olabileceği ihtimalini de güçlendiriyor. Bu keşif, altımızdaki karanlık sularda çözülmeyi bekleyen sayısız sırrın sadece bir başlangıcı olabilir.