İsrail'in Necef'teki Bedevi Köylerine Yönelik Baskısı Artıyor: Temel Haklardan Mahrum Bırakılıyorlar
Dünya

İsrail'in Necef'teki Bedevi Köylerine Yönelik Baskısı Artıyor: Temel Haklardan Mahrum Bırakılıyorlar

2

İsrail hükümeti, Necef (Negev) çölünde bulunan ve yasal olarak tanınmayan Bedevi köylerine yönelik baskısını artırarak, 2024 yılı içerisinde 4.900'den fazla yapıyı yıktı. Bu durum, bölgede yaşayan yaklaşık 305 bin Bedevi nüfusunu tarihi bir göçe zorlama politikası olarak yorumlanıyor. Yerli hakları konusunda çalışmalar yürüten uluslararası kuruluşlar, en temel insani altyapıdan yoksun bırakılan Bedevi topluluğunun, ayrımcılık içeren yeni yasa tasarılarına karşı hem uluslararası platformlarda hem de yerel düzeyde direnişini güçlendirdiğini raporluyor.

Uluslararası Yerli İşleri Çalışma Grubu'nun (IWGIA) 2025 tarihli "Yerli Dünyası" raporuna göre, İsrail'in toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 3,5'ini oluşturan Necef-Nekab bölgesindeki Bedeviler, kendi topraklarında en temel insani haklardan mahrum bir şekilde yaşam mücadelesi veriyor. Yarı göçebe bir yaşam tarzına sahip olan bu topluluk, İsrail devletinin tanımama politikaları ve hızla artan yıkım faaliyetleri nedeniyle sistematik bir şekilde yerlerinden ediliyor. Devletin haritalarında yer almayan 35 farklı köyde yaşayan Bedeviler, bu statüsüzlük nedeniyle elektrik, su, kanalizasyon, eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetlere erişemiyor. Bu durum, onları İsrail'in en yoksul ve toplumsal olarak en dışlanmış kesimi haline getiriyor.

İsrail hükümeti, 2024 yılı boyunca "yasadışı inşaat" ve "altyapı projeleri" gerekçesiyle tanınmayan köylerdeki konut ve temel yapıların yıkımını benzeri görülmemiş bir boyuta taşıdı. Bu yıkımlar kapsamında, Bedevilere ait 4.900'den fazla yapı kullanılamaz hale getirildi. Bu yıkımların en çarpıcı örneklerinden biri, 1950'lerde devlet tarafından yerleştirilen Ümmü el-Hiran köyünün Kasım 2024'te tamamen ortadan kaldırılması oldu. Köyün boşaltılmasının ardında, bölgede "Dror" adında yeni bir Yahudi dini yerleşimi kurulması planının yattığı belirtiliyor. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, bu sert yıkım operasyonlarını, Bedevi topluluklarının bölgede yarattığı iddia edilen "anarşiyi" ortadan kaldırmak için zorunlu bir adım olarak savunuyor.

Bu yoğun yıkım faaliyetlerinin gölgesinde, Necef'teki Bedevi yerleşimlerini düzenlemeyi ve ekonomik kalkınmayı hedeflediği iddia edilen "Rifman Yasası" olarak bilinen yeni yasa tasarısı, ciddi tartışmalara neden oldu. Yasanın savunucuları, bu düzenlemenin bir entegrasyon ve kalkınma mekanizması olduğunu öne sürerken, bağımsız gözlemciler ve insan hakları örgütleri yasanın barındırdığı gizli tehlikelere dikkat çekiyor. Eleştirmenlere göre, bu yasa tasarısı Bedevileri diğer İsrail vatandaşlarından ayırarak onları "özel ve kısıtlayıcı" bir hukuki statüye tabi tutuyor. Bedevi temsilcilerinin planlama ve karar alma süreçlerinin dışında bırakılması, bu yasanın geçmişte uygulanan "Prawer Planı" gibi zorunlu göç ve mülksüzleştirme politikalarını yasal bir zemine oturtma amacı taşıdığı endişelerini artırıyor. Bu duruma karşı Bedevi dernekleri ve sivil toplum kuruluşları, köylerde eğitim seminerleri düzenleyerek, yasal itiraz dilekçeleri toplayarak ve İsrail parlamentosu Knesset'teki oturumlara katılarak yasaya karşı aktif bir muhalefet yürütüyor.

Tüm bu baskıcı atmosfere rağmen, Bedevilerin barışçıl direniş çabaları yerel düzeyde somut başarılar da elde etmeye devam ediyor. Bu durumun en belirgin örneği Saʿwah köyünde yaşandı. Mahkemelik olan Bedevi tarım arazilerinde, Keren Kayemeth LeIsrael-Yahudi Ulusal Fonu (KKL-JNF) tarafından "yeşillendirme" projesi adı altında yürütülen ağaçlandırma çalışmaları, bölge halkının kararlı ve organize barışçıl protestoları sonucunda durduruldu. Bu gelişme, yerel halkın toplu eylemlerinin, devlet destekli projelere karşı etkili bir direniş oluşturabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu direnişler, Bedevilerin kimliklerini ve topraklarını koruma mücadelesinin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.

Paylaş

İlgili Haberler