Kanal İstanbul Projesinde Bilirkişi Raporu: Şehircilik İlkelerine Aykırılık İddiaları
Ekonomi

Kanal İstanbul Projesinde Bilirkişi Raporu: Şehircilik İlkelerine Aykırılık İddiaları

3

İstanbul'un mega projelerinden Kanal İstanbul'un güzergahında yer alan Sazlıdere bölgesindeki planlama çalışmaları, uzmanların incelemesi sonucunda ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi. Bölgede hayata geçirilmesi planlanan yeni şehir konsepti çerçevesinde yapılan imar planı değişikliklerine yönelik hazırlanan bilirkişi raporu, bu düzenlemelerin mevcut şehircilik prensipleri ve planlama teknikleriyle örtüşmediği yönünde kritik tespitlerde bulundu. Bu durum, projenin hukuki ve teknik boyutlarına dair önemli soru işaretlerini gündeme taşıdı.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından açılan davaya istinaden hazırlanan ve İstanbul 19'uncu İdare Mahkemesi'ne sunulan bilirkişi raporu, projenin inşaatlarının hızla devam ettiği ve aynı zamanda önemli bir su kaynağı olan Sazlıdere Barajı'nın çevresindeki yaklaşık 132.9 hektarlık alanı mercek altına aldı. Bu alan, yaklaşık 186 futbol sahası büyüklüğüne denk geliyor. Raporda, 7 Ocak 2025 tarihinde onaylanan nazım ve uygulama imar planı değişikliklerinin, genel kabul görmüş şehircilik ilkeleri ve bilimsel planlama standartlarına uygun olmadığına dair net bir sonuca varıldığı belirtildi. Bu tespitler, projenin geleceği ve hukuki zemini açısından büyük önem taşıyor.

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise bu tespitlere karşı savunmalarında, söz konusu alanın öncelikli olarak sosyal konut üretimi amacıyla değerlendirildiğini vurguladı. Ayrıca, Sazlıdere Barajı'nın 2022 yılında alınan bir Cumhurbaşkanı kararıyla içme suyu havzası statüsünü kaybettiği iddia edildi. Bu doğrultuda, idareler, Cumhurbaşkanlığı kararlarının yürürlükteki yönetmeliklerin üzerinde bir konuma sahip olduğunu ve bu nedenle öncelikle bu kararların uygulanması gerektiğini savundu. Bu argüman, projenin hukuki dayanağını Cumhurbaşkanı'nın kararlarına dayandırma çabasını gözler önüne seriyor.

Ancak İSKİ, bu savunmalara karşılık, bölgenin hala Sazlıdere koruma havzası içerisinde yer aldığını ve yapılan plan değişiklikleriyle belirlenen nüfus yoğunluğu sınırlarının önemli ölçüde aşıldığını dile getirdi. Rapora göre, plan değişikliği öncesinde hektar başına 100 kişi olarak belirlenen nüfus yoğunluğu, yeni planlarla 240 kişiye çıkarıldı. Bu artış, bölgeye gelecek toplam nüfusu 18 bin 787'den 21 bin 618'e yükseltti. Buna rağmen, artan nüfusa paralel olarak gerekli olan sosyal ve teknik altyapı alanlarında herhangi bir iyileştirme yapılmadığına dikkat çekildi. Eğitim kurumları, sağlık tesisleri gibi alanların yönetmeliklerde belirtilen minimum standartların altına düştüğü, sadece park ve anaokulu alanlarının mevcut sınırlarını koruyabildiği tespit edildi. Bilirkişi raporu, nüfus yoğunluğu artırılırken donatı alanlarının yetersiz kalmasının açıkça mevzuata aykırı olduğunu vurguladı. Raporda ayrıca, plan değişikliğinin ana gerekçesinin askı sürecinde gelen mülkiyet talepleri olduğu ve ulaşım sistemine ilişkin de ciddi sorunların bulunduğu belirtildi.

Bu tartışmaların ortasında, bölgedeki bazı arazilerin sahipliği de dikkat çekiyor. Özellikle Arnavutköy'ün Baklalı Mahallesi'nde, Katar Emiri'nin annesi Şeyha Moza'ya ait arazilerin bulunduğu biliniyor. Kanal İstanbul güzergahı netleşmeden hemen önce bu bölgeden yaklaşık 44 dönümlük tarım arazisi satın alındığı biliniyor. Bölgeye ilişkin hazırlanan imar planlarında, bu arazilerin bulunduğu alanların turizm ve ticaret bölgesi olarak düzenlendiği, iş merkezleri, oteller, ofisler, lokantalar ve finans kurumları gibi yapıların inşa edilebileceği belirtildi. Hatta Şeyha Moza'nın ortağı olduğu bir şirketin, arazinin bulunduğu bölgenin yeni şehir planlarında sağlık turizmi alanı olarak ayrıldığı da raporlarda yer alıyor. Bu durum, bölgedeki arazi alım satımları ve imar planı değişiklikleri arasındaki olası bağlantılara dair spekülasyonları da beraberinde getiriyor.

Kanal İstanbul projesinin Sazlıdere bölümünde yaşanan bu gelişmeler, hem projenin çevresel etkileri hem de şehircilik ilkelerine uygunluğu açısından kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor. Bilirkişi raporunun ortaya koyduğu bulgular ve idarelerin savunmaları, projenin geleceğine dair hukuki süreçlerin yakından takip edileceğini gösteriyor. Özellikle nüfus yoğunluğu artışına karşın altyapı yetersizlikleri ve donatı alanlarının durumu, projenin sürdürülebilirliği ve yaşam kalitesi açısından önemli birer endişe kaynağı olarak öne çıkıyor. Bu karmaşık süreçte, hukuki denetim mekanizmalarının etkinliği ve şeffaflığı büyük önem taşıyor.

Bu projenin sadece imar planları ve inşaatlarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda bölgedeki sosyal dokuyu, çevresel dengeyi ve ekonomik dinamikleri de derinden etkileme potansiyeli bulunmaktadır. Sazlıdere'deki plan değişikliklerinin şehircilik ilkelerine uygunluğu konusundaki tartışmaların yanı sıra, bölgede yaşanan arazi hareketliliklerinin ve gayrimenkul yatırımlarının da bu büyük projenin bütüncül bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Uzmanlar, bu tür mega projelerin hayata geçirilirken, sadece inşaat ve ekonomik getiri odaklı değil, aynı zamanda uzun vadeli çevresel etkileri, toplumsal faydası ve kentsel yaşam kalitesini de gözeten kapsamlı analizlerle desteklenmesi gerektiği konusunda hemfikirdir. Kanal İstanbul gibi stratejik öneme sahip projelerde, hukuki süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi, projenin meşruiyetini ve toplumsal kabulünü artıracaktır.

Paylaş

İlgili Haberler