Küresel Piyasalar İçin Kritik Uyarı: Riskli Varlıklar Kalıcı Olmayabilir
Dünyanın önde gelen finans kuruluşlarından HSBC ve Deutsche Bank, küresel piyasalardaki son dönemdeki şaşırtıcı direncin kalıcı olmayabileceği yönünde ciddi uyarılarda bulundu. Her iki bankanın analistleri, özellikle riskli varlık sınıflarındaki olağanüstü performansın, makroekonomik belirsizlikler ve potansiyel şoklar karşısında ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorguluyor. Enflasyonist baskıların devam etmesi ve merkez bankalarının faiz oranlarını yükseltme eğilimi, finansal piyasalar üzerinde önemli dalgalanmalara yol açabilir.
HSBC stratejistleri, mevcut piyasa atmosferini 'Teflon' benzetmesiyle tanımlayarak, finansal varlıkların çeşitli olumsuzluklara karşı beklenmedik bir şekilde dirençli kaldığını ifade ediyor. Bu dayanıklılığın temelinde, şirketlerin karlılık beklentilerinin ve küresel ekonomik büyüme tahminlerinin sürekli olarak beklentilerin üzerinde seyretmesi yatıyor. Bu durum, yalnızca teknoloji ve yapay zeka gibi dinamik sektörlerle sınırlı kalmayıp, genel bir piyasa eğilimi olarak gözlemleniyor. Geleneksel olarak güvenli liman olarak görülen devlet tahvillerinin, artan risk iştahı karşısında eskisi kadar iyi bir çeşitlendirme sağlamaması, yatırımcıları hisse senedi gibi daha riskli varlıklara yönlendiriyor ve bu da yüksek değerlemelerin korunmasına katkıda bulunuyor. Ayrıca, ABD'deki hanehalklarının salgın öncesi döneme kıyasla çok daha zengin olması ve ellerinde tuttukları yüksek nakit miktarı da bu piyasa dinamiğini destekleyen diğer faktörler arasında yer alıyor.
HSBC, merkez bankalarının geçmişte olduğu gibi kriz anlarında piyasalara likidite sağlayabilecek geniş politika araçlarına sahip olmasının ve enerji fiyatlarındaki şokların küresel ekonomiler üzerindeki etkisinin göreceli olarak hafiflemesinin, piyasalardaki bu rahatlamanın önemli nedenlerinden biri olduğunu belirtiyor. Ancak banka, olası risklere karşı da dikkat çekiyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde kurumlar vergisi oranlarındaki olası bir artışın, şirketlerin kar marjlarını olumsuz etkileyerek hisse senedi piyasaları üzerinde baskı oluşturabileceği öngörülüyor. Eğer enflasyon hedeflenen seviyelere doğru gerilemeye başlarsa, hisse senetleri ile tahviller arasındaki tarihsel olarak gözlemlenen ters korelasyonun yeniden canlanabileceği ifade ediliyor. Bu senaryo, yatırımcıların hisse senedi pozisyonlarını azaltmalarına ve genel piyasa değerlemelerinde bir düşüşe yol açabilir.
Deutsche Bank ise yayımladığı kapsamlı bir raporla, piyasaların mevcut direncinin sürdürülebilir olmadığı yönündeki görüşünü pekiştiriyor. Banka, reel faiz oranlarındaki yükselişe ve artan enflasyonist baskılara rağmen, riskli varlıkların bu ekonomik gerçekliklere karşı kayıtsız kalmasının dikkat çekici olduğunu vurguluyor. Deutsche Bank'a göre, faiz piyasaları olası bir stagflasyon (yüksek enflasyon ve düşük büyümenin bir arada yaşandığı ekonomik durum) şokunu fiyatlamaya başlarken, hisse senedi ve kredi piyasaları, faiz artışlarının ekonomik büyümeyi engelleyeceği beklentisini göz ardı ediyor. Banka, bu iyimser dengenin gerçekçi olmadığını ve her an bozulma potansiyeli taşıdığını hatırlatıyor. Ayrıca, özel sektördeki borçlanma seviyelerindeki potansiyel bir artışın, ekonomiyi gelecekteki şoklara karşı daha savunmasız hale getirebileceği uyarısında bulunan Deutsche Bank, merkez bankalarının piyasalara sağladığı desteğin kademeli olarak geri çekilmesinin de piyasalar için büyük bir sınav olacağını öne sürüyor.