Nepal'deki Devasa Selin Sırrı Çözüldü: Deprem Değil, İki Farklı Felaket Senaryosu Ortaya Çıktı
Nepal'de geçtiğimiz günlerde meydana gelen ve geniş bir coğrafyada büyük yıkıma neden olan ani sel felaketi, ilk etapta bir deprem olarak değerlendirilmişti. Ancak yapılan detaylı incelemeler, sismik ölçüm cihazlarını bile yanıltan bu olayın ardında yatan gerçek mekanizmayı gün yüzüne çıkardı. Bilim dünyası, 150'den fazla insanın yaşamını yitirmesine ve yüzlerce kişinin kaybolmasına yol açan bu 'su bombası'nın kökenine dair iki ürkütücü senaryoyu mercek altına aldı.
Genel olarak muson dönemlerinde şiddetli yağışların tetiklediği doğal afetlerle sıkça gündeme gelen Nepal'de, Eylül 2024'te yaşanan ani sel ve heyelanlar da 100'den fazla can almıştı. Ancak bu son olay, özellikle Rasuwa ve Nuwakot bölgelerini etkileyen Bhote Koshi Nehri'ndeki yıkıcı sel ile farklılık gösterdi. Felaketin ilk anlarında deprem şüphesi oluşsa da, sonrasında yapılan analizler, sismograflarda kaydedilen hareketin depremden ziyade bir toprak kayması olduğunu gösterdi. Bu durum, olayın nedenine dair yeni bir tartışma başlattı.
Uzmanlar, bu devasa selin meydana gelmesiyle ilgili iki ana ihtimal üzerinde duruyor. İlk senaryo, 'buzul gölü taşması' (GLOF) olarak adlandırılıyor. Bu olasılıkta, yüksek dağlık bölgelerdeki buzullardan kopan büyük kaya ve buz kütleleri, bir buzul gölüne düşüyor. Bu düşüş, gölün dengesini bozarak ani ve kontrolsüz bir taşkına neden oluyor. Biriken devasa su kütlesi, vadi aşağı doğru akarken önüne çıkan her şeyi yutuyor. İkinci ve üzerinde durulan diğer ihtimal ise, bir heyelanın nehir yatağını tıkaması. Dağ yamacından kopan tonlarca toprak ve kaya, nehir akışını engelliyor. Su, bu doğal barajın arkasında birikerek muazzam bir basınç oluşturuyor. Bu basınç eşiği aştığında, set çökerek kontrol edilemeyen büyük bir sel dalgası meydana geliyor. Her iki senaryo da, Himalayalar gibi buzulların yoğun olduğu ve jeolojik olarak aktif bölgelerde görülebilen doğal süreçler olarak tanımlanıyor.
Barcelona Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nden Prof. Marc Oliva, bu tür olayların buzulların bulunduğu yüksek dağlık alanlarda doğal olarak meydana gelebileceğini belirtiyor. Yaklaşık 3.500 kilometrelik bir dağlık alanı kapsayan Himalayalar, Arktik ve Antarktika'dan sonra dünyanın en büyük buz rezervlerinden bazılarına ev sahipliği yapması nedeniyle 'Üçüncü Kutu' olarak da adlandırılıyor. Prof. Oliva, bölgenin jeolojik olarak genç ve hala yükselmekte olan bir dağ sistemi olduğunu vurgulayarak, bu durumun heyelan ve sismik aktivite riskini artırdığını dile getiriyor. 'Hint levhasının Avrasya levhasının altına doğru ilerlemesi ve onu yukarı doğru itmesi, bölgedeki dağlarda büyük yükselti farklarına ve devam eden bir dağ oluşumuna yol açıyor. Bu dinamikler, bölgeyi heyelanlar ve ani seller gibi olaylara karşı daha hassas hale getiriyor' diyen Oliva, yüksek kesimlerde buzulların erimesiyle oluşan göllerin, genellikle kararsız zeminlerde yer aldığını ve taşmaları durumunda vadilerdeki yerleşimleri ve altyapıyı tehdit ettiğini ekliyor.
Uzmanlar, can kaybını en aza indirmenin yolunun, buzul göllerini ve dağlık bölgelerdeki hareketliliği uydu teknolojileri aracılığıyla sürekli olarak izlemekten geçtiğini belirtiyor. Ancak Amics del Nepal Başkanı Cristina Morales, bölgedeki mevcut altyapının yetersizliğine ve afetlere yönelik acil durum protokollerinin neredeyse yok denecek kadar azlığına dikkat çekiyor. Morales'e göre, bu çapta bir felaket, bölgedeki mevcut kurtarma ekiplerinin kapasitesini aşabilecek bir boyutta. Prof. Oliva ise yerleşim yerlerinin coğrafi konumunun riskleri artırdığını ifade ediyor. Köylerin vadilerin en alçak kesimlerinde ve nehir yataklarına yakın bir şekilde kurulmuş olması, ani sel ve taşkınlar karşısında büyük bir tehlike arz ediyor. Nepal ile Tibet arasındaki güzergah, hem dağcılık ve trekking tutkunları hem de kutsal Kailash Dağı'nı ziyaret etmek isteyen hacılar için popüler bir rota. Tarannà Grup de Viatges'tan Tibet uzmanı Mar Furró, bu sınır kapısının iki ülke arasındaki tek geçiş noktası olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, selden etkilenenler arasında çok sayıda turist de bulunuyor. Seyahat acenteleri, bölgedeki turistlerin güvenli bir şekilde tahliyesi için güzergahlarını yeniden düzenlerken, bazı firmalar ise benzer riskleri yeniden yaşamamak adına bu bölgeye turist göndermeyi tamamen durdurma kararı aldı.