Suudi Arabistan Irak'ta İran Destekli Gruplara Hava Saldırısı Düzenledi
Suudi Arabistan, Irak topraklarında konuşlu bulunan ve ülkenin petrol altyapısını hedef aldığı belirtilen İran destekli milis gruplarına yönelik hava harekatı başlattığını resmen duyurdu. Krallık, bu operasyonun, petrol tesislerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara bir yanıt niteliği taşıdığını ve meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yapıldığını açıkladı. Yapılan açıklamada, Suudi Arabistan'a yönelik herhangi bir saldırının karşılıksız kalmayacağı yönünde net bir mesaj verildi.
Bu gelişme, ABD ile İran arasında yaşanan ve altıncı ayına giren gerilimin ortasında bölgesel çatışmaların daha da genişleyebileceği endişelerini beraberinde getirdi. Savunma Bakanlığı'ndan yapılan resmi açıklamada, Irak'taki bazı silahlı grupların son dönemde Suudi Arabistan'daki kritik petrol tesislerini hedef aldığı ve bu saldırıların doğrudan bir misilleme sebebi oluşturduğu ifade edildi. Petrol tesislerine yapılan bu saldırıların sorumluluğunu henüz üstlenen bir grup olmasa da, ABD ve Suudi Arabistan yetkilileri, bu eylemlerin arkasında İran destekli milislerin olduğunu savunuyor.
Irak Ulusal Güvenlik Konseyi, Suudi Arabistan'ın gerçekleştirdiği hava saldırıları nedeniyle bir protesto notası yayınladı. Konseyden yapılan açıklamada, operasyonların masum sivil kayıplara ve yaralanmalara yol açtığı belirtilerek, bu durumun kabul edilemez olduğu vurgulandı. Irak Başbakanı Ali el-Zaydi de operasyonu sert bir dille kınayarak, bunun uluslararası hukukun ihlali olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan ise konuyla ilgili detaylı yorum yapmaktan kaçınırken, eylemlerinin tamamen bir savunma ve misilleme gerekliliği esasına dayandığını yineledi.
Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, düzenlediği basın toplantısında, Suudi Arabistan'ın çatışmaları tırmandırma gibi bir amacı olmadığını ancak ülkesinin güvenliğini ve çıkarlarını tehdit eden her türlü saldırganlığa karşı güçlü bir şekilde mukabelede bulunacağını belirtti. El-Maliki, konuşmasında kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'den ayetlere atıfta bulunarak, saldırıya uğrayan bireylerin ve devletlerin kendilerini savunma hakkına sahip olduğunu ve bu hakkın kutsal olduğunu vurguladı. Bu açıklama, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı ve Suudi Arabistan rafinerilerini de etkileyen saldırıların ardından Krallık'ın ilk kez askeri bir eylemi açıkça kabul etmesi anlamına geliyor.
Suudi Arabistan'ın bölgedeki diplomatik ve askeri hamleleri bununla sınırlı kalmadı. Krallık, bu ay içerisinde Yemen'de faaliyet gösteren ve Kızıldeniz'de deniz taşımacılığına yönelik abluka ilan eden Husi milislerini de hedef aldı. Husi ablukasının sadece Suudi Arabistan limanlarını değil, uluslararası deniz ticaretini de olumsuz etkilemesi üzerine, Krallık diğer ülkelerle iş birliği yaparak Kızıldeniz'deki deniz güvenliğini sağlama çağrısında bulundu. Bu kapsamda, Husilerin saldırılarından korunmak amacıyla uluslararası bir deniz koalisyonu oluşturulması için girişimlerde bulunulduğu öğrenildi. Koalisyonun yapısı henüz netleşmemiş olsa da, birçok ülkeyle temasların sürdüğü belirtiliyor. Husi ablukası, İran ile yaşanan daha geniş çaplı gerilimde yeni bir cephe açarak, enerji ve diğer önemli ham maddeleri taşıyan ticari gemilere yönelik saldırıların Körfez dışına taşınmasına neden oldu ve küresel petrol fiyatlarında önemli artışlara yol açtı.
Suudi Arabistan yetkilileri, uzun süredir İran ile ilişkilerde normalleşme ve gerilimi azaltma politikalarını savunurken, bölgesel savaşın bu diplomatik çabaları olumsuz etkilediği gözlemleniyor. İran, ABD'nin kendisine yönelik saldırılarına misilleme olarak, Suudi Arabistan dahil olmak üzere ABD askerî varlığına ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine yönelik balistik füze ve insansız hava araçları fırlatmıştı. Krallık, bu ay içerisinde ayrıca, Suudi topraklarına yönelik saldırıları üstlenen ve Kızıldeniz'de petrol taşıyan tankerlere abluka uygulayan Yemen merkezli Husi milisleriyle de yeniden karşı karşıya geldi. Bölgesel çatışmaların uzaması, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın ülkeyi küresel bir iş ve turizm merkezine dönüştürme vizyonunu ciddi şekilde riske atıyor. Petrol ihracat rotalarının tehdit altında olması, ülkenin ekonomik büyüme hedeflerini ve bütçe dengesini olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor.
Çatışmaların şiddetlenmesi ve uzaması, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki bölgesel güvenlik stratejileri konusunda mevcut görüş ayrılıklarını daha da derinleştirebilir ve özellikle önceki ABD yönetimi ile olan ilişkileri germe potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan'ın, ABD ile ortaklaşa yürüttüğü bu son operasyonu açıkça kabul etmesi, savaşın başlarında İran'a yönelik gerçekleştirdiği gizli saldırıların ardından ABD'nin savaş çabalarına açıkça destek verdiğini gösteren ilk örnek olarak kayıtlara geçti. Körfez Uluslararası Forumu'nda görevli Kıdemli Uzman Abdulaziz Alghashian, Suudi yönetiminin, savaşa girme konusundaki isteksizliğinin bir tür kabullenme olarak yanlış yorumlandığı düşüncesiyle bu açık askeri eylemi gerçekleştirdiğini ve tüm taraflara Suudi Arabistan'a yönelik herhangi bir saldırının ağır bir bedeli olacağı mesajını vermek istediğini belirtti. Emekli Hava Tuggenerali Faisal Al-Hamad ise bu operasyonu, Krallık'ın kırmızı çizgilerini net bir şekilde belirleme çabası olarak değerlendirdi. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) Kıdemli Uzmanı Hasan Alhasan da, Krallık'ın Irak'taki gruplara yönelik saldırılarını ilk kez kabul ettiğine dikkat çekerek, bu adımın İran'a yönelik gerilimin tırmanmasının Suudi yönetimini ABD ile daha da yakınlaştırabileceği yönünde bir uyarı niteliği taşıdığını ifade etti.