Trump'ın İran Politikası: Küresel Dengeleri Değiştiren Stratejik Hata mı?
Dünya

Trump'ın İran Politikası: Küresel Dengeleri Değiştiren Stratejik Hata mı?

2

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı izlediği sert politika ve olası askeri müdahale hazırlıkları, uluslararası kamuoyunda geniş yankı bulmaya devam ediyor. İngiltere'nin saygın gazetelerinden The Telegraph, yaptığı kapsamlı bir analizle Trump yönetiminin bu stratejik tercihlerini mercek altına aldı. Gazete, İran'a yönelik yürütülen operasyonların ve diplomatik baskının, ülkenin kendisi yerine bizzat Amerika Birleşik Devletleri'ne ağır bir stratejik bedel ödettiği yönündeki görüşleri ön plana çıkararak, bu süreci "dünyayı değiştiren bir hata" olarak nitelendirdi.

Haberde, gerilimin tırmanmasında kritik bir dönüm noktası olarak 11 Şubat'ta Beyaz Saray'da gerçekleşen gizli bir toplantı gösteriliyor. Bu toplantıda, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun, ABD ile İsrail'in İran'a karşı ortak bir cephe oluşturması yönündeki yoğun çabaları detaylandırılıyor. Netanyahu'nun yaklaşık bir saat süren sunumunda, İran'daki mevcut rejimin devrilmesiyle bölgede Batı yanlısı yeni bir hükümetin kurulabileceği tezini savunduğu belirtiliyor. Sunumunda çeşitli görsel ve işitsel materyaller kullanarak Trump'ı askeri harekât konusunda ikna etmeye çalıştığı ifade edilen Netanyahu'nun, bu görüşmelerin ardından ABD Başkanı'ndan İran'a yönelik operasyonel planların hazırlanması talimatını aldığı iddia ediliyor.

Ancak analiz, bu planların hedeflenen sonuca ulaşamadığını ve kısa sürede bir çıkmaza girdiğini ortaya koyuyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimlerin küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açtığı vurgulanıyor. Tarafların ateşkes arayışına girmesine rağmen, Washington'daki bazı çevrelerin gelinen noktayı "tarihin en kötü anlaşmalarından biri" olarak değerlendirdiği aktarılıyor. Eski ABD'li yetkililer, savaşın başlangıçta belirlenen stratejik hedeflere ulaşmada yetersiz kaldığını ve bu süreçten en büyük zararı ABD'nin gördüğünü savunuyor. Bu durum, Trump yönetiminin dış politika stratejilerinin etkinliği konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Bu stratejik hamlelerin, küresel güç dengelerinde de önemli değişimlere yol açtığına dikkat çekiliyor. Analizde öne çıkan bir diğer nokta ise bu süreçten en karlı çıkan aktörlerden birinin Çin olduğu yönündeki iddia. Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt Campbell, yaşanan gelişmelerin Washington yönetiminin uluslararası stratejik yaklaşımını yeniden gözden geçirmesine neden olduğunu belirtiyor. Campbell, bu durumun uluslararası ticaret, jeopolitik dengeler ve küresel ekonominin geleceği üzerinde uzun vadeli etkiler yaratacağını öngörüyor. ABD'nin İran'a odaklanmasının, Asya-Pasifik bölgesindeki stratejik önceliklerini ikinci plana ittiği ve bu durumun Pekin yönetimine önemli diplomatik ve ekonomik fırsatlar sunduğu değerlendirmesi yapılıyor.

Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin de bu süreçten olumsuz etkilendiği öne sürülüyor. Özellikle Lübnan'a yönelik operasyonlar gibi konularda Trump'ın, Netanyahu'nun bazı kararlarından duyduğu rahatsızlık dile getiriliyor. Daha önce Netanyahu'yu "muhakeme eksikliği" ile eleştiren Trump'ın, birkaç ay öncesine kadar güçlü olan ilişkisinde gerilimler yaşandığı belirtiliyor. İsrail kamuoyunda da Trump yönetimine yönelik eleştirilerin arttığı, savaşın İran rejimini devirmeden sona ermesinin bir başarısızlık olarak görüldüğü ve Trump yönetiminin kabul ettiği mutabakatın, İran'ın nükleer ve balistik füze programları ile bölgesel etkilerini yeterince kısıtlamadığı yönündeki görüşlerin yaygınlaştığı aktarılıyor.

Amerikan kamuoyunda İsrail'e yönelik desteğin de azaldığına dair bulgulara yer veriliyor. Özellikle genç Cumhuriyetçi seçmenler arasında İsrail'e yönelik olumsuz görüşlerin arttığı gözlemleniyor. İsrail Savunma Kuvvetleri'nin eski stratejik planlama başkanı Assaf Orion, bu durumun İsrail açısından ciddi bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Öte yandan, bu politikaların ABD ile Avrupa arasındaki ilişkileri de olumsuz etkilediği ileri sürülüyor. Washington yönetiminin, operasyon öncesinde Avrupalı müttefikleriyle yeterli istişarede bulunmaması, bazı Avrupa ülkelerinin ABD üslerini kullanmasına sınırlamalar getirmesi ve diplomatik gerilimler yaşanması, müttefik ilişkilerine zarar veren büyük stratejik hatalar olarak değerlendiriliyor.

Analizin son bölümünde, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin küresel piyasalar açısından en önemli risk başlıklarından biri olmaya devam ettiği belirtiliyor. İran'ın boğaz üzerindeki etkisini sürdürmesi, enerji piyasalarında kalıcı bir belirsizlik yaratıyor ve uluslararası ticaret yollarının güvenliği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendiriyor. Sonuç olarak, The Telegraph'ın analizine göre, İran'a yönelik askeri müdahale ve baskı politikası, başlangıçta hedeflenen küresel otoriteyi güçlendirme ve İran tehdidini azaltma amacından uzaklaşarak, beklentilerin tam tersi bir etki yarattı. Bu politika, müttefiklerde tedirginlik yarattı, rakip ülkeleri cesaretlendirdi, İsrail'i daha yalnız bir konuma sürükledi ve küresel ekonomide yeni risk alanları oluşturdu. Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt Campbell'ın da belirttiği gibi, "Tek bildiğimiz şey, savaş öncesindeki döneme geri dönülmeyeceğidir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." Bu sözler, Trump yönetiminin İran politikasının küresel sistemde kalıcı ve derin izler bıraktığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Paylaş

İlgili Haberler