Türkiye'nin Nadir Toprak Rezervleri İçin ABD ile Yeni Bir Dönem Başlıyor Mu?
Ekonomi

Türkiye'nin Nadir Toprak Rezervleri İçin ABD ile Yeni Bir Dönem Başlıyor Mu?

35

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın Çin'in küresel nadir toprak elementleri (NTE) ve kritik mineraller pazarındaki hakimiyetini kırma stratejisi doğrultusunda yürüttüğü diplomatik temaslar, Türkiye'yi de önemli bir iş birliği potansiyeliyle karşı karşıya bırakıyor. Geçtiğimiz haftalarda acele kamulaştırılan ve Türkiye'nin en büyük NTE rezervlerinden biri olarak bilinen Eskişehir Beylikova sahasının geleceği, bu yeni gelişmelerle birlikte daha fazla önem kazanmış durumda. Bu stratejik madenlerin işlenmesi ve ekonomiye kazandırılması konusunda Türkiye'nin daha önce Çin ile Ekim 2024'te bir mutabakat zaptı imzalamış olması, ancak NTE'nin nerede işleneceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle görüşmelerin akamete uğraması, Türkiye'yi alternatif arayışlarına yöneltmiş görünüyor.

Çin ile yaşanan tıkanıklığın ardından Rusya ile de benzer nitelikteki temasların somut bir sonuca ulaşmaması, Türkiye'nin enerji ve maden güvenliği açısından gözünü ABD'ye çevirmesine neden oldu. ABD ile imzalanan Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Zaptı'nda nadir toprak elementlerine dair özel bir madde olup olmadığı henüz netlik kazanmamış olsa da, ABD'nin stratejik madenler alanındaki küresel hamleleri dikkate alındığında, Türkiye'nin bu yeni iş birliği dalgasında yer alıp almayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor. Nitekim, Eylül 2025'te imzalanan bir anlaşmanın ardından Amerikan medyası, Türkiye'nin NTE rezervlerinin geliştirilmesi amacıyla ABD ile görüşmelere başladığı yönünde haberler yayımlamıştı. Bu durum, iki ülke arasında enerji ve maden alanında yeni bir iş birliği dönemi başlayabileceğinin sinyallerini veriyor.

Donald Trump yönetimi, Avustralya ile kritik mineraller ve NTE anlaşmaları yaparak bu alandaki iş birliğini derinleştirme hedefi gütmüştü. Benzer şekilde, Ukrayna'ya sağlanan mali destek karşılığında ülkenin stratejik yeraltı kaynaklarına öncelikli erişim hakkı elde edilmesi, ABD'nin maden politikalarındaki stratejik yaklaşımını gözler önüne seriyor. Beyaz Saray'ın Güneydoğu Asya ülkeleri ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerle kurduğu maden işletmeciliğinden ileri teknoloji mıknatıs üretimine kadar uzanan tedarik zinciri ortaklıkları, küresel maden piyasasında yeni dengeler oluşturma çabasının bir göstergesi. Bu bağlamda, ileri işleme teknolojilerine henüz tam anlamıyla sahip olmayan Türkiye'nin, dünya genelinde 694 milyon ton ile ikinci en büyük NTE rezervine sahip olması, bu kaynakların ülke menfaatleri doğrultusunda ekonomiye entegrasyonunun ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor.

Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında, kritik minerallerin ekonomiye kazandırılmasına yönelik önemli adımlar atılması planlanıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın öncülüğünde, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ve Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü gibi kamu kuruluşlarının arama faaliyetlerini artırması ve küresel alandaki etkinliğini yükseltmesi hedefleniyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın da vurguladığı gibi, enerji alanındaki kamu iktisadi teşebbüslerinin bu konudaki rolü büyük önem taşıyor. OVP'nin enerji ve doğal kaynaklar başlığı altında, arz güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla kritik ve stratejik minerallerin üretimine yönelik mevzuat düzenlemeleri yapılacağı açıkça belirtiliyor. Ayrıca, nadir toprak elementlerinin ülke ekonomisine entegrasyonunun sağlanacağı da bu programda yer alan önemli vaatlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu düzenlemeler, Türkiye'nin maden zenginliklerini daha etkin kullanma ve stratejik minerallerde dışa bağımlılığı azaltma yolunda önemli bir adım teşkil ediyor.

Paylaş

İlgili Haberler