Yapay Zeka Rüzgarı Orta Doğu Gerilimini Aşarak Küresel Piyasaları Uçurdu
Orta Doğu'da 100 günü aşkın süredir devam eden jeopolitik gerilimler ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, küresel finans piyasalarının seyrini önemli ölçüde etkilemeye devam ediyor. Ancak bu zorlu konjonktürde, yapay zeka teknolojilerine yapılan yatırımlar ve bu alandaki teknoloji devlerinin sergilediği güçlü büyüme beklentileri, küresel piyasalara yaklaşık 4,1 trilyon dolarlık muazzam bir değer kazandırmayı başardı. Bu durum, teknolojik ilerlemenin jeopolitik riskleri aşarak piyasalar üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.
Küresel piyasalar, Orta Doğu'daki süregelen jeopolitik belirsizliklere rağmen, yapay zeka alanındaki yenilikçi gelişmeler ve şirketlerin bu alana yönelik stratejik hamleleri sayesinde toplam piyasa değerine yaklaşık 4,1 trilyon dolarlık bir ekleme yaptı. Bu büyüme, piyasa değerinin 157,5 trilyon dolardan 161,6 trilyon dolara yükselmesine vesile oldu. Yatırımcıların odağında, özellikle yapay zeka temalı büyüme potansiyeli ve şirketlerin bu alandaki stratejik ortaklıkları yer alırken, teknoloji sektörünün genel sağlığı piyasaları yukarı taşıyan temel faktörlerden biri oldu. Jeopolitik risklerin yarattığı belirsizlik ortamına karşın, yatırımcıların risk iştahının tamamen zayıflamaması ve teknoloji kaynaklı elde edilen yüksek getirilerin piyasaları desteklemesi dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıktı.
Bu süreçte, özellikle çip üretimi ve yapay zeka donanımları alanında faaliyet gösteren dev şirketler öne çıktı. Amerika Birleşik Devletleri merkezli çip üreticisi Nvidia'nın elde ettiği gelirler, bir önceki yıla kıyasla üç aylık dönemde yüzde 85'lik etkileyici bir artışla 81,6 milyar dolara ulaştı. Şirketin Kurucusu ve Üst Yöneticisi Jensen Huang, yapay zeka altyapılarının inşasının insanlık tarihindeki en büyük ölçekli altyapı genişlemesi olduğunu belirtti. Huang, şirketin yeni nesil yapay zeka çipleri Blackwell ve Rubin'den 2027 yılına kadar en az 1 trilyon dolarlık bir gelir elde etmeyi öngördüklerini duyurdu. Bu tür açıklamalar, teknoloji şirketlerine olan yoğun ilginin ve yapay zeka yatırımlarındaki ivmelenmenin, piyasalardaki dalgalanmalara rağmen yükselişin ana belirleyicisi olduğunu gösterdi. Analistler, mevcut piyasa fiyatlamalarının, yatırımcıların yapay zeka kaynaklı uzun vadeli büyüme beklentilerini, jeopolitik risklerin kısa vadeli olumsuz etkilerinin önüne koyduğunu vurguladılar.
Orta Doğu'daki tansiyonun zaman zaman yükseldiği dönemlerde, bölgede sağlanan ateşkes süreçleri risk algısını dengeleme konusunda önemli rol oynadı. 8 Nisan'da sağlanan ateşkesin ardından çatışmaların kısmen yatışması, küresel piyasalarda temkinli bir iyimserliğin oluşmasına katkı sağladı. Ateşkes sonrası dönemde, ABD ve İran heyetleri arasındaki diplomatik temaslar, büyük ölçüde arabulucular aracılığıyla yoğunlaştı. Taraflar henüz kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşamamış olsa da, müzakerelerde ilerleme kaydedilebileceğine dair beklentiler, küresel piyasalarda yön belirleyici unsurlar arasında yer aldı. Ateşkes öncesinde Hürmüz Boğazı üzerinden enerji akışını tehdit eden şiddetli çatışmalar, petrol fiyatlarında sert yükselişlere neden olmuştu. Brent petrolün varil fiyatının 9 Mart'ta 114 dolar seviyesine çıkmasının ardından, boğazdan gemi geçişlerinin yeniden hızlanması ve petrol arzını artırmaya yönelik girişimlerle fiyatlar 90 dolar seviyelerine geriledi. Ancak, petrol fiyatlarının yüksek seyretmeye devam etmesi, küresel çapta enflasyon endişelerini canlı tuttu.
Enerji fiyatlarındaki bu artışın küresel enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabileceği endişeleri, başta Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed) olmak üzere önde gelen merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemesine yol açtı. Piyasa beklentilerinde, daha önce öngörülen faiz indirimlerine yönelik 'güvercin' ton, yerini daha sıkı para politikası anlamına gelen 'şahin' adımlara bıraktı. Son dönemde açıklanan makroekonomik verilerin enflasyonda görülen kalıcılığa işaret etmesi ve jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerindeki ek baskıları, bu beklentileri şekillendirdi. Bu gelişmeler doğrultusunda, dünya genelinde devam eden enflasyon kaygıları, küresel tahvil piyasalarını da olumsuz etkiledi. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Asya'daki ülke tahvil piyasaları satış baskısı altına girdi.
Bu karmaşık ekonomik tablo içerisinde, başta ABD, Avrupa ve Asya olmak üzere dünyanın önde gelen borsa endeksleri karışık bir seyir izledi. En dikkat çekici yükselişlerden biri, Güney Kore Kospi endeksinde yüzde 22,7 oranında gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletleri'nde New York borsası genel olarak alıcılı bir seyir izlerken, Orta Doğu'daki gerilimin başladığı ilk 100 günlük dönemde Nasdaq endeksi yüzde 13,4, S&P 500 endeksi yüzde 7,3 ve Dow Jones endeksi yüzde 3,9 oranında değer kazandı. Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 8,5, İtalya'da FTSE MIB 30 endeksi ise yüzde 5,7 oranında artış kaydetti. Bununla birlikte, Avrupa piyasalarında Almanya DAX 40 endeksi yüzde 2,1, Fransa CAC 40 endeksi yüzde 4,2, İspanya IBEX 35 endeksi yüzde 0,8 oranında değer kaybederken, İngiltere FTSE 100 endeksi yüzde 4,9 oranında geriledi. Asya kıtasında ise Çin Şanghay bileşik endeksi yüzde 4,5, Hong Kong Hang Seng endeksi ise yüzde 7,4 oranında düşüş yaşadı. Bu dönemde, piyasalardaki belirsizlik ve oynaklığın göstergesi olarak kabul edilen ve S&P 500 endeksindeki dalgalanmayı yansıtan VIX Endeksi, yaklaşık yüzde 8,3'lük bir artışla 19,8 seviyesine yükseldi.
Orta Doğu'daki savaş süresince ABD ve İran'dan gelen çelişkili mesajlar, bölgedeki gerilimlerin yeniden tırmanabileceği endişelerini körükleyerek piyasalarda risk algısının yüksek kalmasına neden oldu. Petrol fiyatlarındaki artışın mevcut enflasyonist baskıları daha da güçlendirebileceği değerlendirilirken, Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin genel olarak güçlü görünümünü koruması, para piyasalarındaki fiyatlamalarda ABD Merkez Bankası'nın (Fed) olası 'şahin' para politikası adımlarının gelecek yıla yayılabileceği ihtimalini güçlendirdi. Mevcut durumda, piyasalar gelecek yıl sonuna kadar Fed'den herhangi bir faiz indirimi beklentisi taşımıyor. Bu durum, dünya genelindeki enflasyon endişeleriyle birleşerek küresel tahvil piyasalarında satış baskısının devam etmesine neden oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Asya'daki ülke tahvil piyasaları satış baskısı altında kalırken, ABD 10 yıllık tahvil faizi, 19 Mayıs itibarıyla yüzde 4,69 seviyesine ulaşarak Ocak 2025'ten bu yana en yüksek seviyesini gördü.
Avrupa'da artan enerji maliyetlerinin enflasyonist baskıları artıracağına dair endişeler, para piyasalarında Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) yıl sonuna kadar üç faiz artırımına gidebileceği beklentisini güçlendirdi. Devam eden enflasyon kaygıları, bölge tahvillerinde satış baskısının sürmesine yol açtı. Bu süreçte, Almanya'nın 10 yıllık tahvil faizi Mayıs 2011'den bu yana en yüksek seviyesi olan yüzde 3,19'a, Fransa'nın 10 yıllık tahvil faizi Haziran 2009'dan bu yana en yüksek seviyesi olan yüzde 3,88'e ve İngiltere'nin 10 yıllık tahvil faizi Ağustos 2007'den bu yana en yüksek seviyesi olan yüzde 5,19'a ulaştı. Asya kıtasında ise enflasyonist baskıların sürdüğü Japonya'da, para politikasının sıkılaşabileceği yönündeki tahminler ön plana çıkıyor. Piyasalarda Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) bu yıl toplamda iki faiz artışı yapabileceği fiyatlanıyor. Bu süreçte Japonya'nın 10 yıllık tahvil faizi, 1997'den bu yana en yüksek seviye olan yüzde 2,76'ya yükseldi. Öte yandan, Çin'in 10 yıllık tahvil faizleri, Orta Doğu'daki savaşın başladığı tarihten itibaren yaklaşık 7 baz puanlık bir azalışla yüzde 1,72'ye geriledi. Analistler, bu durumun Çin tahvillerinin deflasyon riskleri nedeniyle Çin Merkez Bankası'nın (PBoC) para politikasında sıkılaşmaya gitme eğiliminde olmayacağı düşüncesinden kaynaklandığını ve bu nedenle diğer Asya ülkelerinden ayrıştığını belirttiler.